9/10
·328 syf.··
2026 64. kitabı
Dünyasını, karakterlerini, mizahını, gizemini, gerilimini, süprizlerini ama en çok ana karakterini sevdiğim bir serinin daha sonuna yüzümde koca bir tebessümle gelmiş bulunmaktayım. O kadar kolay okunan, akan, güldüren, eğlendiren ve hissettiren bir seriydi ki, tek kelimeyle bayıldım. Alli karakteri artık kesinlikle en sevdiğim karakterler arasında yerini aldı. Kurgunun hiç bir önemi olmadan fedakar, tatlı, şapsal, komik, arsız, cesur, aptal ve seven Alli nin tüm maceralarını sonsuza kadar okuyabilirim galiba. Tabi ki yanında da muhteşem tatlı, ponçiklerin kraliçesi, en iyi dostu Cinth ve ruhunun diğer yarısı olan Faolan da olmak koşuluyla. Seride bir diğer bayıldığım ve çok güldüğüm karakter de küfürbaz, huysuz at adam kara kelpiydi. Her sahnesinde çok eğlendim ya.:)) Kötüyü yenmekle ilgili kapışmalar çok tekrarlansa da kitabın anlatımı ve akışı o kadar iyiydi ki, hiçbir şeyi sorgulamadan önüme ne çıkarsa okudum da okudum.:)) Velhasılı, anlaşılacağı üzere seriyi çok çok sevdim, kesin tavsiyemdir. Allicim you are the best honey ;)
1000Kitap
Yapraklar ve Buz TacıShannon Mayer · Ren Kitap · 20263 okunma
6/10
·248 syf.·
2026 107. kitabı
Serinin ikinci kitabında olaylar her anlamda daha da kızıştı. Kurgunun hızlı ilerlemesi açıkcası hoşuma gidiyor. Hayden birazdan fazla saf ve yer yer aptal olsa da durumu iyi idare ediyor bence. Yani 5 ejderha eş ve daha önce bilmediği bir evrene aniden girişi derken yine de iyi ilerliyor. Nefret ettiğim kadın karakterlere dönmedi. Bu kitapta bazı şeylerin arka planı daha da ortaya çıktı ve 3 eşiyle bağ kurdu. Easton ve Maddox henüz kırılmadılar ama onlar da eşikte. Hayden günün sonunda ejderhalar için aşırı önemli bir noktada olacak ama bakalım üçüncü kitapta tüm her şeyi çözeceğiz.
1000Kitap
Küllerin GeceyarısıTessa Hale · Nox Yayınları · 202668 okunma
Reklam
Puan vermedi
Kuru Kız; adı bile olmayan, kendisine takılan bu lakapla yaşayan, kimsenin dikkatini çekmeden var olmaya çalışan bir kadın. Yalnızlığıyla baş başa bırakılmış, kim olduğu, ne istediği, nelerden hoşlandığı hiç merak edilmemiş kadınlardan sadece biri. Hayatın yükü daha küçücük yaşlarda omuzlarına bırakılmış, örselenmiş ve hep kenarda kalmış bir kız çocuğu. Onun bir adı yok; varlığı da sanki varla yok arasında bir yerde. Çevresindeki insanlar onun saf, hatta biraz akıldan yoksun olduğuna inanıyor. Bu durum ise Kuru Kız’ın işine geliyor; çünkü kimsenin ona yaklaşmamasını, hayatına müdahale etmemesini sağlıyor. İnsanlar ona kimi zaman acıyarak, kimi zaman da tiksinerek bakıyor. Daha küçük yaşlarda annesinin hastalanmasıyla ona bakmak zorunda kalıyor. Annesinin ölümünün ardından evin tüm sorumluluğunu üstleniyor. Sonrasında babasının geçirdiği kaza nedeniyle yıllarca onun bakımını da üstlenmek zorunda kalıyor. Babası da öldüğünde, hayatta kardeşinden başka kimsesi kalmıyor. Ancak onu da kaybedince yapayalnız bir yaşamın içinde buluyor kendini. Kuru Kız, yıllar boyunca başkaları konuşabilsin diye kendi sesini kısmış, kendi varlığını yok saymış bir kadın. Hiç duyulmamış, hiç görülmemiş biri. Çünkü kadınsanız, yaşınız kaç olursa olsun, hayatın yükü bir şekilde omuzlarınıza bırakılıyor. Yazar da bu gerçeği az ama etkili cümlelerle anlatıyor; söylemek istediklerini yalın bir dille, doğrudan okurun kalbine ulaştırıyor. Kitap, görünmez kılınan kadınların, sessizce taşınan yüklerin ve duyulmayan hayatların hikâyesi. Kuru Kız’ın yaşadıkları, sadece ona ait değil; birçok kadının hayatından izler taşıyor. “Aptal olmak üzücüydü ama aptal görünmek özgürlüktü…”
Kuru KızAyfer Tunç · Can Yayınları · 20237,9bin okunma
8/10
·288 syf.··
Beğendi
·
2026 36. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 18 Haziran 2026 00:34
Klişelerin kraliçesinden yine bir solukta okunacak kitapla geldim. Her zaman söylüyorum. Eğer beklentiniz tumturaklı bir polisiye gerilim ise bu yazara bulaşmayın. Fakat olayların etrafında bir bilinmezlikle ve kafa karışıklığı ile film tadında kitap okumak istiyorsanız bu yazar her daim hakkını veriyor. Klişeler bile elinde canlanıyor. Brooks Sullivan ebeveyinleri ölünce ve oğlu Josh okulunda zorbalığa uğrayınca doğduğu kasabaya, aile evine geri döner. Fakat bulabildiğim tek iş hapishane revirinde pratisyen hemşireliktir. Burada uyulması gereken bazı kurallar vardır. En önemlisi mahkumlarla özel ilişki kurmamak. Fakat Brooke'un da büyük bir sırrı vardır. Cezaevinin azılı ve tehlikeli mahkumu Shane Nelson. Ve onun orada olmasının sebebi on yıl önce Brooke'un verdiği ifadedir. Kısa ve akıcı bölümlerin günümüz ve geçmiş arasında gittiği bir anlatımı var. Kitabın başından itibaren bir fikir oluşuyor kafanızda. Fakat emin olmaktan çok uzaktayız. Herkes Shane'in bir manipülasyon ustası olduğunu söylüyor ama asıl manipulatör yazarımızın ta kendisi. Bizi kitap boyunca diken üzerinde tutuyor. Emin olabilecek bir done vermiyor. Herkes şüpheli bir davranış sergiliyor. Kitap boyunca asıl gerçeğin etrafında dönüp duruyorsunuz. Bazen dokunuyorsun ama asla emin olamıyorsunuz. Brooke bana sarışın, aptal, amigo kız havası verdi. Üçüncü sınıf Amerikan filmlerinde olur ya, tam olarak o. Bunun için karakteri sevmemezlik yapmadım. Kitapta az da olsa geçmiş ile hesaplaşma ve pişmanlık izleri sezilmekte. Brooke'un niye böyle bir his verdiğine gelirsek bu kitapta geçen iki konu ile ilgili. Biri oğlunun bakıcısı Margie ile ilgili. Diğeri de Shane ile ilgili. Yazarın kitapları ile ilgili hep aynı şeyi söylüyorum. Film gibi. Hiç sıkılmadan okuyorum. Sayfaların nasıl aktığını anlamıyorum.
MahkûmFreida McFadden · Olimpos Yayınları · 20242,687 okunma
4 Aptal
7/10
·379 syf.··
2026 25. kitabı
Nihayet yıllar sonra tamamen kitabı bitirebildim . Gurur duyuyorum kendimle. Her bir renk grubunun kendine ait özellikleri bir duruşu var. Bu kitapta insanlar 4 farklı renge ait kategoride bulunuyor. Elbette herkes tek bir rengin özelliğini göstermiyor. Renklerin birleşimi mevcut. Bence en kıymetli tavsiye şuydu : Bir insanı tanımak istiyorsanız onu dinleyin. Bazen bunu atlayabiliyoruz. Ancak en önemli eylemlerden biri. İyi okumalar dilerim.
Etrafım Aptallarla DoluThomas Erikson · Koridor Yayınları · 2021518 okunma
Hiç böyle hayal etmemiştim.
5/10
·408 syf.··
2026 72. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 18 Haziran 2026 19:42
Biliyorsunuz ki Labirent: Ölüm Emri ve Labirent: Virüs Kodu , bayıla bayıla okuduğum iki kitaptı lakin bu kitabı üzülerek söylemeliyim ki hiç sevemedim. Üçüncü kitaba büyük bir beklentiyle başlamış bulundum. Asıl kitaba girmenin heyecanı vardı üzerimde. Sanıyorum ki filmi böyleyse kitabı bal börek... Sanki yazar, kendi kitabını çalmaya çalışıyormuş da çalamamış gibi bir hissiyat yarattı bende. Öncelikle kitabın sıkıntılarını tane tane ele alalım. Yazar, bu hafıza kaybı olayını çok fena eline yüzüne bulaştırmış. ilk, iki kitabında karakterler bu kadar güzel ve derinlemesine işlenmişken; olay örgüsü, yer, mekan, zamanda cabası... hepsini sıfırlamak hangi akla mantığa sığar, işte bunu anlamıyorum. Madem Labirent: Ölüm Emri ve Labirent: Virüs Kodu'nu yazacaktın o vakit neden bize bu üç seriyi okuttun. Şimdi birde bu kronojik okuma karmaşaşı var ortada. Hani orada da kitabı yazılma sırasıyla okursan büsbütün kördüğüm olursun. Bana kalırsa bir yerde tercih yapılmalıydı ve bu tercih kesinlikle ama kesinlikle bizim bildiğimiz üçlemeden ziyade sonradan yazılan "ÖLÜM EMRİ VE VİRÜS KODU'NDAN" yana olmalıydı. Yukarıda bahsettiğim kitapları ya okumayın yada ilk üçlü ve sonrasında Newt'e ne oldu sorusunun cevabını Labirent: Deli Sarayı'nda alıp bu kitabı tadında bırakın. BUNDAN SONRASI SPOİLER; İkinci kitapta aile olan bu grubun birbirine tamemen yabancı olduğu bir kitap düşünün, Thomas'ın zekilerden aptallığa terfi ettiği bir evren. Her şey Teresa ve Chuck'tan ibaret olan bir dünya. Abi ben anlamıyorum. Bu karakterler senin önceliğinse sen arkaadaşların için ne diye labirente girdin? Kaç git. Hafıza kaybından sonra da bu önceliği değişmedi ama bir aptal gibi oraya girmesi ve onlarca insanın ölmesi sonucu kalan tek karakterimiz de Thomas ve Teresa'ydı. Olan minik Chuck'a ve Alby'ye oldu. Beyaz Leke'de de benzer bir durum söz
Labirent: Ölümcül KaçışJames Dashner · Pegasus Yayınları · 201411,7bin okunma
Reklam
Reklam