Şafii bana şöyle dedi: Ey Rebi', insanları memnun et­mek, ulaşılamayacak bir hedeftir. Sen sana lazım olana bak. Çünkü onları razı etmenin yolu yoktur. Bil ki kim Kur'an öğrenirse insanla­rın gözünde büyür. Kim hadis öğrenirse delili sağlam olur. Kim nahiv (dilbilgisi) öğrenirse heybetli olur. Kim Arapça öğrenirse kibar olur. Kim hesap öğrenirse fikri akıcı olur. Kim fıkıh öğrenirse kadri yüce olur. Kim kendini korumazsa ilmi ona fayda vermez. Bunların hepsi­nin temeli takvadır.
Sayfa 506
Demokrat Parti'nin ilk icraatı: Arapça Ezan
Özellikle seçim döneminde ve sonrasında yaptığı konuşma­larda, Türkiye'nin CHP yüzünden yeteri kadar ekonomik kalkın­mayı yakalayamadığını söyleyen Adnan Menderes'in ilk icraat­larından biri Türkçe okunan ezanı Arapçaya çevirmek olmuştu. Demokrat Parti iktidarı, Mustafa Kemal Atatürk döneminde başlatılan, Türkçe ezan okunması töresini yerleştirmek amacıy­la çıkartılan Arapça ezan yasağı hakkındaki yasayı 16 Haziran 1950'de kaldıracaktı. Demokrat Parti biçimsel olarak yeni çıkart­tığı yasa ile Türkçe ezan okunmasını yasaklamıyor fakat ezanın Arapça okunabilmesini sağlamakla yetiniyordu. Bu tuzak yasaya CHP'lilerde katılıyordu. Ama bu yasa Türkiye'de Türkçe ezan devrinin kendiliğinden kapanmasına neden olacaktı.
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Kafkas Cephesi'nde iken Arapça olarak yazdığı 'İşaratü'l-İ'caz adlı eserini bir daha gozden geçirdikten sonra Enver Paşa'nın desteğiyle bastırdı. Eğitime fevkalade önem veren bir komutandı Enver Paşa. Aynı zamanda son derece gözü kara birisiydi. Yaptığı bütün işler "Ya herru ya merru" türündendi Paşa, bir gün Bediüzzaman'ı Genel Kurmay Başkanlığına çağırmış, karargâhta kendisinı göz ucuyla süzen meraklı paşalara "Bu hocayı görüyor musunuz? Şarktaki savaşlarda Ruslara karşı koyan hoca işte budur" demişti. Askeri erkân dağıldıktan sonra Enver Paşa'yla odasında hususi olarak görüşmüşlerdı. Kendisine üç ay ellişer liradan yüz elli lira ve savaşlarda gösterdiğı başarılarından dolayı da harp madalyası verdi. Parayı paşanın ısrarı ile kabul etmişti. Aslında paşanın onu karargahına çağırmasının başka önemli bir sebebi daha vardı. Bunu anlamakta gecikmeyen Bediüzzaman "Paşam, eğer bana dünyevi bir maişet için vazife verecekseniz istemem. İlm ü irfana ait bir hizmet varsa başka. Benim şimdi istirahate ihtiyacım var. Çünkü esarette çok zulüm ve meşakkat çektim" dedi. Enver Paşa, teklifi onaylar tarzda başını salladı. Bediüzzaman da belirli bir süre istirahate çekildikten sonra şeyhülislama bağlı faaliyet gösteren Darü'l Hikmeti'l İslamiye'de görev aldı. Bediüzzaman'ın at sırtında yazdığı İşaratü'l-İ'caz eserini İstanbul'da peş peşe yayımladığı başka eserleri takip etti. İman hakikatlerinin ispatını anlattığı, "Nokta"; ayet ve hadisleri yorumladığı "Sünühat"; insanlığın medar-ı iftiharı olan Sevgili Peygamberimizin peygamber olduğunu ispat eden, "Şuaat"; Kur'an'ın mucize oluşunu anlatan "Rumuz"; Allah'ın birliğini anlattığı "Katre", sosyal meseleler için yazdığı, "Tulûat", ahlaktan ve maneviyattan bahsettiği, "Habbe. Zerre, Şemme ve Lemeat" adlı eserlerini kaleme aldı. Dârü'l
Tarih
Aybar Doğu sorununa da, 12 Mayıs 1963’te Gaziantep’te basına açık bir toplantıda değinmiştir. Doğu ve Güney Doğu illerinde yaşayan, daha çok Kürtçe ve Arapça konuşan ve Alevi mezhebinden olan milyonlarca vatandaşa, bugüne kadar genel olarak vergilerini vermiş, yurt savunmasında kanını akıtmış olmalarına rağmen, eşit yurttaş muamelesi yapılmadığını söyleyen Aybar, anayasanın yurttaşlar arasında din, mezhep, dil, ırk, sınıf ve zümre ayrımı gözetilmeyeceğini belirten 12. maddesinin harfi harfine yerine getirilmesi gerektiğini vurgular; yani, bu insanlara sırf Kürt, Arap ve Alevi oldukları için farklı davranıldığının altını çizer. Aybar bu bölgenin ayrıca bir mahrumiyet bölgesi olduğuna değinir: “Şimdiye kadar ihmal edildiklerini de göz önünde bulundurarak okulun, fabrikanın, hastanenin, kütüphanenin, tiyatronun, yolun en çoğu bu illerde açılmalıdır. Memurun en iyisi, en insancılı ve yurtseveri bu illere gönderilmelidir.” (..) Kürt kökenli partili Tarık Ziya Ekinci’nin dediği gibi, Aybar bunları Türkiye’de söyleyen ilk siyasal parti lideridir: “Türkiye’nin düşünce bakımından en kısır olduğu ve Kürt sorununa değinmenin tehlike oluşturduğu 32 yıl önceki bir dönemde Aybar büyük bir cesaretle Kürt sorununu ortaya atmış ve çözümünü de göstermiştir.”
Alıntı
Cumhuriyet kurulduktan sonra on sekiz sene boyunca ezan Türkçe okunmuştur. 1953 Türkiye Cumhuriyeti Milletvekili Seçimleri sonrasında, Demokrat Parti Türkçe ezan ile ilgili olarak çalışmalara başladı ve 14 Haziran günü gazetelerde açıklanan çalışmalar 16 Haziran günü hazırlanmış, halk destek amacıyla meclis önünde tepki vermeye başlayınca kabul edilmiş ve aynı gün ikindi ezanında Arapça ezan yasağı resmen kalkmıştır.
Sayfa 70 - Timaş
Cülus, Arapça bir kelimedir ve ‘oturmak’ manasına gelir. Bir padişahın vefatı veya tahttan indirilmesi neticesinde yeni padişahın tahta çıkma törenidir. Bir manada şehzadelerden birinin padişah olma merasimidir. Cülus, Topkapı Sarayı’ndaki Bâbü’s saade, yani Saadet Kapısı önünde yapılan en mühim ve görkemli törendi. Sultan II. Bayezid’in 1481’deki cülusundan Sultan Vahdeddin’in 4 Temmuz 1918’deki cülusuna kadar cülus törenleri burada yapılmıştır. İstisna olarak Sultan V Murad, Sultan II. Abdülhamid ve Sultan V. Mehmed Reşad cülusları Topkapı Sarayı’nda yapılmamıştır.