İstefan ed-Duveyhi, hayatı boyunca Maruni Kilisesi'ne verdiği hizmetler ve patrikliği döneminde kilise içinde yaptığı reformlarla Maruni tarihinin en etkili patriklerinden biri oldu. Bununla birlikte ed-Duveyhi'yi Maruni toplumu için önemli kılan diğer bir özelliği yaptığı tarih çalışmalarıdır. Ed-Duveyhi'nin en önemli eserleri arasında bir dizi tarih çalışması yer almaktadır. Bunlar, Maruni patriklerin tarihini anlattığı Maruni Patrikler Kronolojisi (Silsilat Batarikat et-Ta'ife el-Marüniyye), Maruni Halkı Tarihi (Tarih et-Ta'ife el-Marüniyye) ve ilk olarak Müslüman Tarihi (Tarih el-Muslimin) sonra Zamanların Tarihi (Tarih el-Azmina) olarak adlandırdığı eseridir. Albert Hourani'ye göre bunların en önemlisi Tarih el-Azmina'dır. Ed-Duveyhi, genel bir tarih düzeninde yazdığı eserinde, 622'deki el yazmalarıyla başlayıp 1699'e kadar olan el yazmalarını incelemektedir. Eser, Lübnan tarihi ve onun çevresindeki bölgeleri kuşatan Haçlıların, Memlukluların ve Osmanlıların yöneticileriyle ilişkilerine odaklanmıştır. Ed-Duveyhi kendinden öncekilerden çok modern tarihçilere benziyordu ve çalışmalarını geniş ölçüde ulaşılması mümkün olan kaynaklara dayandırıyordu. Tarih el-Azmina'nın kendi el yazması kopyasında çalışmalarında kullandığı birçok eski dönem tarihçisinden (Tanukhiler için İbn Sibat, Fahreddin için Safadi ve Haçlılar için Tyreli William) bahsetmektedir. Ed-Duveyhi, Maruni kilise kitaplarından yararlandı ve Vatikan'daki arşivden materyaller topladı. Ed-Duveyhi'nin çalışmalarının en önemli yönlerinden biri kendi toplumu için tarihsel bir vizyon sunmasıydı. Ed-Duveyhi, Marunileri diğer gruplarla etkileşim halinde olan basit bir siyasi grup olarak ele almaktan çok onların toplum olarak gelişmesini sağlayan doktrinler ve kültürle ilgileniyordu. Bununla birlikte XV. yüzyılda
Sayfa 119 - Marunîlerin Roma Katolik Kilisesiyle İlişkileri·Kitabı okuyor
Anılar arşivden bir bir çıkıyor, beynime aynı anda hücum ediyor ve beraberinde gözyaşlarıma göz pınarlarımın kenarlarına kadar eşlik ediyordu. Bir de hatırlamak güzel, derler. Değil. Aksine Cervantes'in dediği gibi, “Ah hafıza, huzurumun baş düşmanı.”
Bellek, geçmişin kayıtlarını tutan bir arşivden çok daha fazlasıdır; kendimizi, başkalarını ve dünyayı gördüğümüz bir prizmadır. Söylediklerimizin, düşündüklerimizin ve yaptıklarımızın altında yatan bağ dokusudur. Kariyer tercihlerim, birinci nesil göçmen olarak bana kalıcı bir "ötekilik" hissi bırakan deneyimlerimden şüphesiz etkilenmiştir. Öyle ki zaman zaman kendimi, insanların nasıl ve neden o şekilde davrandıklarını anlamaya çalışmak üzere insan beynini araştıran bir uzaylı gibi hissediyorum.