İstanbul' un geçmişini; bir çocuk, bir ergen, bir genç, bir de yetişkinin gözünden okudum sanki. Hatta bir tarihçi bir sanat eleştirmeninin... Bunların hepsinin birbirini tanıması, farklı ruh halleri, inanılmaz gözlemleri, ve tek bir bedende birleşmiş harmanlanmış olması... Hepimizin hiç gelmeyecek misafirler için hergün geleceklermiş gibi hummalı hazırlıklar yapan akrabaları omuştur. Hatta kendimizinde yaptığı... Çocukluğumda İstanbulu her tarafı aynalı, acının kaderin hiç uğramadığı bir şehir olarak hayal ederdim. İstanbuldan gelen öğretmenlerime elit oarak bakardım. Taki lise son sınıfta tatil için geldiğim bu şehri görene kadar. O zaman şu soruyu sordum kendime: Madem kültürümüz aynı, madem aynı şeylere gülüyor, aynı şeylere ağlıyoruz, madem aynı güneşle ısınıyor aynı karla üşüyoruz, madem aynı kulağa aynı buruna aynı devlete aynı polise aynı gökyüzüne sahibiz. Peki neyi paylaşamıyoruz. Niye bu kavga niye dil, din, ırk üstünlüğü... Neden nerden gelip nereye gittiğimizi unuttuk. Neden bu kadar şeyi renklilik zenginlik olarak değilde kusur olarak görüyor ve dayatıyoruz.. Artık hiç gelmeyecek misafirler için değil daima yanı başımızda olanlar için o muhteşem yemek takımlarını kullanma zamanı gelmeli diyorum :) sevgi ve selamlar.
Bazen hayatta kendimizi Raif Efendi gibi hissederiz. Kabarık egolarını dahada beslemek için moda davranışlarla doğallığı bir kenara iten insanlarla karşılaştığımız çok olur. Sonuç: Öyle insanların kendileri de malesef mutlu değillerdir. Sadece yanındakileri de kendileri gibi mutsuz yaparlar. Kötü olmanın hiç bir mantığı yoktur. onun için tedavi edilmesi gereken psikolojik bir bozukluktur bence kötülük.
Eski Türkçe keimelerinin yoğun kullanıldığı yeni okurların okurken zorlanacakları bir dil kullanılmiş. Fakat oldukça akıcı eski yeşil çam filmleri tadında bir hayat öyküsü.
İsmine yakışır bir kitap 'ANA' işte. Bu kitabi okuyan dunyadaki tüm analara saygı duyar şüpesiz. Dönemin siyasi zorluklarınıda anlatan enfes bir yapıt bence.
Yakın tarihle ilgili çok fazla kitap okumama rağmen bu tarz kitapları okuduğumda düştüğüm dehşet ve yaşatılan vahşet tüylerimi her seferinde diken diken edebiliyor. Bazi insanlar o kısacık ömürlerine nasıl oluyorda -o kadar güzellik dururken- bu kadar kötülük hırs, nefret, şiddet sığdrıabiliyorlar. Derin devleti 70 lerin aydınlatılmamış birçok olayını merak edenlerin belgeleriyle okuyabilecekleri bir kitap.