Gelin Tacı, Mısırlı Şazili Tarikatı’nın üçüncü mürşidi tarafından kaleme alınmış bir eser. Kitabın çevirisinde, iki farklı baskıdan yararlanılmış, bu da okuduğum kitaptaki emeğin ne kıymetli olduğunu hissettirdi.
Kitabın adı, ilk duyduğumda bana biraz şaşırtıcı gelmişti; “Gelin Tacı ne alaka?” diye düşündüm. Ancak önsözü okuyunca bu ismin ne kadar anlamlı ve derin bir sembol olduğunu anladım.
Çeviri açısından hoşuma giden birçok detay vardı. Örneğin, Peygamber Efendimizden bahsedilirken “Allah’ın Resulü sallallahu aleyhi ve sellem” ifadesi kısaltılmadan, açık şekilde yazılmış. Benzer şekilde Allah’ın adı, Peygamber Efendimiz veya sahabeler anıldığında kullanılan tazim ifadeleri de parantez içindeki kısaltmalarla değil, doğrudan yazılmış. Bu da metni hızlıca geçmek yerine ifadeleri gerçekten okuyarak ilerlemenizi sağlıyor.
Kitabın akış sıralaması da dikkatimi çeken bir diğer detay oldu. Kitap tövbe ile başlıyor. Bu başlangıç benim için en güzel uyanış diyebilirim. İnsan, kendi eksikliklerini düşünmeden ilerleyemeyeceğini fark ediyor. Sonlara doğru ise eser dualarla kapanıyor; sanki okuyucuyu bir muhasebeden geçirip sonunda dua ile tamamlayan bir yolculuk gibi.
Kitap, nefis terbiyesi, ahlakın temizlenmesi ve içsel güzelleşme konularına değinen, uyanış sağlayan güzel bir eser oldu benim için, keyifle okudum.
kitabı bitirdikten sonra adeta bir inceleme yazma ihtiyacı hissettim. hâlâ şokun etkisindeyim ve üzerimde çok tuhaf duygular var. selahattin demirtaş’ın okuduğum üçüncü kitabı olan jamal, yazarın diğer eserleri gibi bende derin izler bıraktı.
hikâye; ailevi durumları nedeniyle kendini sokaklara vuran cemal’in, yemenli arkadaşı jamal’ın adını almasıyla beraber çıtırından bir girişle başlıyor. "geçimini sağlamak" ifadesini kullansaydım ve jamal gerçek bir kahraman olsaydı, muhtemelen bu ifademe kahkahalarla gülerdi. istiklal caddesi’nde bir kediyi insanlara sevdirmek ve küçük bir kazanç sağlamak umuduyla başlayan bu yolculuk; sözde ermeni, özde izmirli olan arus (iris/tuğba) ile karşılaşmasıyla jamal'ın sokak hayatı bambaşka bir boyuta evriliyor.
aşkı en derin haliyle; sevinci, heyecanı, kaybetme korkusunu, ölümü ve hayal kırıklığını bir arada yaşayan jamal, sokakları neden sevdiğini bir kez daha anlıyor. özgürlükle aşkı bir arada yürütmek isterken eninde sonunda birinden vazgeçmesi gerektiğini fark eden jamal'ın hikâyesi; asıl özgürlüğün aşkta değil, sokakta olduğunu bize çarpıcı bir hayat hikâyesiyle gösteriyor. selahattin demirtaş; insanlık, siyaset ve avukat kimliğinin yanı sıra yazar kimliğiyle de örnek alınacak bir figür olduğunu bu sıra dışı eseriyle bir kez daha okurlarına ve sevenlerine kanıtlamış.
"Bugün İslâm cemiyetinin başında bunca musibetler var. Otuz milyon insan, dört veya beşbin yıl önceki insanlığın yaşayış şekline terkedilmişken, ahlâk sefaletlerinin yanında iktisadi felâketler kaynaşırken, bin yıllık tarihin sahibi koca bir millet bir avuç yahudinin sermayesinin esareti altında sürünürken bütün bu sefaletleri dile getirmeyi ne için lânetliyelim? Her iki tarafın meydanlardaki nümayiş kahramanları karşılıklı "kahrolsun" feryadlarıyla neyi düzelttiklerini, hangi perişan ruhu kurtardıklarını zannediyorlar?"
Kitabın özet alıntısı diyebilir miyiz? Diyebiliriz.
İslâm aleminin net biçimde ifade edilişi diyebilir miyiz?
Pekala diyebiliriz.
İçinde olduğumuz bu perişan hal için pek çok çarpıcı cümle kurulmuş elbet burda. Her biri farklı biçimde sarstı.
Hep bilinen sorunlar, bilinen zaafiyetler...
Ama neden bilinen noktadan tutup düzeltemiyor bu kadar müslüman?
Bunun sebebinin İslam kimliğiyle İslam'a içten zarar veren, din kisvesi altında faaliyet yürüten güruh olduğu artık malumumuzdur.
"Biz hudutlarda yenilmeden önce kendi içimizde mağlup olduk."
Gerçek Müslüman girdiği ortamda parlayacak nitelikte olacakken her türlü çirkin meziyeti müslüman üzerinden gösteren bir dünya görüşü peyda olundu.
Bunlar bir anda olmadı.
Düşman bunu ilmek ilmek ördü başımıza.
Sokağa çıkıp lanetlemek ne gibi bir kurtuluş getirecek bize?
Lanetleyenleri organize edenler lanetlerin asıl hedefi bile olabilir. Böyle de gaflet içinde yürütüyorlardır bizi...
İnsan tabiatı ne de güzel ifade edilmiş aynı zamanda.
Dünyaya ait duygulardan tutun, beklentilere, umutlara her şeyin bir hüsranla son bulmaya mahkum olduğunu; her şeyin yitip elde kalanın safi kırıklık olduğunu; insanın kötülüğün galip göründüğü karmaşada kötü olmamaya çabalamaktan başka karşı koyacak bir şeyi olmadığını anladım
Hazır bugün 7 Aralık Şeb-i Arûs, Vuslat'ın 752. yıldönümü olmuşken elimde bulunan bu kitabı okumanın tam zamanı.
Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî’nin ilahi sevgiliye kavuşmasına işaret eden 17 aralık, Allah katına yükselmesini simgelediği için Farsça da "Düğün Gecesi" anlamına gelen "Şeb-i Arûs" olarak kutlanır.
Mevlana, daime birleştiricidir, barıştırıcıdır, sevginin ve barışın adeta sembolüdür. Mevlana'nın kucaklayan değeri, insan sevgisi ve hoşgörüsünün bulunduğu bu eserde vezin olarak Fa i la tün - Fa i la tün - Fa i lün'dür. Tasavvufi fikir ve düşüncelerini, bir birine eklenmiş hikayeler halinde anlatılmıştır.
Selahattin Demirtaş, bu kitapta sadece bir hikâye anlatmıyor; bir toplumun suskunluğunu, korkusunu ve vicdanını kaleme alıyor. Jamal, bir anne, bir oğul ve Arus adında bir kadının kesişen kaderlerinden doğan sarsıcı bir roman.
Anne karakteri, sevgiyi kontrol etmekle karıştıran bir kuşağın sesi. Oğlunu korumak isterken onu en büyük kötülüğün içine sürüklüyor. Arus ise bu hikâyenin masum yüzü; hiçbir suçu yokken, korkuların ve önyargıların kurbanı oluyor. Onun hikâyesi, bir kadının toplumun günahlarını omuzlamak zorunda kalışını anlatıyor.
Demirtaş, bu üç karakter üzerinden bir ayna tutuyor bize.
Korkunun, sevgiyi nasıl zehirlediğini, sessizliğin suçla nasıl birleştiğini gösteriyor.
Annesi oğlunu seviyor ama sevgisi özgür değil; Arus seviyor ama sevilmeye layık görülmüyor.
Ve sonunda, herkes kendi suskunluğunun cezasını çekiyor.
Yazar, politik kimliğini bir kenara bırakıp insanın iç dünyasına iniyor.
Cümleleri sade ama taşıdığı anlam derin.
Bir yerde sanki şöyle diyor bize:
İyilik de kötülük de aynı yerden başlar; insanın kalbinden.”
Jamal, bir roman olmanın ötesinde, vicdanla korkunun savaşı.
Okudukça şunu hissediyorsun: bazen en büyük suç, sadece susmak.
Ve Demirtaş bunu tüm hümanist duyarlılığıyla hatırlatıyor.
Okur okumaz bir akışa bıraktırması hoşuma gitti. Sokak hayatını tercıh eden Cemal'in gözünde sokakta yaşayan ve yaşamak zorunda kalanları kıskısacık, net bir özetle sunmuş, Ağrılı ve kürt olan Cemal İstanbul istiklal caddesinde Arus'a aşık olması ile başlayıp, Arusun sağlık tedavilerini karşılaması ile ardında annesinin mal varlığından etmesinin bir hikayesi uzun uzun anlatmak istemem tadı kaçmasın. Keyifliydi iyi okumalarrr :)