Bütün geleneksel öğretiler içinde, İslam öğretisi, zâhirî ve bâtınî diyebileceğimiz, biri ötekinin tamamlayıcısı olan iki öge arasındaki farkın en net biçimde belirtildiği, tek öğretidir. Arapçada bu iki terim şöyle ifade edilir: Şerîat, yani sözlük anlamıyla herkese açık büyük ve anayol; hakîkat, iç gerçek ki seçkin bir zümreye özgüdür. Bu hiç de keyfî bir ayrım değildir. Tersine, eşyanın tabiatından dolayı böyledir; çünkü, herkes hakikat bilgisine ulaşmak için aynı niteliklere ya da aynı yeteneklere sahip değildir.
Sayfa 19
Şehrin merkezinde Âmül Ulu Camii vardı. Babamın dükkânına da çok yakın olan bu camide Müsenna b. İbrahim el-Amüli adında bir âlim ders okuturdu. Halk ona çok saygı duyar, çocuklarının onun hadis meclislerine katılmalarını ister, fetvalarını ona sorarlardı. Muttaki ve hikmet ehli bir zattı. O da hiç kimseyi geri çevirmezdi. Adı Arapçada çift anlamına gelen Müsenna idi ama kendisi şehrimizde tekti.
Sayfa 27·Kitabı okuyor
Alıntı
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Rabbim bizleri bu formdan uzak eylesin...
(*: Arapçada insanların çoğulundan bahsedilirken farklı bir form, cansız varlıkların çoğulundan bahsederken farklı bir form kullanılır. Burada da münafıkların dış görünüşünden bahsedilirken insan yerine cansız varlıkların çoğul formu kullanılmış.)
Alıntı
AŞIK BEYİN/ LEYLA İLE MECNUN:
Âşık Beyin Leyla ile Kays göçebe bir Arap kabilesinde dünyaya gelirler. Çocuklukları birlikte geçer. Kabilelerinin sürüsünü güderler birlikte. Zamanla Leyla ve Kays birbirlerine âşık olur. Şair ruhlu Kays, Leyla'sı için şiirler yazmaya başlar. Şiirleri o kadar güzeldir ki duyanlar onları ezberleyip tekrarlamaktan kendilerini alamaz. Birbirlerine karşı duydukları bu derin sevgiyi ömür boyu birlikteliğe dönüştürmek isteyen Kays, Leyla'yı babasından ister. Fakat böyle bir birlikteliğin geleneklere aykırı, o nedenle de imkânsız olduğunu belirten Leyla'nın babası onun bu isteğini reddeder. Bir süre sonra Leyla istemediği hâlde başka bir kabileden zengin bir tüccar ile evlendirilir ve kabileden ayrılır. Leyla'nın evlilik haberini duyan Kays deliye döner. Kabileyi terk edip yakındaki bir çölde dolaşmaya başlar. Uzun bir süre ondan haber alınamaz. Onun için günlerce çöle yemek bırakan ailesi de artık ondan ümidi keser. Arada bir Kays'ı şiirler okurken veya kum üzerine çubukla şiirler yazarken gördüklerini söyleyenler olur. Kays'ın şiirleri dilden dile dolaşır ama artık o halk arasında, Arapçada deli anlamına gelen "Mecnun" ismiyle anılıyordur. Ayrılık acısına ve hasrete dayanamayan Leyla hastalanıp yataklara düşer. Kısa bir süre sonra da yaşama veda eder. Mecnun'un ölü bedeni ise kim olduğu bilinmeyen bir kadının mezarı başında bulunur. Mezarın yanındaki bir taşın üzerine kazınmış, üç kıtadan oluşan bir de şiir bırakmıştır geriye Mecnun.
Düşünmek, Varlık'ın huzurunda durmaktır. Düşünmek eyleminin bu yönü, vukufiyet kelimesinin etimolojik kökeninde çıkar karşımıza. Bir şeyin kökenine inmek, onu derinlemesine anlamak manasındaki vukufiyet kelimesi Arapçada v-k-f kökünden gelir ve "durmak" demektir. Türkçede ise düşünmek kelimesi "düşmek" ile aynı kökten gelir ve bir şeyi tam manasıyla kavramak ve künhüne vâkıf olmak için onun "içine düşme"yi yani onun hakikatine nüfuz etmeyi ifade eder. 
“Dil, edebin aynasıdır. Gönülde ne varsa, dil kapısından o çıkar. Edep, biraz da öfkenin ateşini yürekte söndürüp dili serin tutabilmektir. Haklı olsan bile kelimeleri dizginleyebilmektir. Arapçada meşhur bir deyim vardır: 'Mızrak yarasının tedavisi vardır fakat dilin açtığı yara iyileşmez.' Bir anlık hiddetle söylenen söz, bazen senelerce unutulmaz.”
Alıntı