Allah "Hac esnâsında kurban kesilecek" buyurduysa, insanın bunu değiştirmeye ne hakkı ve ne de salâhiyeti vardır. Kurban kesmekle hayvanların isrâf edildiğini öne sürenler veya "bu kadar hayvanı boğazlamak gaddarlıktır" şeklinde konuşanlar, nedense her gün kasaba gidip pirzola, biftek almayı da ihmål etmiyorlar. Böyle merhametçilik olmaz! Dünyanın tüm ülkelerinde, hergün milyonlarca hayvan boğazlanır, hiç kimsenin sesi çıkmaz; Allah için kesilince vaveylâ kopartılır! Pervasızca bir çifte standartlılık.... Bu tipler hem Müslüman olmazlar - zaten onlanı "olun" diye zorlayan da yok-hem de İslâmî konularda ahkâm kesmekten hayâ etmezler. İslâm'1, hatta Arapça'yı bilmeden İslâm hakkında fetva verirler. Öyle ki, hiçbir eğitimi olmadığı halde bir tıp doktoru, bir mühendis, bir siyasetçi, bir edebiyatçı, hiç çekinmeden İslâm hakkında kolayca hüküm vere-biliyor. Bu şuna benziyor: Müslümanlar arasındaki bir savaşta, herhangi bir Batılı gayrımüslim, bu savaşın meşru olup olmadığını tartışabiliyor, fetva verebiliyor.
Şangay'da
Orada Çin Müslümanlariyle karşılaşıyor, yanlış bir Arapça ile az çok derdini anlatabilen bir ahun yani imamla konuşuyor. Mahalle çocukları peşinden sevinç içinde: “Musulmanî lilâ = Müslüman hoş geldi!” diye konuşuyorlar. Kendilerinde göremedikleri sakalına hayretle bakıyorlar. Müellif o zaman Çin’de bulunan seksen milyon Müslümanın ekseriyetle çok cahil olduklarını hatta dinî bilgilerinin pek eksik olduğunu, imamların bile namaz esnasında Kur’an’ı bütün yanlış okuduklarını, camilerin pagodlardan ayırd edilemediği gibi ibadet sırasında Mecusîlere benzer şekilde teganni ettiklerini söylüyor. En tuhafı da ulema denen bir sınıfın Arapça bir kitabı ellerine alınca derhal Çinceye çevirerek okumalarıdır. Çünkü Çinlilerin yazıları hecaî değil hiyeroglif esasına dayandığı için Çince her şekil bir fikrin ifadesi olduğu gibi Arapça yazılmış bir kelimeyi de hiyeroglifler gibi zihinlerine hakkeden Çinliler onu da kendi yazıları gibi okuyunca Çince ibarelerle sıralayıveriyor. Ve bu hal seyyahın pek tuhafına gidiyor.
Reklam
Türkçe, on bin senelik ve matematiksel yapısı hiç değişmemiş bir dil. Farsça, Arapça almıştır ama matematiksel yapısı değişmemiş; kökler, takılar var. Latincede de vardır bunlar. Türkçenin ses uyumları var, hepsi de geometriktir. Kurallara göre kelimeyi türetirsin, sokaktaki adam da anlayabilir bunu. Bir örnek vereyim: Benim yaptığım kuramlardan bir tanesi elektronların –ben eksicik derim– birbirinden aradaki itmelerle kaçışması olayı, molekül yapısına bunlar tesir ediyor. Kuramını yapmıştım, adı “Electron Correlation”. Sokaktaki Amerikalı, hatta tahsilli Amerikalı dahi anlamaz. “Correlation” on tane ayrı manaya gelen bir kelime. Ben oturup Türkçelerini de buluyorum, “eksiciklerin kaçınımı” dedim buna da. Sokaktaki bir şoföre söylesem eksili bir şeylerin birbirinden kaçış olayı diye gözünün önüne bir şey gelir. Bir de bu özelliği var Türkçenin. Ben diyorum ki dünyadaki bilim adamları oturup “Ortak bir yayın dili lâzım, nasıl bir dil olabilir?” deseler ve de Haçlı kafasından kendilerini kurtarabilseler, eminim ki Türkçe gibi bir dili ya da Türk dillerinden birini seçerler. Ayrıca şimdiki yazımızın bir özelliği daha var, bunu da bozmaya çalışıyorlar ama, yazdığın gibi okur, okuduğun gibi yazarsın.
Sayfa 323 - Bilim+Gönül·Kitabı okuyor
Kur'ân-ı kerîm, hiçbir dile, hattâ Arapçaya da tam tercüme edilemez. Herhangi bir şiirin, kendi diline bile, tam tercümesine imkân yoktur. Ancak izâh edilebilir, açıklanabilir.
Sayfa 180·Kitabı okuyor
Din
Benim de aydınlanmasını istediğim nokta budur!
Peki, yüzyıllar içerisinde ne oldu da Türk kadınları bu medeni kültürden uzaklaştırılarak ikinci plana atıldı? Bunun sebebini şöyle açıklamak daha doğru olacaktır; Özellikle Türklerin İslamiyet'i kabulüyle beraber, İslam'ın iman şartlarını almanın ötesinde Arap örf ve âdetlerini de İslam diye taklit etmekten gelmektedir. İşte benim aydınlanmasını istediğim nokta budur. Kültürümüzde Müslüman olunduğu zaman sanki Arapça isim kullanmak lazımmış gibi bir durum gelişti. Oysaki Hıristiyan Araplar da kendi dillerindeki Arapça isimleri kullanmaktadırlar. Bu durum milli öz kültürümüze zarar vermekte ve yozlaşmaya sebep olmaktadır.
Sayfa 12 - Önsöz-Bedrettin Dalan·Kitabı okuyor
Alıntı
Bu kelime denilenin aksine çok farklı bir anlamda söylenmiş izlenimi vermişti bana. Lakin sorgulamadım. "Yarasın" diye mırıldandım sadece. ben de aynı şekilde kocaman bir yudum alıp bardağı masaya sertçe bıraktım. o hangi anlamda kullanmıştı bu kelimeyi, bilmiyordum ama benim bunu kullanacağım tek bir anlam vardı. Murathan benim en derin, unutulmaya yüz tutmuş ama unutmamak için inatla direndiğim yaramdı. Hala oluk oluk kanayan yaram...
Reklam
Reklam