William Shakespeare - Sonnet 108.
Sana ruhumun ne kadar inançlı ve sadık olduğu göstermek için ne yazabilirim ki henüz yazmadığım ?
Daha ne söyleyebilirim, ne yaratabilirim sevgimi ya da değerini anlatmak için ?
Hiçbir şey kalmadı güzel çocuk.

Ve tıpkı namaz kılanlar gibi her gün aynı şeyleri tekrar tekrar söylemeliyim, bu sözlerin eskimiş olduğunu düşünmeden.
Sen benimsin, ben senin.
Tıpkı adını kalemle gururlandırdığım ilk günkü gibi.

Sana olan ebedi aşkım yaşlılığın yüzüne ettiği tesiri hiç önemsemedi,
Tıpkı yüzündeki kırışıklıkları kabul etmediği gibi.
Aksine duygularımı hala ilk günkü kadar tazeymiş gibi anlatmam için ilham verdi.


Görünüşün ve yaşın aşkın öldüğünü gösterse de
Sende sana olan aşkımın özünü görüyorum.

Tuco Herrera, Saklı Seçilmişler'i inceledi.
 22 May 22:50 · Kitabı okudu · 4 günde · Beğendi · 10/10 puan

"BU KİTABI OKUYUNCAYA DEK, DiLEDİĞİNİZCE DOYA DOYA YİYİN , İÇİN GÜZEL KARDEŞİM !!"

Evet bonibon sever kardeşlerim ve "HEY GİDİNİN APAYRILARI" ..Alayınıza selam olsun .. Yine uzun bir inceleme olacak .. Dediler ki uzun yazma az kısa tut..Ama böyle bir kitabı kısa bir şekilde size anlatmam imkansız .. Hani cidden imkansız .. Şu inceleme altında size anlatacaklarım kitabın % 2 ' sini falan ancak verecek ama emin olun merakınızı da cezbedecek .. Bu kitabı , kitap fuarında türlü çingenelikler yaparak arşive kattım .. Atatürkçü Düşünme Derneği de satıyordu..4 lira daha ucuz deyince hemen oraya dadandım tabii ..2 masa üstü takvim , bir dolu ayraç falan ..Kaçar mı ? Kınamayınız !! O 4 liralar birikip nice 4 bira parası ediyor inanamazsınız .. Her işin başı iktisat.. Ne demiş eski GADDAR Türk atalarımız : Sıçanın sidiği değirmene kardır ( AĞIZ BURUN KIVIRMA BENİ KENDİNE BULAŞTIRMA !!) ... Şimdi şuraya kadar okuduğunuz bu girizgah ile bakın bir de güzel atasözünü silinmemek üzre beyninize nakşettiniz .. Yazarla devam edelim .. Biliyorum ki bazılarınız muhalif olmasından dolayı pekte sevmiyor bu adamı .. Olabilir ! Normaldir ! Ama karşıt fikirleri de okuyun derim .. Zaten biraz sonra anlatacaklarımla sanırım okumak isteyecekseniz ..

İncelemeye bir şehir bir de ülke ile başlayalım .."KIRŞEHERDEYİZ!"
Ne var burda ?
Burası esasen Osmanlının ilk günlerinde , hatta ondan da öncesinde Ahiliğin can damarının attığı bir merkez .. Günümüz kooperatif ( together as one su getir kezban tribi... bir elin nesi var iki elin sesi var , yardımlaşma falan fistan gülistan..) zihniyetinin temellerinin çook önceden atılmış hali burda uzunca müddet hayat bulmuş.. Hala da soluk bir nabızla atıyorsa da devam ediyor ..
Şimdi bir de aklınıza Hollanda'yı getirin ..Ne geldi aklınıza ? Laleler ! Başka ? Red Light District =P Başka? E hadi müzeler falan .. Bakın ben size sayayım Hollanda denince akla gelmesi gerekenleri ..

*Hollanda süs bitkileri ihracatında dünya birincisi... (AL SANA LALE ! OSMANLI DEDELERİMİZ GİBİ SARAYDA YETİŞTİRİP SEYRETMEMİŞLER...)
*Sebze ihracatında dünya birincisi...
*Süt ihracatında dünya üçüncüsü .. .
*Kırmızı et ihracatında dünya dördüncüsü...
*Sıvı-katı yağ ihracatında dünya dördüncüsü...
*Tarım ihracatında dünya ikincisi...

Biz sanırım tarım ülkesi olarak adlandırılıyorduk bir zamanlar değil mi? =))

KONYA KADAR YÜZÖLÇÜMÜNE SAHİP BİR MEMLEKETTEN BAHSEDİYORUM ! ALOO!!! Nasıl oluyor bu ? Nasılını anlatayım .. Bu gavur kısmı herşeyi ilime bilime dayandırdığı , yağacak olan yağmura sebep Nisan ayında yağmur duasına çıkmadığı için her işleri sistematik biliyorsunuz ..Ar- Ge denilen kavramı biz henüz bilmiyorken bu gavur oğullarından Michael Sandown adlı bir amca 1800'lerde bizim topraklara geliyor ..Kayseri, Sivas, Niğ­de, Nevşehir ve Kırşehir' de incelemeler yapıyor .. Bir bakıyor ki bizde Ahilik diye bir kavram var .. Kısaca herkesin üstlendiği bir iş gücü ve sahası mevcut tarımda.. Bundan baya baya etkilenip geri dönüyor Hollanda ' ya...Kooperatifleri kuruyor.. Sonuç : YUKARDA YAZDIKLARIM .. Ha ama Osmanlı ' da boş durmuyor tabii!! Hakkını yemeyelim .. 1850lerde bakın Osmanlı ne tip önlemler alıyor ..
*Çoban , evet yanlış okumadın ÇOBAN İHRACATINA (?!?!?!?!) yasak getiriliyor ..
*Sakız çiğnenmesi yasaklanıyor..
*Kadınların kaymakçı dükkanlarına girmeleri yasaklanıyor ..( Abdülaziz ' in çekirge fermanı var yazsam bir tane nefes alan kalmaz aranızda .. Kafadan totaliniz imamın kayığına binersiniz .. yazmayayım =)) )
Ben, Tuco Herrera ki bakın ben yani.. Böyle İŞSİZLİK GÖRMEDİM !Neyse geri dönelim , konu dağılmasın .. Laleyi zaten bizden aldıkları bir sır değil .. Peki ya angora kazaklarının macerası ? Şimdi İngilizlerin diye bilinen bu kazakların isminin esasen Ankara Tiftik keçilerinden geliyor olması ? Nasıl diye sormayın .. Yukarda KABAK gibi duran lale örneğinden yola çıkarsanız taşlar yerine oturur .. Sadece bu mu ? Bu bizim vurdum duymazlığımız diyelim ve bir başka konuya geçelim .. Köy Enstitüleri ..

Korkudan Korkmak incelememde (#27268771) üstü kapalı da olsa bahsettiğim için uzun tutmayacağım .. En büyük amaçlarından biri modern tarımın ne olduğundan habersiz Türk insanına tarımı öğretmek , köy yerinde eğitim vermek olan bu kuruluşların Adnan Menderes ve saz arkadaşlarının tekerine çomak soktuğu için kapatıldığını bilmem biliyor musunuz ? Bizim için cidden büyük bir kayıp..Hem eğitimsel , hem tarımsal boyutta .. Kapatılma sebebi mi ? Bir tanesi için ileri sürdükleri bahaneyi yazayım buraya ..

"Hasanoğ­lan Köy Enstitüsü'nün müzik salonuna havadan kuşbakışı ba­kınca 'orak' şeklinde!" Yani burda komunizm propagandası yapılıyor .. Kızlı erkekli eğitim veriliyor .. Namus ve din elden gidiyor .. Bu topraklarda McCarthycilik modası asla bitmez tükenmez ASLA GEÇMEZ! Yapılacak iyi şeylerin hepsinin yolunu komunizm şiarı ile kesmek bizim örf ve adetimiz olmuş .. Sonuç olarak tüm bunları diye diye sonuçta tarımı bitirdiler .. Ve bakın samanı Uruguay' dan , eti Sırbistan' dan ithal eder hale geldik .. Mercimeğin anavatanı Anadolu ! Kanada bizden aldığı mercimeğin genleriyle oynayıp soğuğa dayanıklı bir başka tohum elde etti .. Bugün mercimekte ve pek çok tahılın ihracatında Dünya' da tekel ..Bugünlerin temelleri 1950 lerde Menderes hükümeti döneminde yapılan ikili antlaşmalarla atıldı .. Aldığımız ve üzerinde "uzanan ellerin" olduğu süt tozu tenekeleri ile bize yaptıklarını belirttiğim incelememde yazdım.. Peki bunların ardında esasen kim/ kimler var? Oltadaki Balık Türkiye diyen Rockefeller sülalesi , DuPontlar ve 8 - 10 büyük TRÖST sahibi .. Rockefeller 'ları az çok biliyorsunuz .. Dünya' da petrol ve petrolle alakalı tüm yan sanayiinden Gdo lu ürünlere , psikolojik savaş araştırmalarından tutun da AMERİKA MERKEZ BANKASI - DÜNYA SAĞLIK ÖRGÜTÜ - BİRLEŞMİŞ MİLLETLER gibi pek çok oluşumun sahibi (ya da bunların ardındaki görünmez el ).. CIA 'i bir dönem fonladığı su götürmez bir gerçek.. Ve ne diyordu kendisi : ""Sahip olmak hiçbir şey­dir; kontrol ise her şey. Eğer ülke hükümetlerini kontrol etmek istiyorsan, ülkedeki tekelleri kontrol etmeli, eğer uluslararası tekeller veya karteller kurmak istiyorsan bir dünya hükümeti kurmalısın.. "Petrolü kontrol edersen ulusları, yiyeceği kontrol edersen insanları kontrol edersin!"

Gelelim Dupontlaraaa.. Rockefeller nasıl ki bir petrol tröstü ise , bu sülalede barut ve patlayıcıda dünyanın gelmiş geçmiş en büyük tekeli en büyük tröstü..Bakın yaptıklarından birkaçını sayayım ..

*Birinci Dünya Savaşı'nda müttefik ordularının toprakların­dan ateşlenen barutun yüzde 40'ı DuPontlar tarafından üretildi.
*İkinci Dünya Savaşı'nda atılan atom bombası DuPont fabri­kasında üretildi..
* Tokyo'da evler tahtadan olduğu için bombardımanlarda gereken verimi alamadıklarından dolayı Napalm olarak bilinen yangın bombasını bu amcalar ürettiler.Yani Tokyo katliamında kullanılan Napalm Bombasının mucidi de bu adamlar ..Sadece son 2 madde itibari ile 500BİN insan katlettiler Japonya' da .. Ve seneler sonra Dupontların Japon Expo Ticaret Fuarı'nda sattığı ürün ne biliyor musunuz ? ATEŞE DAYANIKLI TEKSTİL ÜRÜNLERİ !!! Bunu JAPONYA GİBİ BİR YERDE YAPABİLİYOR ADAMLAR !! Heriflerdeki caniliğin , küstahlığın boyutlarını anlamanız açısından da biraz uzun yazıyorum .. Buraya kadar okuyanlar zaten bana lazım olan kesim ..

Şimdii.. Biri PETROL ,diğeri BARUT ve Patlayıcı Tröstü iki sülale ..Bu insanların bizim yediğimiz gıdalarla ne alakası olabilir ? Tohumculuk (ve araştırmalarında ) , her türlü ilaç sanayiinde ( tarımsal - bitkisel , insani ve hayvansal) , petrolde , insanlara sağlanacak kredilerde sürekli DİRSEK TEMASI ile çalışan bu insanların amacı ne ? Soner Yalçın bu kitapta bir yerde aynen şunları diyor ..

"Bir taşla kaç kuş vuracaklar:
ı) Tohumlarını satacaklar...
2) Tohumlarını kullananlara gübre ve ilaç satacaklar...
3) Tohumlarını ekenlere petrollerini satacaklar...
4) Parası olmayanlara kredi verecekler...
5) Bu tarım felaketi sonucu hastalananlara ilaç satacaklar... Hep aynı soruyu tekrarlayacağım:
Tüm bunları Rockefeller gibi küresel şirketler SADECE PARA KAZANMAK İÇİN Mİ YAPIYOR? Ülkeleri boğazlarından kendilerine bağlamak için mi yapıyor? Başka? .
Hastalık saçan "ölüm tohumlarının" dünya tarlalarına dağı­tılmalarının gizli amacı yok mu?
Evet, bu kitabın yazılma amacı işte bu soruya yanıt bulmak­tır..."

Birbirleri arasındaki bağları okudukça delirmemek elde değil ..

Bu işleri çok uzun müddettir takip eden , araştıran biri olarak sadece şunu söylüyorum sizlere : BU KİTABI OKUYANA KADAR DiLEDİĞİNİZCE , DOYA DOYA YİYİN İÇİN GÜZEL KARDEŞİM !! ZİRA BİZİ TEK KURŞUN ATMADAN HEM FİZİKSEL HEM DE İKTİSADİ YÖNDEN TAKIR TAKIR ÖLDÜRÜYORLAR ..

Biliyorsunuz Ramazan Bayramı kapıda ...baklava alacaklar ..HUUUU!!! Baklavanın içinde gördüğünüz ve antep fıstığı sandığınız o yeşil partiküllerin aslında dondurulduktan sonra çekilmiş ve düşman hatlarının ardına sızmış ajanlar misali yufkaların arasına girizgah yapmış bezelye ve mercimek olma ihtimali olduğunu hiç aklınıza getirdiniz mi bilmem ! E madem kuruyemiş dedik ...

Bonus da Ersen ve Dadaşlardan gelsin ..

BAHÇEDE KURUYEMİŞ ! KİM YEMİŞ KİM YEMEMİŞ ?!?!

https://www.youtube.com/watch?v=LZGnYO6upyQ

(Bu arada girişteki CİĞERİ SÖNÜK KLAVYE ÖMÜRDEN HER DİNLEYİŞTE 5 SENE ÇALIYOR !!)

ESEN KALIN , İŞSİZ KALIN !!

ilknur, Uçurtma Avcısı'ı inceledi.
20 May 15:41 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Tek kelime ile anlatmam gerekirse muhteşemdi diyebilirim...hasan hala aklımda...sevgisi,bagliligi,cesareti...dunya halleri..insan halleri...savaş...hayatta kalma ugrasi

Turan Ergün
İçimdeki mezarlığa
gömdüklerimi kimseye
anlatmam. Hem ölülerin
ardından konuşulmaz ki,
günahtır!

Merve Ayhan, Martı Jonathan Livingston'u inceledi.
18 May 12:13 · Kitabı okudu · 5 günde · 9/10 puan

Bu incelemeyi yapmak için biraz bekledim. Aslında yapıp yapamayacağımdan da emin değildim ama en azından denemek isterim :).
Hepimizin içinde bir "MARTI JONATHAN LIVINGSTON" vardır. Sadece doğru ışık altında parlamayı bekleyen mücevherlerizdir çoğumuz. İşte bizim küçük martımız Jon' da martılar arasındaki değerli bir mücevher gibi. Onu diğer martılardan farklı kılan "İSTEMESİ". Peki neyi? O bir simit veya hayatta kalmak için bir sürüyü ya da yaşamak için uygun koşullar isteyen ve başını bir kez olsun göğe kaldırmamış martılardan değil. Onun istediği ÖZGÜRLÜK, ÖĞRENMEK , UÇMAK. Aslında MARTI JON her düşüncesinde biz insanlığı anlatıyor. Yapmak istediklerimizi , yapamadıklarımızı ortaya koyuyor. İncecik bir kitap olmasına rağmen köklü bir sarsıntı yaratıyor insanda. Kitabı anlatmam imkansız gelebilir çünkü istemek , özgürlüğü istemek , öğrenmenin sınırının olmadığını anlatmam için bu inceleme yetmez. Ama size kitabı okurken içime dokunan bir kısım paylaşacağım.

Anne:
“Neden Jon, söylesene neden? Diğerleri gibi olmak bu kadar mı zor? Alçaktan uçmak pelikanların ve albatrosların işi, bunu onlara bırak­malısın. Hem niçin avlanmıyorsun oğlum? Artık bir kemik bir tüy gibi kaldın.”

Jonathan Livingston:
“Bir kemik bir tüy kalmak umurumda bile değil anne. Ben sadece havada ne yapıp ne yapamayacağımı öğrenmek istiyorum, anlıyor musun, hepsi bu. Sadece öğrenmek istiyorum.”

Baba:
“Buraya bak Jonathan, kış gelmek üzere. Balıkçı tekneleri giderek azala­cak, balıklar da artık suyun üzerinde değil, derinlerde yüzecek. Eğer bir şey öğrenmek istiyorsan, nasıl yiyecek bulacağını öğren. Bu uçma çaban gerçekten çok hoş ama uçmanın karın doyurmadığını sen de biliyorsun. Şunu hiç aklından çıkarma; senin uçma nedenin yiyecek bulabilmek!”
***
İşte gördüğümüz gibi bütün sıkıntılara rağmen vazgeçmemek bütün ozet burda işte. Peki madem neden hala içimizdeki Marti Livingston' u ortaya çıkarmıyoruz?

Gökçen Kız, bir alıntı ekledi.
16 May 23:14 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Sevdikçe, sevdiklerinden daha çok korkan insanların, başkalarına inanılmaz, tuhaf ve yabancı gözüken davranışlarını Sevda'ya anlatmam mümkün değildi.

Tehlikeli Masallar, Ahmet Altan (Sayfa 26 - Can)Tehlikeli Masallar, Ahmet Altan (Sayfa 26 - Can)
İklim, bir alıntı ekledi.
13 May 22:30 · 9/10 puan

-kaybolduğum yerleri-
“Daha önceki mektuplarımda hep güzel şeylerden bahsetmiştim. Ama sizi gerçekten yanımda görmek istiyorsam, benim de size kaybolduğum yerleri anlatmam gerekir. Çünkü biliyorum: Eğer oraya gelemezseniz, asla tam anlamıyla birlikte olamayız.”

Muhtelif Evhamlar Kitabı, Ömür İklim Demir (Sayfa 14)Muhtelif Evhamlar Kitabı, Ömür İklim Demir (Sayfa 14)

Sana anlatmam gereken ne çok şey birikti şu kısacık birkaç günde.

Nine'nin Ölen Eşine Mektubu
Son GÜNLERDE; bir surat bir surat ki GELİNDE, çayımı bile yarım dolduruyor BEY. Allah'tan KULAKLARIM ağır işitiyor da, duymuyorum ne söylediğini…! Ama yinede HİSSEDİYORUM..! Beni, bu evde galiba istemiyor artık. Hey gidi günler heeey…! OĞLUNU bilirsin, vur kafasına al lokmayı. İki ara bir derede ne yapsın…? ANA bu, atsa atılmaz; satsa satılmaz.Bana artık gizli gizli sarılıyor bey...! Dün akşam, UYURKEN öptü beni biliyor musun? Nasıl ağırıma gitti nasıl…! Artık AKİDE ŞEKERİDE getirmiyor. Hani dişlerim yok ya, güya yerken garip sesler çıkarıyormuşum da; çocuklar İĞRENİYORMUŞ benden. Yok; vallahi yalan bey, hiç yapar mıyım ben öyle şey..? GELİN; çocuklara masal anlatmamı da yasakladı. Üstelik seninle konuşuyormuşum diye, duvardaki resmini bir yere sakladı. Olsun, koynumdaki resminden haberi bile yok..! Yine de BEDDUA edemem bey, oğlumun karısı; torunlarımın anası o…! Geçenlerde üst KOMŞULAR geldi. Ne konuştuklarını duymayayım diye, kapıyı üstüme kilitledi. Duymadım, duyamadım; lakin hissettim. DÜŞKÜNLER EVİNE yatıracaklarmış önümüzdeki ay beni. Ne yalan söyleyeyim epey ağırıma gitti, epey…! Ha, SEN ne diyorsun bey..? Hani bir görünsen OĞLUNA…! Ne de olsa babasısın, seni dinler. Bu odada oturur, vallahi hiç dışarı çıkmam. Akide şekeri de istemem. MASALDA anlatmam artık çocuklara. Ne olur, AYIRMASINLAR beni bu evden. Yaşayamam, nefes bile alamam. Sana ait anılardan uzak ne yaparım ben, ne yaparım..? Şu camın PERVAZINDA hayalin durur, çekmecelerde el izin. BASTONUN hala duvarda asılı. İstemiyorlar beni artık, istemiyorlar hasılı...! HEY GİDİ GÜNLER HEY..!
Hani DİYORUM, bir çağırsan..! Yoksa, yoksa sendemi UNUTTUN beni bey…?

Ömer Gezen, Kuklanın Ruhu'yu inceledi.
09 May 15:32 · Kitabı okudu · 1 günde · Beğendi · 10/10 puan

Vay be! Ben az önce ne okudum ya öyle????
İncelememe başlamadan önce bana bu kitabı hediye edip kitaplığıma kazandıran:Gökçe a çok teşekkür ederim :) Kitap sabah geldi ve heyecanla alıp okumaya başladım ve bırakamadım bitene kadar :D
Neyse incelememize geçelim.
Burada inceleme okumak istemeyenler için kısaca kitabı anlatırsam; BUGÜNE KADAR BU KADAR KISA OLUP DA BU KADAR ÇOK BİLGİ BARINDIRAN BAŞKA BİR KİTAP OKUMADIM diyelim :)
Peki kitabımız neyi anlatıyor? Kuklanın Ruhu-İnsan özgürlüğüne kısa bir bakış yazıyor kitabın üzerinde, sizce de o kadar kısa bir bakış mı bu??
Bence hiç de kısa falan değil :D
Şimdi önce belirtmek isterim ki yazara hayraaaaan kaldım. Kendisi de mükemmel bir kitap kurdu bence.
Kitabı okurken defalarca okuma listeme yeni kitap ekledim ve bu kitapta geçen kitaplar 15 tane falan benim saydığım :D
Peki yazar napıyor kitapta?
İnsan özgürlüğünü Dinden Felsefeden ve Edebiyattan örnekler vererek açıklamaya ve anlatmaya çalışıyor bence.
Ama bu kitap için sadece insan özgürlüğünü anlatıyor diyemeyiz konu olarak çok aşmış durumda.
Kitapta sayamayacağım kadar çok şey anlatılıyor valla üşendim şu anda anlatmaya :DDDD
Neyse ama yazar bunu yaparken hayran kalacağım bir şekilde yapıyor. Mesela ölüm hakkında bir şey anlatacaksa bunu X kitabının bir bölümünde şu şekilde geçiyor diye anlatıyor. Sonra da diyor ki bu ölüm Y kitabında da bu şekilde geçiyor :DD
Adam resmen ben bütün kitapları okudum ve hepsini biliyorum diye gövde gösterisi yapmış :DDDD
Neyse John Krallllllsssssın :D
Son olarak anlayacağınız gibi kitaba aşık oldum :(
Ve iki şey daha diyeceğim:
1- Kitabı 3 kere okuyacağım.
İlkinde not alarak okudum.
İkincide de sessiz bi gece vakti başlayıp ayraç kullanmadan okuyacağım. (Bugün ya da bu hafta)
Üçüncü ve sonuncuda da yazarın kitapta anlattığı kitapları okuduktan sonra okuyacağım( Tahminen birkaç yıl sonra olacak bu :D)
2- Kitap 110 sayfa ama nasıl dolu görmeniz lazım. Kısaca ne kadar dolu olduğunu anlatmam gerekirse bi' buluşma hayal edin. Hani bi kitap seçilip konuşulan buluşmalarda. Hah işte bu kitabı o buluşmalardan birisi için seçerseniz buluşmanız tahminen birkaç gün sürer ve sonunda yorulur ve kitap hakkında konuşmayı bırakırsınız :)
İşte böyle bi kitap bu(Hayran kalma emojisi)
Neyse ben kitabı çok sevddddim ve demem o ki;
Herkese iyi okumalar dilerim :)