Puan vermedi·128 syf.··
2021 84. kitabı
·
52 günde okudu
·
Okunma: 25 Temmuz 2021 08:50
Paul  İle  Virgine   /  J.H Saint Bernardin :  Sonunda  çarpıcı  bir  kitap  okumayı  uzun  süreden  sonra  başardım  .  Çok  tanınmış bir  yazar  değil  Saint  Bernardin  , hatta  hemen  hemen kimse  bilmez .  Ben tanınmamış  yazarları okumayı  seviyorum  , farklı  limanlara  açılıyor  gibi  hissediyorum  çünkü  .  İyi ki  de  okumuşum  diyorum  .  Kitap  çok  kısa  100 sayfa  falan ama  bitirince  üstümdeki  hüznü saatlerce atamadım .  Kitabın  konusu   aslında  çok basit  , uzun  bir ayrılığın  beraberinde  getirdiği  imkansız  aşk  , toplumsal statüler  ve  kabile  yaşamı  .  Sanayi devrimi  ile  gelişen  sınıflar arasındaki  farklılıklar  ve  bunun  insan  tabiatına  yansıması  ..  Evet bunu  birçok yazar  işledi  , imkansız  aşklar  toplumun  her döneminde  vardı zaten  ama  Paul  ile  Virgine başka  benim  için   .  Paul ile  Virgine  beraber büyüyen  iki  arkadaş ama zamanla  birbirlerine  aşık  oluyorlar  . Virgine  teyzesinin yanına  gitmek  için ailesini  ve Paul ‘u  bırakıyor çünkü  mirastan  pay almasının tek  şartı bu  .  İki sene  boyunca  hiç  görüşmüyorlar  ama  Paul  onu  her daim  bekliyor  .  Benim kitapta  en  çok canımı acıtan yer ise   Virgine ‘in  her mektupta ailesine  arkadaşlarına yazmasına hatta  evin  köpeğini bile  unutmamasına rağmen  onlarca  mektupta  Paul  ‘un adını bile  geçirmemesiydi  .  Bu  öyle  bir detay  ki  beni paramparça  etti  . Buna  rağmen  Paul  Virgine öldükten sonra  yaşamak  istemiyor  .  Hep  bir taraf  daha fazla  seviyor sanırım . Sevgide  adaletin terazisi  bir tarafa  daha  ağır basıyor  .  Kitabın  diline  gelecek  olursak  yazar J. J . Rousseau  ‘dan çok  etkilenmiş  hatta  felsefesi antroposantrizm  ile  mutluluğun temel  koşullarını arayıp  bulmak olduğu  için  birçok paragrafta felsefenin  yapı  taşlarını
Edebiyat
Paul ile VirginieB. S. Pierre · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20192,123 okunma
Puan vermedi·266 syf.··
2021 1. kitabı
1932 yılında yazılmış olan kitabın şaşırtıcı tarafı yazıldığı dönemin şartlarından uzak olması ve öngörülerin çağın oldukça ilerisinde olmasıdır. Üretilen yapay refah düzeyi, kurmaca, ayartıcı ve baştan çıkartıcı imgelerle gerçeklikten, tarihten, kültürel ve inanç değerlerinden uzak bir dünya devlet düzeniyle kitlelerin yönlendirildiği bir ortam anlatılmakta. Bunun yanında vahşi bölge olarak adlandırılan elektrik telleriyle çevrilmiş bir bölge karşımıza çıkıyor. Buradaki düzenin dünya devletindeki yaşantının tam aksine aile kavramının olduğu, doğumların normal yolla gerçekleştiği, insanların hala sevgi ile birbirlerine bağlı oldukları, dini inançlarının olduğu bir yaşam biçimi söz konusudur. Kitapta dikkati çeken bir başka konu ise antroposantrizm kavramı yani insanın her şeyin merkezine konulup tanrılaştırılması ve bu şekilde kontrol edilmesidir. Ayrıca Neil Postman "Televizyon Öldüren Eğlence" kitabının önsözünde şunu belirtmiştir: "Huxley bizi sevdiğimiz şeylerin mahvedeceğinden korkuyordu. Bu kitap Orwell'in değil, Huxley'in haklı olduğu düşüncesiyle yazılmıştır." Görüldüğü gibi Postman'da Huxley'in distopyasında yazılanların 20. yy yansımalarıyla haklılığını ortaya koymuştur.
Cesur Yeni DünyaAldous Huxley · İthaki Yayınları · 202173,3bin okunma
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Rezalet
Puan vermedi
Bir önsöze bu kadar sinirleneceğimi hiç zannetmezdim. Salt bilgi edinme amacıyla aldığım bu kitaptan, tarafsızlıktan son derece uzak, kendi düşüncesini mutlak doğruymuşçasına belirten yorumlar görmek midemi bulandırdı. Örnek-1 (Arka Kapak) ‘’Dünya üzerinde hayat başladıktan milyonlarca sene sonra, varlıkların en güzeli, en şereflisi, en mükemmeli olan insan yaratıldı.’’ Varlıkların en ‘’en’’i olan insan tanımlaması ile antroposantrizm (insan merkezcilik) yaparak hafiften ne işler çevireceğimizin işaretini verelim. Örn-2 (Aynı yer) ‘’İnsanlar yeryüzünde görülüp ve düşünmeye ve hayal kurmaya başladıkları zamanlarda kâinatı ve kendilerini yaratan Tanrıyı aramışlardır.’’ Eee bunda ne var, diyebilirsiniz ilk başta. Şuna dikkat edin: ‘’Tanrıyı’’. Neden büyük harf? Çünkü, tanrıyla kast edilen tek ve belirli bir tanrı. Örnekle açıklarsak, Yunan tanrıları (dikkat edin küçük) vardır ve bir de, örneğin, İslam’ın Tanrısı (büyük) vardır. Demek istediğim şu ki hangi veriye dayanarak tüm insanların o ‘’Tanrı’yı’’ aradığını iddia ediyorsunuz? Burnuma kötü kokular geliyor, devam edelim. (Ayrıca, cümlede ‘’kâinatı ... aramışlardır’’ yargısı geçer, ne kadar saçma? Oraya araştırmak, keşfetmek benzeri bir fiil koyacaktınız da unuttunuz herhalde.) Örn-3 (Aynı) ‘’Esasen insan yaradılışı itibariyle yaradanı aramak fıtratında halkedilmiştir. Henüz ilmin ışık tutamadığı ve tarihin kaydedemediği, mazinin o karanlık devirlerinde insan, Tanrısını bazen güneşte, bazen yıldızda, bazen denizde, bazen ateşte aramış ve kendi aklınca bulmuş sanarak temsilî heykelini yapmış, mabedini inşa etmiş ve ona tapmıştır. Güleceğim aklıma gelmezdi, o ilk cümle anlatım bozukluğundan can çekişiyor. Farklı bir ‘’Bab-ı Âli yüksek kapısı’’ hatası. Hem ‘’insan yaradılışı itibariyle’’ diyorsun hem de yaratılış
1000Kitap
Klasik Yunan MitolojisiŞefik Can · Ötüken Neşriyat · 2011256 okunma