eğer modern demokrasiyi klasik demokrasiden ayıran bir şey varsa o da şudur: modern demokrasi ta en başından beri kendisini zoe'nin doğrulanması ve kurtuluşu olarak sunuyor ve sürekli olarak da kendi çıplak hayatını bir hayat tarzına dönüştürmeye ve deyim yerindeyse zoe'nin bios'unu bulmaya çalışıyor. buradan da modern demokrasinin kendi özgü çıkması (aporia) doğuyor: modern demokrasi insanların özgürlük ve mutluluklarını, bağımlılıklarının ve boyun eğmelerinin sergilendiği mekanda -çıplak hayat'ta- arıyor.
Heidegger'le birlikte düşünürsek, "Varlık sorusu
nun unutuluşa düşmesiyle" başlıyor. O andan itibaren sorgulama artık tümüyle metafizik bir çerçeve içinde yürütülecektir.
Sein und Zeit'ın Batı felsefe tarihinin belli bir anından, Platon'un Sofist'inden başlaması bu anlamda manidardır. Orada Varlık sorusunun bir "ısrar"ıyla yüz yüze geliriz. Platon, Sokrates'e "olan"ın anlamı olduğu konusunda herkesin kendini emin hissettiğini söyletir. Oysa tartışma "erdem" sorusunun tartışılma
sında bir güçlükle (aporia) karşılaşmıştır. Erdemin varlığı nedir sorusudur bu. Erdemin herhangi bir şey olabilmesi için, önce varolması gerekir. Oysa bu "varolma"nın (Sein) ne olduğu sorusu cevaplandırılmadıkça, geçit vermez güçlük her zaman karşımızdadır. Böylece Sokrates cevap vermenin, hatta dile getirmenin (legein) a priori olanaksızlığını kabul ederek bizi bu güçlükle karşı karşıya bırakır. Platon'un tüm çabası bu güçlüğün aşılması yönündedir. Herhangi bir varolanın üzerine düşünmek, yani "konuşmak" (logos), o herhangi şeyin varlığının
olmasını gerektirir. Böyle bir ontolojik sorgulama yapılmadan Logos, kanı (doxa) içinde kalmaya mahkümdur. Logos, "üzerine söyleme" ,ancak üzerinde söylenen şey varsa (varoluşa sahipse) mümkündür.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Dil belirsizdir; dil özdeşlik ilkesinin inkarıdır; dil aporia'dır; dil differance 'dır; dil pharmakon'dur. Pharmakon ne ilaçtır ne de zehir. Pharmakon hem ilaçtır hem de zehirdir.
Bu bağlamda, Sokratesçiliğin gelişimini hazırlarken Platon'un kendi Akademisinde işlenecek müfredatın taslağını çıkardığını söylemek de bir bakıma önem arz eder, zira Platon her iki durumda da mağaradaki mahkumları uzun uykularından uyandırma sorunuyla yüz yüze kalır. Müfredat için bu amaçla önerilen ilk konu aritmetiktir. Bu, Sokrates'in sekteye uğratan sorusunun yerini alır. Peki neden aritmetik? Çünkü aritmetik, anımsama ve tekrarlama değil sorun-çözmeye dair bir zihin faaliyetinin ilk örneğidir. Numaralar arasında bağıntı kurmak, zihinde küçük bir sıçrayış elde etmektir. Sayılardan ve saymaktan konuşurken Platon sadece "hesaplamayı" değil aynı zamanda "hesaba katmayı" kasteder. Aradığı şey; aynı simge dizilerinin belirli bir düzende tekrar etmesi değildir, bilakis basit oranları ve denklemleri oluşturma peşindedir. İşte bu, bir mimesis süreci olamaz; çünkü birtakım olgu dizisiyle özdeşleşmeyi değil, tam tersi bir durumu içerir. Bir diziye nesnel biçimde bakmak ve onu ölçmek için insan, o diziden kişilik olarak ayrışmayı başarmak zorundadır.
Platon, bu disiplini Sokrates'in orta düzey diyalektiğinin bir bakıma emsali olarak tasavvur eder, çünkü aritmetik düşünme biçimini "zihin çıkmazı"nın (aporia) keşfiyle ilişkilendirir, ve bu, duyum verisinde açığa çıkan tezatla var olur. Onuncu Kitapta aynı türden tezatı, fenomenin poetik tasvirinde de bulur. Ruh, şaşakalmıştır, dengesi bozulmuştur ve halsizdir. Ardından, bütün hesaplamaların ilk örneği olan aritmetik, çıkmazı çözmeyi iddia eder. Bu iddia aynı zamanda müstakil psükhe'nin duyum tecrübesi ve duyum dili üzerinde denetimi ele almasını ve onları yeniden biçimlendirmesini içerir.
felsefede, aporia (ᾰ̓πορῐ́ᾱ) , geçiş eksikliği, ayrıca: "çıkmaz", "geçişte zorluk", "şaşkınlık" bir bilmece veya şaşkınlık durumudur. retorikte, retorik amaçlı yapılmış ve çoğunlukla yapmacık olan bir şüphe beyanıdır.