ANTROPOSANTRİZM
İnsanın dünyanın merkezinde olduğu görüşü, insana duyulan horgörüyle akrabadır: meydan okunmamış hiçbir şey kalmamalıdır.
Sayfa 32·Kitabı okuyor
Felsefe
"BATILI AKIL"A VEDÂ...
Paul Feyerabend isimli Profesör, “Batılı akıl”a nasıl vedâ ettiğini anlatıyor: __“Bir tutum bana garib ve anlaşılmaz gelir, biraz da uğursuz bir koku alırım ondan. Doğrusu, bir zamanlar uzaktan bana da çok câzib gelmişti; onun üssü olan kalelere girmeyi, ukalâ şövalyelerin başlattığı dünya çapında "aydınlanma savaşları"na katılmayı hayal etmiştim. Fakat zamanla mevzuun daha sığ yönleri dikkatimi çekti; şövalyeler -profesörler- onlara para veren ve ne yapmaları gerektiğini söyleyen efendilerine hizmet ediyorlardı. Herkes için bir mutabakat ve saadet peşinde koşan hür kafalar değil, birer memurdular -o şahane Almanca kelimeyle "Denkbeamte" (Düşünce memuru)- ve düzen mangırları, ilmî bir araştırmanın, yahut insanlığa duydukları bir yakınlığın eseri değil, meslekî bir hastalıktı. Onun için, çalıştığım yerlerde elimden gelen çok az şey karşılığı aldığım dolgun ücretlerden son meteliğine kadar sebeblenirken, bahsettiğim hastalıkla derslerime devam eden yoksul insanları -ve Berkeley Üniversitesi’nde köpekleri, kedileri, rakunları, hattâ bazen bir eşeği- gözetmeye itinâ ettim. Her şeyden önce, diyordum kendi kendime, bu insanlara karşı belli bir mesuliyetim var, onların itimadını su-i istimâl etmemeliyim. Onlara hikâyeler anlattım ve tabiî gururlarını kırmaya çalıştım; çünkü öyle kanaat getirmiştim ki, yüz yüze geldikleri ideolojik sokak satıcılarına karşı en iyi savunma buydu; "en iyi eğitim, insanları eğitim sisteminin muntazam hastalıklarına karşı bağışık hale getirmektir." Fakat bu samimî düşünceler bile, mesleğimle aramda bir yakınlık oluşmasına yetmedi. Bir gün Berkeley Ünüversitesi’nde, bir gün Londra yahut Berlin’de veya ücretimi hakikî İsviçre frangıyla aldığım Zürih’te, üniversite hayatına kapılmış giderken, sık sık "onlardan biri" olduğum düşüncesiyle irkildim:
Selim Gürselgil, (I. Dönem, Nisan 1997, Remzi Vatansever imzasıyla ), -Yağmurcu- Çerçevesinde İlmin Dine Tasallutunun Hikâyesi. ZÜKEMİYAT-KUANTUM NAZARİYESİ...
Akademya Yazıları
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Hayvani psişe
Kimileri hayvani psişe kavramını küçümser ya da insanların hem ruhani hem de hayvani oldukları düşüncesinden kendilerini uzak tutarlar. Sorunun bir bölümü hayvanların ruhani ya da ruh-dolu olmadıkları algısında yatar. Ama animal [hayvan] sözcüğünün kendisi Latince den gelir, canlı bir yaratık, hatta daha doğrusu "yaşayan herhangi bir şey" demektir. Özellikle animalis hava, soluk ve hayat anlamına gelen anima'dan çıkmıştır. Hayatın soluğuna sahip olan demektir. Nasıl ki, günümüzde pek çok kişi deri rengine dayanarak insanlara karşı ayrımcılık yapmanın bir zamanlar çoğu insan için kabul edilebilir bir değer olmasına şaşırıyorsa, zaman içinde bir noktada, belki de yolun çok da uzak olmayan bir noktasında, biz de bu antroposantrizmin [insan-merkezciliğin] böylesine kök salmış olmasına şaşırabiliriz.
Kimileri hayvani psişe kavramını küçümser ya da insanların hem ruhani hemde hayvani oldukları düşüncesinden kendilerini uzak tutarlar. Sorunun bir bölümü hayvanların ruhani ya da ruh dolu olmadıkları algısında yatar. Ama animal [hayvan] sözcüğünün kendisi latinceden gelir, canlı yaratık , hatta daha doğrusu “ yaşayan herhangi bir şey” demektir. Özellikle animalis hava , soluk ve hayat anlamına gelen anima’dan çıkmıştır. Hayatın soluğuna sahip olan demektir. Nasıl ki , günümüzde pek çok kişi deri rengine dayanarak insanlara karşı ayrımcılık yapmanın bir zamanlar çoğu insan için kabul edilebilir bir değer olmasına şaşırıyorsa, zaman içinde bir noktada , belki de yolun çokta uzak olmayan bir noktasında, bizde bu antropasantrizmin [insan merkezciliğin] böylesine kök salmış olmasına şaşırabiliriz
Hayata, insana, bilime ve 21.yy’a maziden net bir bakış.
GEÇEN YARIM ASRA BIR BAKIŞ Ulus, 1 Ocak 1950 Belki dünya tarihinin hiçbir devri yirminci asrın birinci yarısı kadar teknik buluşlarla dolu değildir; fakat insanı mânâlandırmak bakımından, belki hiçbir asır bizimki kadar tereddüde düşmemiş, münakaşa ve harp etmemiştir. İnsanın tabiatla münasebetindeki bu emniyetiyle kendi mânâsı üzerindeki bu şüphesi arasındaki tezadın şiddetine belki dünya tarihinin hiçbir devrinde rastlanamaz. Teknik buluşlarının zenginliği bu emniyetten, fikir kavgalarıyla askerî savaşların azgınlığı bu şüpheden doğuyor. Ondokuzuncu asır, kâinat ve insana ait bütün meseleleri tasfiye ettiğine inanarak gitti. Aklı sıra ortada muamma bırakmamıştı. İlim bütün karanlıkları silip süpürecekti. Başta fizik, tabiata ait bilgilerin hepsinde bütün problemlerin anahtar destesini taşımanın gururu vardı. Fakat yirminci asırda gene başlarına fiziği alan bütün tabiat bilginleri, eski muammaların tasfiyesi şöyle dursun, bunların üzerine yenilerinin bindiğini gördüler. Planck'tan sonra şaşırtıcı bir hızla gelişen dalga mekaniği ve çekirdek fiziği, ondokuzunu asır ilminin görünür alemleri yanında görünmez âlemlerin de bulunduğunu ve geçen asırda inkâr edilen metafiziğe geniş yollar açıldığını meydana çıkardı. Zaman, mekân, madde, enerji kadroları çatladı. Yepyeni izah ve anlayış zaruretleri baş gösterdi. Determinizm prensibi kimine göre şüpheye, kimine göre de suya düştü. Şuurun karanlık tabakalarına dalan psikoloji ve felsefe, hürriyet ve zaruret âlemlerini ayırdı ve altşuurun simsiyah mahşerinde insan ruhunu güden muammalı komplekslerle karşılamıştı. Cinsiyetin, irsiyette uyuklayan sosyal arşetiplerin ve geri kalma komplekslerinin büyük rolleri anlaşıldı. Metapsişik, beş duyumuzu aşan (extra-sensoriel) hadiselerin mevcut olduğunda şüphe bırakmadı. Havada cisimsiz
Sayfa 15·Kitabı okudu
Alıntı
Dr. Martin Luther King, orta ve üst tabakaya mensup Zencilerin devlete itaat etmelerini sağlayabilir belki ama, alt tabakaya mensup Zencilerin başkaldırmalarını önleyebilecek tek adam varsa o da Malcolm X'tir.
1000Kitap