Buna bir şarj makinesi, bir hâfıza kartı, bir de batarya bulabilsem hemen üç bine satardım. Şu ara düzgün iş olmadığı için evdeyim, sağlık sorunlarından ötürü kendimi yemeye, içmeye verdim. Bir yandan ilimle de uğraşıyorum tabiî. En son biriktirdiğim parayla çeşit çeşit abur cubur ve içecek alıp tatlarına bakmıştım, hepsi bitti. Bunlar ve her gün yediğim bir iki kâse sütlaç, koca bir kapta mısır sâyesinde dört kilo aldım. Her öğün en az bir ekmek yesem de ara öğünler, atıştırmalıklar olmayınca kilo alamıyorum. Yiyecekler gibi sütlaç da bitti. O yapılacak, bugün bir şeyler daha sipâriş ettim. Boyumun hakkı en az 60 70 kilodur, kısa zamanda o kilolara ulaşırım inşallah.
Ziyaretimizden sonra Mehmet'i aradım. Köyde olduğunu, bir iki gün çobanlık edeceğini söyledi. "Bilirsin" dedi, "Bizimkilerin işi hep yoğundur"
"Peki sen geldikten sonra ne yapacağız?" diye sordum. "İki gün idare etmeye bak. Bir ev var, gelince oraya bakacağız" dedi. O an, elime valizimi alıp iki gün boyunca şehirde dolaşmak geçti içimden. Gece gündüz demeyecek, uyumayacak, dinlenmeyecek yalnızca güne ve saate bakacak, bir sokaktan ötekine geçecektim. Sonra, Mehmet, elinde bir anahtarla gelecekti. "Nasıl geçti iki gün?" diye soracaktı. "Ne sen sor ne ben söyleyeyim" diyecektim. Tepemde bir şemsiye gibi dolaşan, tiksinti ve can sıkıntısı veren gölge dağılacaktı. "Bir su içsem iyi olacak" diyecektim. Buz gibi bir şişe uzatacaktı elime
"Aman ha, soğuk" diyecekti. Derhal bir kuytuya koşacak, acı bir safra tükürecek ve kafaya dikecektim suyu. Boğazımda yanan safra ve karnımın sızısı sönecekti.
Boğazımda bir kuruluk hissediyordum.
"Bir arkadaş var, adı Faruk. Çanakkaleden gelmiş buraya. Dershanede tanıştık. Birlikte eve çıkalım diyoruz. Sonra, Kudreti biliyorsun değil mi ? O, dört odalı bir evde yalnız kalıyormuş. "İsterseniz bana gelin diyor" dedi.
"Sen gelince konuşuruz" diye cevap verdim.
Mehmet, elimde valizim ve kafamda bir fikirle beni ilçeye getirdikten sonra, karşıma yeni ve ona göre parlak bir fikirle çıkması canımı sıkmıştı ve bu bana pekâlâ bencilce gelmişti.
Ev meselesi ne olursa olsun, ona bunun sitemini etmeyi düşünüyordum.
Bu iki günü de Hakkıyla sohbetler ederek, zaman zaman kitaplarımı kurcalayarak ve Pederin imamlık üzerine Hakkıya verdiği nasihatları dinleyerek geçirdim. Bu sırada annem yine kedilerin peşinde koşmaya devam ediyor
"Ne mübarek hayvan şu kediler" diyerek, Pederin ona elinde kedi mamasıyla sokak sokak gezmesine karşılık "Bak yine bir arabanın
Ben sürekli kendi sınırlarımı zorlarım. Bir günde iki kitap okumak, bir hafta boyunca tüm odak ders çalışmak, bir öğün de 1 paket makarna bitirmek, bir gün boyunca sadece çorba içmek... İlk önce çok çok iyi sonuçlar alıyorum bir ayda 60 kitap okuyabiliyorum, matematik netimi 5 e çıkarıyorum, kendimi gerçekten iştahlı hissediyorum, bir haftada 3 kilo veriyorum... evet bunlar istediğim sonuçlar sayılmaz daha büyük sonuçlar isterim hep... böyle kendimi zorlamadığım zamanlar da da telefona bakıp yatıp yemek yer ve içerim başka bir şey yapmam ve hep kendimi bir şeyi devam ettiremeyen biri olarak görürüm kısa süre de bunları yaptıysam uzun vadede daha iyilerini yaparım derim ama uzun vadeli tutamam. Buna sanırım mükemmeliyetçilik diyorlar.
Ama bir şey fark ettim. Fark etme sebebimi söyleyeyim ilk önce. Elime iki kitap aldım biri için adı y kitap olsun dedim ki akşamları bu kitaptan min 5 sayfa okurum, x kitaba da dedim ki günde 60 sayfa okuyup üç günde bitiririm. İki kitaba aynı anda başladım ve y kitabından şu ana kadar 70 sayfa okudum, x kitabınıdan ise 60 sayfa okudum.
Fark ettim şey şu küçük adımlar büyük sonuçlar yaratır büyük atılmaya çalışan adımlar... ilerleme bile zor kaydeder. Sadece bir gün x kitabından okudum ama 2 haftadır her gün 1 sayfa olsa bile y kitabından okudum. y kitabını daha çok sevdim ve uzun notlarla keyif aldum, x kitabını neredeyse unuttum.
Aslında 20 kilo verdiğim zamanı da hatırlayınca... İlk aylar hep porsiyonlar azdı ve istediğim her şeyden yiyordum ama sağlıklı tercihlerin porsiyonları diğerlerine göre fazlaydı kolayca zorlanmadan neredeyse (ara verdiğim aylarda oldu) bir yılda verdim. Ama neredeyse 7 aydır 3 kilo veremiyorum. Hep son kilo zor gider diye kendimi avutuyorum ama yanlış. Çünkü sadece iki gün neredeyse 'diyet' yapıp ikinci
Eşim geçen dedi ki sana bir dizi söyleyeceğim izle kitabı da var, söyledi.Eee ben biliyorum ama kitabım yokki okuyayım, okumadan da film, dizi izleyemem malûm. 22/11/63 nasıl bir kitapmış arkadaş, stoğa girdiği gibi bitiyor. Kargo ücretsiz olsun diye biraz da klasik ekledim🫣14 şubat öncesi ara öğün gibi oldu🤭🥰Ben tabi bunun altında kalamam deyip kasa arkasından kocama çikolata aldım, öyle de ince düşünceli, naif bir insanımdır yani😁😁
Bunu Aidin Salihten öğrenmiştim. Arada canımız sıkıldı diye yediğimiz en ufak fındık bile vücudu meşgul ediyor. Diyetisyenlerin en büyük hatası ara öğün vermesi. Buna aldanmayın. Böyle diyorum ama öğretmenler odasında çoğu tenefüs devamlı birşeyler atıştıran da biziz. İnşallah buna da bir ayar çekeceğiz.