Eser Türk Edebiyatı'nın ilk yol romanı olma özelliğini taşıyor. Yani kitap baştan sona yolda geçiyor. Başta böyle söyleyince sıkıcı gelebilir, tek mekanda çekilen filmler gibi düşünün. Bayram şoför koltuğunda bizde sağ koltukta yola çıkıyoruz. O anlatıyor biz dinliyoruz.
Dil çok akıcı ve güzel kullanılmış. Yöresel kelimeler ve şive, günlük ağız kitapta sıklıkla var. Ama bu anlatımı boğacak şekilde veya sıkılmaya sebebiyet verecek düzeyde değil.
"Cakayı bırak, bokoğlu bok! Canımı sen vermedin. Sürdürürüm piyadeye haaa! Anam avradım olsun sürdürürüm!" (s.13)
Yazarımız Ağaoğlu, dolgun bir eğitime sahip. Eğitimi sonrası iş hayatı da oldukça takdire şayan. TRT'de çeşitli mevkilerde görev yapmış çalışmış. İdeolojik fikirlerini eserlerine yansıtmaktan hiç çekinmemiş. Fikirlerine ve düşüncelerine uymadığı noktada her şeyi elinin tersiyle itebilecek iradeye de sahip bir yazar. Zira dönemin TRT Radyo Dairesi Başkanlığı görevinden, özerkliğine el koyulmasından dolayı istifa etmiş.
Takdir edilesi bir duruş...
Kitaba dönecek olursak:
Kahramanımız Bayram ve onun canı gibi sevdiği sarı Mercedes'i Balkız.
Başta da söylediğimiz gibi kitabımız bir yol romanı. Baştan sona yolda geçiyor. Bayram anası babası ölünce amcasının sahip çıktı bir garip. Amacı Almanya'ya gitmek 'sarı taksi' almak. Amacına da ulaşıyor elbet. Ama neleri feda ederek, nelere göğüs gererek...
Bayram karakteri üzerinden gurbetçi kavramının tüm olguların yazar okuyucuya aktarmayı başarmış. Bizde Bayram'ın Almanya'dan Ballıhisar'a dönüş yolculuğunda ona eşlik ederken, gurbetçilerin çektiği her zorluğu, yaşadıkları şartları görüyoruz. Bayram yol boyunca yaşadığı, gördüğü olaylarla geçmişe gidip hayatından an'lar hatırlıyor ve bize aktarıyor. Bilinç akışı tekniği çok başarılı kullanılmış.
İçsel diyaloglar