En şanlı direniş şüphesiz Antep direnişiydı. Maraş'tan çekilen Fransızlar burada yerleşmek istediler. Bilhassa burada Ermenilerin yardımıyla baskı yaparak hükmetmek sevdasına düştüler. Fakat halk ve civardaki Kuvayımilliye çarpışmaya başladı. Savunanlar açık, himayesiz Antep'i cahil köylülerin yaptığı basit, kerpiç ve toprak siperleri savunmalarıyla başlı başına bir kale gibi bir direniş noktası yaptılar.
Kenan Cesur
"Madem siz yokluğumda kendini bilmez iki it yüzünden beni idama mahkum etmeye kalktınız. Madem ben yokken beni bitirmeye kalktınız. Cesur Aşireti bundan böyle Yedi Aşiretten değildir. Kenan Cesur sizden biri değildir. Aşiretimin insanlarının aşına bundan böyle sizin insanlarınız ortak değildir. Antep bundan böyle size cehennemdir."
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Antep güneşinden bahsetmiyo...
Yaşasın güneş... Güneş aydınlığında öyle bir hassa var ki,sade dünya değil, insanın beyninin içi de aydınlanıyor...
Alıntı
Mendilimde Kan Sesleri
Her yere yetişilir Hiçbir şeye geç kalınmaz ama Çocuğum beni bağışla Ahmet abi sen de bağışla. Boynu bükük duruyorsam eğer İçimden böyle geldiği için değil Ama hiç değil Ah güzel Ahmet abim benim İnsan yaşadığı yere benzer O yerin suyuna, o yerin toprağına benzer Suyunda yüzen balığa Toprağını iten çiçeğe Dağlarının, tepelerinin dumanlı eğimine Konya'nın beyaz Antep'in kırmızı düzlüğüne benzer Göğüne benzer ki gözyaşları mavidir Denizine benzer ki dalgalıdır bakışları Evlerine, sokaklarına, köşebaşlarına Öylesine benzer ki Ve avlularına (Bir kuyu halkasıyla sıkıştırılmıştır kalbi) V e sözlerine (Yani bir cep aynası alım-satımına belki) Ve bir gün birinin bir adres sormasına benzer Sorarken sorarken üzünçlü bir ev görüntüsüne Camcının cam kesmesine, dülgerin rende tutmasına Öyle bir cıgara yakışına, birinin gazoz açmasına Minibüslerine, gece kondularına Hasretine, yalanına benzer
Sayfa 50·Kitabı okudu
Şiir
Antep'te ilkokulu bitirdikten sonra babam İstanbul'a, Robert Kolej'e gönderdi beni. İşlemleri Ali Dayım yaptı. Ali Kazanoğlu. Annemle kardeş çocuklarıydılar. Ama biz Ali Dayı derdik ona. Öğretmendi. O sıralarda İstanbul Milli Eğitim Müdür Yardımcılığı yapıyordu sanırım. Bir de oyun yazmıştı. "Alp Aslan" Hem "hamasi"ydi, hem de kadın rolü yoktu içinde; bu yüzden Anadolu'da neredeyse her lisede oynanmıştı. Yatılı okuyacaktım. Eşyalarım hazırlandı. Dayı Ahmet Ağa İlkoku­lu'ndan Robert Kolej'e. Suburcu'ndan Bebek'e. Beni İstanbul'a annemle babam getirdiler, Theodorus Hall'ün ikinci katındaki yatakhaneye yerleş­tirdiler. Yanaklarımdan öptüler. "Hafta sonu görüşmek üzere" gözyaşları­nı göstermemeye çalışarak gittiler.
Sayfa 65·Kitabı okuyor
Nakıp Ali bir Hac filmi getirtti Antep'e. Cami hocalarını toplayıp zi­yafet çekti; sonra da özel olarak filmi oynattı onlara. Ertesi gün, artık nere­den çıktıysa, bir rivayet yayıldı kente: "Bu filmi yedi kere gören tam hacı, üç kere gören yarım hacı sayılır." Film kapalı gişe girdi gösterime. Haftalarca oynatıldı. Arada bir yaş­lı kadınlar geliyordu Nakıp Ali'nin yanına: "Evladım, ben iki kere gördüm. Üçüncüsüne param kalmadı. Sevabına ... Bari yanın hacı olayım." "Gir, bacım," diyordu Nakıp Ali. "İstersen dört kere daha gel. Para mara istemez."
Sayfa 52·Kitabı okuyor