Puan vermedi·176 syf.··
2026 64. kitabı
Herkese merhabalar, sürükleyici bir manga yorumuyla geldim, Bahar Fırtınası ve Canavar. İlk bakışta klasik bir “serseri çocuk ve kendi halinde sakin kız” hikayesi gibi görünüyor. Zaman zaman bize bir yaz gençlik dizisi izliyormuşuz gibi hissettirse de temelde insanların dışarıdan göründüğünden çok daha fazlası olduğunu ve davranışların arkasında mutlaka bir yaşanmışlık bulunduğunu sürükleyici ve espirili bir hikayeyle anlatıyor. Tabii ki hikaye bir orta okul ve lise öğrencisi arasında geçtiği için ergenlik çağlarındaki yalnızlık, anlaşılma ihtiyacı ve aşka olan o saf ve dramatik bakışımızı bize hatırlatıyor. Kaya karakteri, çevresi tarafından bir “serseri” gibi görülen ,"yalnız, kimsenin kabul etmediği, kabul edenin de çıkarı için kabul ettiği" bir karakter olarak görünse de hikaye ilerledikçe onun sadece anlaşılmayı bekleyen, kendi içinde mücadele eden ve hayatındaki zorluklar sebebiyle sert birine dönüşmek zorunda kalmış biri olduğunu fark ediyoruz. Ranko karakteri ise sakinliği, dilinden düşürmediği "huzur" arayışı ve biraz da tedirgin duruşuyla karşımıza çıkıyor. Kitap boyunca sık sık "yalnız kalmaktan" bahsediliyor. “Arkadaşın olabilirim ama yalnız kalmak istemiyorsan...” cümlesi aslında hikayenin temel noktalarından biri. Ranko bunu sadece basit bir arkadaşlık teklifi olarak söylemiyor. Kaya'yı serseri tavırları nedeniyle yargılasa ve ondan korksa da devamlı olarak onu merak etmekten, onu iyiye yönlendirmeye çalışmaktan kendini alıkoyamıyor. Bu tavırları nedeniyle Kaya’nın kötü çevresiyle arası açıldıktan sonra, Kaya yalnız kaldığı için Ranko kendisini suçluyor ve bu cümleyi kuruyor. Aslında bu cümle Kaya’nın ilk kez gerçekten kabul edildiğini hissettiği anlardan biri ama Kaya bu teklifi kabul etmiyor, çünkü aralarındaki ilişki arkadaşlıktan daha
Bahar Fırtınası ve Canavar - Cilt 1Miyuki Mitsubachi · Athica Yayınları · 20265 okunma
10/10
·124 syf.··
Beğendi
·
2026 171. kitabı
·
15 saatte okudu
·
Okunma: 18 Haziran 2026 15:22
"SABAHIN KÜKREYİŞİ" "Bazen kendimi bir anlığına zamandan ve mekândan, bağlılıktan ve çekingenlikten kurtarmayı başarıyorum. O zaman hayatıma zorla girmiş olan insanlar, köpekler ve günahlar pislik gibi kayboluyor ve o kutsal ruh halinde artık kendi varlığımla çelişmiyorum." Karayip edebiyatıyla ilk tanışmam bu kitapla oldu. Ama bu, “olay örgüsü, düğüm çözülüyor” tadında bir roman değildi. Ölümün eşiğindeki bir insanın kendisiyle hesaplaşmasıydı. Büyük patlamalar, entrikalar yoktu. Sadece bir hayat, bir oda, bir nefes ve bolca sessizlik vardı. Yazar, karakteri konuşturarak bize ölümü değil, yaşayıp yaşayamadığımızı sordu. Yazar, bizi tropik bir adanın yalnızlığına, kitapların ve köpeklerin eşlik ettiği uzun bir geceye davet ediyor. Yaşlanmış anlatıcının iç hesaplaşması, doğanın gece sesleriyle iç içe geçerken, bizler bilinçle bilinçdışı arasında salınan düşüncelerin akışına kapılıyoruz. Yalnızlığın, dışlanmışlığın ve varoluşsal yabancılaşmanın izini sürerken, insanın doğayla kurduğu kırılgan ilişkiyi ustalıkla işliyor. Her sayfada ölüm ve yalnızlık temaları, Karayipler’in büyüleyici ama bir o kadar da ürkütücü atmosferinde yeniden şekilleniyor. Bazen bu kırıntılar arasında ben de koptum. Çünkü alıştığımız tempoya değil, yavaşlığa davet ediyor. Ama kopuşlarımın arasında yalnızlığı daha net hissettim. Karakter yalnızlaştıkça ben de kendi yalnızlığımla yüzleştim. En çok sevdiğim kısımlar karakterin geçmişinden gelen kesitler oldu. O anlar kitaba nefes verdi. Yazar burada sadece bir hayat anlatmıyor. Arada insanlara, devlete, gücün kötüye kullanımına dokunduruyor. Bazen alayla, bazen tokat gibi direkt. “İnsanların acımasızlığı” dediği yerde sustum. Çünkü o acımasızlığı hepimiz bir yerlerde gördük, belki de yaptık. Ben gerçekten mutlu muyum? Beni en çok vuran yer
Edebiyat
Sabahın KükreyişiTip Marugg · İdeal Kültür Yayıncılık · 202529 okunma
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
Puan vermedi·112 syf.··
2026 12. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 13 Haziran 2026 23:39
Şu aralar hava o kadar boğucu ki... Yetmiyor Bad Dream arka fonda çalıyor, Bellhound Choir. İnsanın göğsüne bir taş oturuyor oturmasına da, Cahit Tanyol’un bu sararmış sayfalarını karıştırırken o taş daha da ağırlaştı. Schopenhauer’da Ahlak Felsefesi. Kitabın adı bile bir resmiyet, bir akademik soğukluk taşıyor ama içi... İçi resmen kor. Bazen durup bakıyorum etrafıma. Otobüste ters ters bakan adam, markette sırasını kapmaya çalışan o teyze... Egoizm diyor Tanyol, Schopenhauer’dan el alarak. Aramıza öyle derin hendekler kazmışız ki, kimse kimsenin kuyusundan su içemiyor artık. Bir sözleşme olmasa, hani o kanunlar, ayıplamalar falan olmasa birbirimizin gırtlağına çökecek vahşileriz aslında. Üstelik gökten üç elma da düşmeyecek. Doğruya doğru. Dürüst olmak lazım bazen, kendimize bile itiraf edemediğimiz o karanlık köşelerimiz var ya. İşte o köşelerde fırtınalar kopuyor. Geçen gün kuantum fiziğiyle ilgili bir makaleye gözüm çarpmıştı, parçacıkların birbirini uzaktan etkilemesi meselesi.. Aslında Schopenhauer’ın merhamet dediği şey de tam olarak bu değil mi? İyi kalpli insan, başkasını bir "ben olmayan" olarak görmez diyor kitap. O, benin tekrarıdır. Yani o acı çekiyorsa, atom altı bir düzeyde benim de canım yanıyor. Ama biz ne yapıyoruz? Duvarlar örüyoruz. Kalın, deniz kumu betonarme duvarlar. Şey gibi... Tarık Buğra’nın romanlarındaki o taşra sıkıntısı, o kendi içine kapalı, patlamaya hazır insanlar gibi herkes. Zevk dediğimiz şey zaten sadece acının yokluğuymuş. Mutluluk diye peşinden koştuğumuz her şey aslında sadece o an canımızın yanmaması durumu. Mutluluk sadece geç kalmış acı. Büyük bir kandırmaca. Bir illüzyonun içinde, elimizde fenerle ahlak arıyoruz. Yoruluyor insan. Cümleleri bile bazen sonuna kadar götürmeye mecali kalmıyor insanın, öylece kalıyor yarım. Cahit
Schopenhauer'da Ahlak FelsefesiCahit Tanyol · Gendaş Yayınları · 199817 okunma
Varoluşun ince hesabına okkalı tokat;
Puan vermedi·104 syf.··
2026 11. kitabı
·
24 saatte okudu
·
Okunma: 09 Haziran 2026 20:10
Modern mezarlığa hoş geldiniz; hani şu her sabah kart basıp akşamına "mutluluk" satın aldığımızı sandığımız o devasa, ışıltılı toplu mezara. Alain Badiou, Gerçek Mutluluğun Metafiziği adını verdiği bu incecik ama zehirli kitabıyla tam da buraya, o sahte konfor alanımızın orta yerine dalıyor. Hacmi küçük, derdi büyük bir mevzu bu. Adam resmen piyasa ekonomisinin, kariyer planlarının ve o bitmek bilmeyen "güvenlik" masallarının suratına okkalı bir tokat aşk ediyor. Bizim o uysal, evcilleştirilmiş, sistemin suyuna giden zavallı bireyliğimizi alıyor; altını oya oya içinden hakiki bir "Özne" çıkarmanın derdine düşüyor. Çıkarabilir miyiz peki? Şüpheliyim ya, neyse. Dünya dediğin yer zaten baştan aşağı bir itaat okulu, bunu hepimiz biliyoruz. Ekonomi politik falan derken iki büklüm olmuşuz, ruhumuzu üç kuruşluk mesleki güvence hesaplarına meze yapmışız. Badiou tam da bu noktada damardan giriyor işte: "Ulan" diyor mealen, "gerçek mutluluk dediğin şey ince hesaba gelir mi hiç?" Gelmez tabii. Ama biz ne yapıyoruz? Gitgide daha erken yaşlarda başlıyoruz o şüpheli güvencelerin peşinde takla atmaya. Risk almaktan, tesadüflerin o tekinsiz ama büyüleyici karanlığına sapmaktan ödümüz kopuyor. Filozofun dediği gibi, her şeyi uydurmuşuz istihdam piyasasının o leş yapısına. Sonra da akşamları evde oturup, o uyuşturulmuş zihinlerimizle mutlu olduğumuza ikna etmeye çalışıyoruz kendimizi. Yersen. Kitabın en can alıcı, en pesimist damarıma dokunan yeri de o meşhur "hakiki yaşam" mevzusu zaten. Şair Rimbaud vaktiyle "Hakiki yaşam yok" diye kestirip atmış, haksız da sayılmaz hani; şu etrafta gördüğümüz süslü yalanlara bakınca insanın inanası geliyor. Ama Badiou o kadar kolay teslim olmuyor bu karanlığa. Hakiki yaşamın mevcut olmasına karar verecek olan bizzat sensin, diyor. Yani o her köşede
Gerçek Mutluluğun MetafiziğiAlain Badiou · Monokl · 2015147 okunma
Albert Camus - Yabancı
Puan vermedi·110 syf.··
2026 1. kitabı
SENTEZ ENTELEKTÜEL OTURUM | HAZİRAN AYI İLK KİTABI (01-07)./06.2026 ​KİTAP KİMLİĞİ ​Kitap Adı: Yabancı ​Yazar: Albert Camus ​Tür: Kurgu (Roman) ​Sayfa Sayısı: 112 ​Odak Noktası: Absürdizm Varoluşçuluk, Bireysel Yabancılaşma ve Toplumsal İkiyüzlülük ​ ​Soru: Yazarın bu eserde inşa ettiği düşünce dünyası, bugünün modern insanı için bir "çözüm" mü sunuyor, yoksa sadece "sorunu" mu derinleştiriyor? ​ Cevap: Camus aslında sorunu derinleştirerek radikal bir çözümün kapısını aralıyor. Modern insan, toplumsal beklentilerin, dijital onaylanma arzularının ve yapay mutluluk illüzyonlarının arasında sıkışmış durumda. Meursault’nun hikayesi, bu yapaylığı ve hayatın anlam arayışını tamamen sıfırlayarak yüzümüze sert bir gerçeği çarpıyor: Hayatın önceden belirlenmiş hiçbir ilahi veya toplumsal anlamı yoktur. ​Bu ilk bakışta nihilizm (hiççilik) gibi görünüp sorunu derinleştirse de, aslında Camus’nün Absürd (Saçma) felsefesinin özüdür. Çözüm, bu anlamsızlığı kabul edip hayata karşı isyan etmektir. Kitabın sonunda Meursault’nun idam edilmeden hemen önce dünyanın o "tatlı kayıtsızlığına" kendini açması ve mutlu olduğunu fark etmesi modern insana şunu söyler: Gerçek özgürlük, sistemin dayattığı maskeleri fırlatıp atarak yaşamın saçmalığını kucaklamak ve her şeye rağmen dürüstçe yaşayabilmektir. Camus bize hazır bir reçete sunmaz, bizi özgürleştirecek olan o sarsıcı teşhisi koyar. PARADOKS SEANSI: FİKİR ÇARPIŞMASI ​ Vaka: Meursault’nun işlediği cinayet tamamen kaçınılmaz bir doğa olayının (güneşin ve sıcağın) getirdiği anlık bir cinnet halidir; dolayısıyla Meursault bir katil değil, trajik bir kurbandır. ​1. Savunma Hattı: Çoğunluğun aksine, bu iddiayı destekleyen en güçlü kanıt kitaptaki hangi olay veya cümledir? ​Kitaptan Kanıt: Romanın mahkeme sahnesinde Meursault'nun
1000Kitap
YabancıAlbert Camus · Can Yayınları · 2025137,4bin okunma
Beyaz Geceler
5/10
·208 syf.··
2026 9. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 30 Mayıs 2026 11:39
"Gökyüzü öyle yıldızlı,öyle berraktı ki,onu gören kendine sormadan edemezdi: Nasıl oluyor da böyle bir göğün altında türlü türlü suratsız,kaprisli insan yaşayabiliyor?" Hikaye söyle bir cümleyle başlıyor ve insanı derinden sorgulatıyor. Düşünüyorum da her şey değişiyor fakat dünyanın neresinde olursanız olun hisler aynıdır,değişmez. Tıpkı yazarın bu cümlesine herkesin hak vermesi gibi. Elimizde hayalperest bir erkek karakter var. Umut dolu,iyi niyetli fakat her iyi niyetli gibi bahtsız bir karakter ki kadın karakterimiz Nastyenka tarafından hayal kırıklığına uğratılıyor. Evet yaptığı acımasızlık ve belki de ihanet çünkü acısını bastırmak için başka birini kullanan bir karakter yine de erkek karakterin bunları bile bile aşık olduğunu da göz ardı edemeyiz. "Tanrım! Bir anlık mutluluk! Koskoca bir ömürde az şey mi?" Çok şey anlatan bir cümle de önemli olan anlamak çünkü o kadar elindekiyle yetinmeyi bilmeyen insanlar haline geldik ki kaybettiklerimizi suçunu hep başkalarında aradık, kendimizde değil. Kitap hakkındaki incelemelere baktığımda neredeyse herkesin sadece beyaz geceler hakkında yorum yaptığını gördüm. Diğer hikayeler yokmuş gibi. Linçlenmeyeceksem genel olarak hikayeleri beğendiğim söylenemez. Okuduğum her sayfada "Bunlar ne yaşıyor ya? Ben ne okuyorum şu an?" Demekten kendimi alamadım maalesef. Yani sorun ya bende ya başkalarında anlamadım pek. Belki yazarın kalemini anlamak için daha fazla kitabını okumalıyım,bilemiyorum.
Beyaz GecelerFyodor Dostoyevski · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2024102,4bin okunma