En şanlı direniş şüphesiz Antep direnişiydı. Maraş'tan çekilen Fransızlar burada yerleşmek istediler. Bilhassa burada Ermenilerin yardımıyla baskı yaparak hükmetmek sevdasına düştüler. Fakat halk ve civardaki Kuvayımilliye çarpışmaya başladı.
Savunanlar açık, himayesiz Antep'i cahil köylülerin yaptığı basit, kerpiç ve toprak siperleri savunmalarıyla başlı başına bir kale gibi bir direniş noktası yaptılar.
"Madem siz yokluğumda kendini bilmez iki it yüzünden beni idama mahkum etmeye kalktınız. Madem ben yokken beni bitirmeye kalktınız. Cesur Aşireti bundan böyle Yedi Aşiretten değildir. Kenan Cesur sizden biri değildir. Aşiretimin insanlarının aşına bundan böyle sizin insanlarınız ortak değildir. Antep bundan böyle size cehennemdir."
Her yere yetişilir
Hiçbir şeye geç kalınmaz ama
Çocuğum beni bağışla
Ahmet abi sen de bağışla.
Boynu bükük duruyorsam eğer
İçimden böyle geldiği için değil
Ama hiç değil
Ah güzel Ahmet abim benim
İnsan yaşadığı yere benzer
O yerin suyuna, o yerin toprağına benzer
Suyunda yüzen balığa
Toprağını iten çiçeğe
Dağlarının, tepelerinin dumanlı eğimine
Konya'nın beyaz
Antep'in kırmızı düzlüğüne benzer
Göğüne benzer ki gözyaşları mavidir
Denizine benzer ki dalgalıdır bakışları
Evlerine, sokaklarına, köşebaşlarına
Öylesine benzer ki
Ve avlularına
(Bir kuyu halkasıyla sıkıştırılmıştır kalbi)
V e sözlerine
(Yani bir cep aynası alım-satımına belki)
Ve bir gün birinin bir adres sormasına benzer
Sorarken sorarken üzünçlü bir ev görüntüsüne
Camcının cam kesmesine, dülgerin rende tutmasına
Öyle bir cıgara yakışına, birinin gazoz açmasına
Minibüslerine, gece kondularına
Hasretine, yalanına benzer
Antep'te ilkokulu bitirdikten sonra babam İstanbul'a, Robert Kolej'e gönderdi beni. İşlemleri Ali Dayım yaptı. Ali Kazanoğlu. Annemle kardeş çocuklarıydılar. Ama biz Ali Dayı derdik ona. Öğretmendi. O sıralarda İstanbul Milli Eğitim Müdür Yardımcılığı yapıyordu sanırım. Bir de oyun yazmıştı. "Alp Aslan" Hem "hamasi"ydi, hem de kadın rolü yoktu içinde; bu yüzden Anadolu'da neredeyse her lisede oynanmıştı. Yatılı okuyacaktım. Eşyalarım hazırlandı. Dayı Ahmet Ağa İlkokulu'ndan Robert Kolej'e. Suburcu'ndan Bebek'e. Beni İstanbul'a annemle babam getirdiler, Theodorus Hall'ün ikinci katındaki yatakhaneye yerleştirdiler. Yanaklarımdan öptüler. "Hafta sonu görüşmek üzere" gözyaşlarını göstermemeye çalışarak gittiler.
Nakıp Ali bir Hac filmi getirtti Antep'e. Cami hocalarını toplayıp ziyafet çekti; sonra da özel olarak filmi oynattı onlara. Ertesi gün, artık nereden çıktıysa, bir rivayet yayıldı kente: "Bu filmi yedi kere gören tam hacı, üç kere gören yarım hacı sayılır." Film kapalı gişe girdi gösterime. Haftalarca oynatıldı. Arada bir yaşlı kadınlar geliyordu Nakıp Ali'nin yanına: "Evladım, ben iki kere gördüm. Üçüncüsüne param kalmadı. Sevabına ... Bari yanın hacı olayım." "Gir, bacım," diyordu Nakıp Ali. "İstersen dört kere daha gel. Para mara istemez."