altından bir yokluk bir hiçlik çıkarsa sen belki dayanırsın buna fakat ben dayanamam yaşayamam müsade edin bana hayattan ayrılıyorum kendi isteğimle ayrılıyorum. bu sözlerin gerçekle ilişkisini bilemedim Turgut. kendi de inanmak istemiyordu söylediklerine. sanki istediği gibi konuşma fırsatını ilk defa bulduğu için konuşuyordu. sanki ilk hataya düştüğümüz gün ayrılmalıyız hayattan diyordu artık çok geç kaldık. ilk uyuşmazlığa düştükleri zaman birbirlerinden ayrılmalılar insanlar. sonra bir çıkmaza giriliyor. kendimi hoş gördüğüm her an başka aptallıklar için fırsat yaratıyor başından kesmeli ilk yanılmada ilk hayal kırıklığında son vermeli bu işe sonra başarısızlık bir alışkanlık oluyor sıkılganlık bir huy oluyor.
“Ama o zaman bana öylesine anlaşılmaz gibi gelen şeyi şimdi çok iyi anlıyorum. Sen de anlıyorsun elbette… İkimiz de öylesine bencil, kendini beğenmiş, öyle kendimizle doluyduk ki, yüreğimizde başkalarına ayıracak en küçük bir yer bile yoktu. Biliyor musun,” saf ve içten tıpkı eski halinin bir başka yanını andıran bir sesle söylemişti bunu.
En canlı bakışımı, en özgür gülüşümü ondan esirgedim, onunla konuşurken sesimin tonuna dikkat ettim, ona içimden geçenleri hiç belli etmedim, ona bütün yüzümü kapattım, ama kendimi sönük bir kadın gibi göstermek sıkıntısına katlanmam onun için; birçok şeyleri anlamamazlıktan gelişimin nedeni üzgün, bitkin bir halde, bütün bunların kendisi için olduğunu o anlasın diye değil miydi? Her kadının kendini başka türlü göstermek isteyişinde bir şuhluk gizlidir; güzel görünmek için nasıl bir titizlik, bir özen gerekirse her saat çirkin görünmek için de aynı titizlik, aynı özen gerekir.