Hayatını temkinle, dikkatle, ihtiyatla yaşayan anneme göre geçmişte neler yaşadığımızı başkalarının bilmesine gerek yoktu. Dünya iyiliğimizi istemeyen insanlarla doluydu. Bu yüzden insan içini, sırlarını, özel hayatını kendine saklamalıydı.
Bana ilk kez ne zaman ölmek istediğimi sorduğunda, annemle yaptığım o konuşma gelmişti aklıma. Altı ya da yedi yaşındaydım sanırım. Kaşıntıdan gözüme uyku girmediği o günlerde, anneme her gün ağlayarak şöyle dermișim: "Çok zorlanıyorum anne. Böyle yaşamak istemiyorum." O yaşımda kurduğum bu cümle, ölmek istediğim anlamına gelmiyordu belki. Ama şimdi düşününce, o hissin tam olarak ölme arzusu olduğuna eminim.
Keseyle ne yapacağımı sordum anneme.
"İçinde lale tohumlan var, ülkemizin sembolüdür. Ama daha da önemlisi, sana verecekleri bir ders var; onlar, görünüşte başka çiçeklerden ayırt edemediğin anlarda bile hep lale kalacaklar. Ne kadar isteseler de güllere veya ayçiçeklerine dönüşemeyecekler. Kendi varlıklarını inkar etmek istedikleri takdirde hayata küskün ölecekler.”