- Ünvanınız, Mekke Mebusu... Üzerinizde ne varsa İngiliz malı. şimdi de yeni bir mevkiiniz ve makam adınız var: İngiliz resmî vesikaları size MEKKE PRENSİ diyorlar. Arapca'da PRENS karşılığı olabilecek bir çok tabirler var. Fakat Size, Efendiniz İngilizlerin Arapca bir ünvan vermemeleri de gösteriyor ki, onlar da sizin hakikî Arapıkla hiç bir alākanız olmadığını anlamışlar..."
Sayfa 215·Kitabı okudu
Çin devleti, zaman zaman güncellediği bazı genelgelerle, aşağıdaki belli başlı fiilleri “radikallik belirtisi” olarak ilan ediyordu: •​İslam’a uymayan şeyleri dışlamak ve kötülemek •​Dindarlarla dini konularda tartışmak •​Şincan bölgesinde İslam öncesinde yaşanmış dinleri eleştirmek •​Uzun sakal bırakmak •​Başını veya yüzünü tamamen örtmek •​Dini kıyafetleri almak, satmak veya hazırlamak •​İçki ve sigarayı aniden terk etmek •​Dükkânlarda satılan mallar arasında “haram” ve “helal” ayrımı yapmak •​Müzik, dans, spor vb. faaliyetleri “İslam dışı” saymak •​Düğün ve diğer törenlerde dans etmemek •​Kadınlarla tokalaşmamak •​Çocuklarını resmi eğitim kurumlarına göndermemek •​Restoran ve lokantaları Ramazan ayında kapatmak •​İkamet ettiği yeri devletten izinsiz terk ederek başka bir şehre yerleşmek •​Evlerde normalden fazla yiyecek stoklamak •​Evlerin avlularına gizli geçitler inşa etmek •​Evlerde nüfus sayısından anormal derecede fazla yatak ve yorgan bulundurmak •​Mahallelerde evlere yabancıların girip çıkması •​Çocukların belli evlerde düzenli şekilde toplanması •​Küçük çocukları dine ve ibadete zorlamak •​Türkçe, Arapça veya Urduca öğrenmek ve öğretmek •​Cep telefonunda resmi olarak izin verilmeyen uygulamalar kullanmak •​Dini nikâhla evlenmek Bazı resmi belgelerde sayısı yetmiş beşe kadar çıkarılan bu "semptomlardan" herhangi birini gösteren bir Uygur, doğrudan doğruya "eğitim kampına" sevk ediliyordu.
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Harese nedir, bilir misin oğlum? Arapça eski bir ke­limedir. Bildigin hırs, haris, ihtiras, muhteris sözle­ri buradan türemiştir. Harese şudur evladım. Develere çöl gemileri derler bilirsin, bu mübarek hayvan üç hafta yemeden içmeden, aç; susuz çölde yürür de yürür; o kadar dayanıklıdır yani. Ama bunların çölde çok sev­dikleri bir diken vardir. Gördükleri yerde o dikeni ko­parır çiğnemeye başlarlar. Keskin diken devenin ağzında yaralar açar o yaralardan kan akmaya başlar . Tuzlu kanın tadı dikeninkiyle karışınca bu, devenin daha çok hoşuna gider. Böylece yedikçe kanar, kanadıkça yer, bir türlü kendi kanına doyamaz ve engel olunmazsa kan kaybından ölür deve.Bunun adı haresedir. Demin de söyledim , hirs, ihtiras, haris gibi kelimeler buradan gelir. Bütün Ortadoğu'nun adeti budur oğlum , tarih boyunca birbirini öldürür ama aslında kendini öldürdüğünü anlamaz. Kendi kanının tadından sarhoş olur...
uykusunu kitaba feda etmiş
Tahsiline son derece itina gösterilmişti. On iki yaşındayken Arapça ve Farsçayı anadili gibi konuşurdu.
Sayfa 215 - DK
   "Sen namaza durduğunda bil ki, hem Allah Teâlâ ile hem de Peygamberimiz aleyhisselâm ile konuşmaktasın! (Öyle ya, sen namaza sübhâneke/Seni tenzih ederim diye Allah ile konuşmaya başlıyor), tahiyyât'ta da 'Ey Peygamber! Allah'ın selam, rahmet ve bereketi senin üzerine olsun!' diyorsun. Çünkü Arapça'da 'Ey!' diye başlayan hitap, karşında hazır bulunan kimse için söylenir.    Geceleyin kalkıp kılınan iki rekat namaz, gündüz kılınan bin rekattan daha faziletlidir. Çünkü sen o iki rekatı mahşer günündeki terazinde görmek için kılarsın değil mi?    Bir hizmetçi iş yaptırmaktan başka bir şey için tutulur mu?    Sen hiç yesin, yatsın diye tutulan bir hizmetçi gördün mü?    Sen de para verilip tutulmuş bir hizmetçiden başka bir şey değilsin.    Nitekim Yüce Allah şöyle buyurur:    Şüphesiz Allah, müminlerden canlarını ve mallarını, kendilerine vereceği cennet karşılığında satın almıştır. Artık, onlar Allah yolunda savaşırlar, öldürürler ve ölürler. (Tevbe, 9/111)    Nefsini dizginlemeyen, nefsi tarafından dizginlenir.    Nefsinden hiçbir talepte bulunmayan, nefsi tarafından cezaya çarptırılır.    Eğer sen nefsine ibadet yükünü yüklesen, o senden itaatsizlik etmeni ve günah işlemeni isteyemez, zaten buna fırsat ve zaman da bulamaz."
sufi kitap·Kitabı okudu
Din
İbrâhim aleyhisselâm Kur'an-ı Kerîm'de hayatı ve tebliğ faaliyetleri hakkında bilgi verilen büyük peygamberlerden biridir. Onun hakkındaki en eski bilgiler Tevrat'ın Tekvîn kitabına dayanmaktadır. Burada verilen bilgilere göre onun ismi önceleri "yüce baba" anlamında Abram idi. Fakat daha sonra bunun yerine Tanrı ona "milletlerin babası" anlamına gelen Abraham (İbrahim) ismini vermiştir (Tekvîn, 17/5). Soy kütüğü, babadan oğula doğru Nûh, Sâm, Arpagşad, Şelah, Eber, Peleg, Reu, Seruc, Nahor, Terah, Abram (İbrâhim) şeklinde gösterilir (Tekvîn, 11/10-26). Tevrat'a göre Hz. İbrâhim Mezopotamya'da, Keldânîler'in Ur şehrinde doğmuş; eşi Saray (Sâre), babası Terah ve diğer akrabalarıyla birlikte buradan Harran'a gitmiş; babası burada ölmüş, kendisi de Tanrı'dan aldığı buyruk üzerine eşi Sâre ve kardeşinin oğlu Lût ile birlikte Filistin'deki Ken'an diyarına (Filistin) göç etmiştir. Tanrı'dan, bu ülkenin kendi soyuna verileceği müjdesini alan İbrâhim, ülkede başgösteren kıtlık yüzünden eşiyle birlikte Mısır'a gitmiş, orada Hâcer kendisine câriye olarak verilmiş, daha sonra tekrar Ken'an diyarına dönmüştür. Yine Tevrat'ın verdiği bilgilere göre İbrâhim'in Sâre'den çocuğu olmayınca onun isteğiyle Hacer'le evlenir ve seksen altı yaşındayken ondan oğlu İsmail (Tekvîn, 16/16), 100 yaşına geldiğinde de Sâre'den İshak dünyaya gelir (Tekvîn, 21/6). Sâre'nin kıskançlığı yüzünden Hâcer oğlu İsmail'i alarak Paran çölüne gidip orada yaşamak zorunda kalır (Tekvîn, 21/8-21; İsmail, İbrânîce'de "Allah işitir" anlamına gelen Yişmael isminin Arapça'da telaffuz edilen şeklidir). Öte yandan İbrâhim, ilâhî iradeye boyun eğerek İsmail'i kurban etmek istemesiyle Tanrı'nın takdirini kazanır (Tekvîn, 22/1-13) ve kendisine soyunun göklerdeki yıldızlar, denizdeki kumlar kadar çoğalacağı vaad edilir.
Sayfa 205 - Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, 9. Baskı·Kitabı okudu
Din