Arzu Akça

Arzu Akça
@arzuakca
korkarım uyanık tüccar oldum ben
Puan vermedi·520 syf.·
2022 3. kitabı
Oldukça sarsıcıydı. Martin Eden alt tabakadan gelen, sokak ağızıyla konuşan, eğitimsiz, kültürsüz bir gemici fakat güçlü bir ruha sahip. Bir gün sokakta sosyeteden bir gencin hayatını kurtarır ve bu gencin evine davet edilir. Burada kurtardığı adamın kardeşi olan Ruth adlı bir kıza aşık olur. Kızın edebiyat bölümü bitirmesine rağmen bu kadar derinliksiz olmasını hoş karşılayamadım. Bir şekilde bu kızla görüşmeye başlar Martin Eden, çok okumaya dilini geliştirmeye adar kendini. Bu sayede Ruth'un gözünde saygın biri olmayı hedefler. Fakat kız bu cahil adamı istediği gibi şekillendirmeyi diliyor içten içe ne fena ! Neyse birbirlerine aşklarını itiraf ediyorlar. Martin Eden her anlamda kendini geliştirerek yazmaya başlıyor, sefil bir durumda asla yazıları editörler tarafından kabul edilmiyor ve kız babasının yanında memur olması konusunda diretiyor. Ayrılıyorlar, en mantıklı karar be Martin'im. Sonrasında Martin biriyle tanışıyor, yazıları dergiler tarafından ciddi anlamda değer görmeye başlıyor, asla tekrardan masa başına oturup kalemi eline alamıyor. İstediği ekonomik şartlara gelmesini sağlayan yazılar zamanında defalarca ret alanlardan başkaları değil. Kafasında dönen "kitaplar yazılmıştı". Herkes tarafından el üstünde tutulmaya başlıyor fakat her şey bomboş hayal ettiği bu değildi. Ruth bir gün evinde beliriyor ve aralarında bu kızdan dolayı samimiyetsiz bir konuşma geçiyor bence. Sonra gemi yolculuğu ile uzaklaşma, artık içlerine girmek istediği burjuva toplumunun iç yüzünü gayet tabi anlamıştır ve yaşamak istemez. Kitaptaki intiharın anlatılışı en iyi kısımlardan biri. Kitapta çevre tarafından sosyalist ilan edilen Martin bireyciliği savunmakta aslında ve intiharı bireyselciliğin yenilgisi olarak görüyoruz. Hayat hastalıklı bir şeydi, daha doğrusu hastalıklı bir
Martin EdenJack London · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025135,2bin okunma
Reklam
Bin tane iste, senin için yakalayayım !
Puan vermedi·375 syf.·
2021 13. kitabı
Süper sürükleyici olduğunu bilmiyordum. Kitap ikisi de Afkanistanlı olsa da etnik kökeni farklı olan iki çocuk arasında geçiyor. Emir, Afganista'nın güneydoğu ve Pakistan'ın kuzeydoğu bölgesinde yaşayan İranlı bir ulus yani peştunken Hasan ise kökenleri Moğollara dayanan bir hazara. Nüfusun azınlığını oluşturan hazaralılar toplumda ikinci sınıf vatandaş muamelesi görüyor. Kitapta iki çocuk arasında farklı etnik kimliklerinin etkileri açık bir şekilde ifade edilmiş. Bu kurgusal metinde beni etkileyen şeylerden biri hemen hemen aynı yaşlarda olan çocuklardan birinin diğerine hizmet etmesi (her anlamda) ve bunu yaparken kendini onun en yakın arkadaşı zannetmesi. Çocuklar arasında bile bulunan bu kibir durumu insani bir şey mi ? Bana ağır geliyor açıkçası. Neyse uçurtma festivali sonunda Hasan'ın başına gelenlere şahit olan Emir'in küçük yaşta bu kadar hırs ve bencilliğe sahip olması... Sonrasında hayatı boyunca süren bir pişmanlık. Olanlar olduktan sonra ne durumu yaşayan ne de ona şahit olan aynı olmamalı zaten. Hasan'ın gülüşü gözükmüyor kitapta bir daha mesela belki de ölüyor çünkü insan öldüğünü hissediyor böyle durumlarda. Zaten bir insanı öldürdüğün zaman, yaşamı çalmış olursun. Karısının elinden bir kocayı, çocuklarından bir babayı almış olursun. Yalan söylediğinde, birinin gerçeğe ulaşma hakkını çalarsın. Hile yaptığın, birini aldattığın zaman doğruluğu, haklılığı çalmış olursun. Umarım anlıyoruzdur ?
Uçurtma AvcısıKhaled Hosseini · Everest Yayınları · 2024192,4bin okunma
masumiyet işçisi
Puan vermedi·198 syf.·
2021 9. kitabı
Okumaya başlamadan acıklı bir çocuk hikayesi bekliyordum açıkçası. Fakat ilk sayfalardan birinde Holden Caulfield denilen aykırı ergenimiz fiziksel olarak beğenmediği müdürün kızı için bir cümlenin sonunda "yine de kızcağız için üzülmeden edemiyordunuz." diyordu. Yani ilk izlenimim pek hoş değildi açıkçası. İlerledikçe bu çocuğun daha 12 yaşında olduğunu göz ardı edemedim, bu tür konuşmalarda bulunması ve açık seçik argo söylemlerde bulunmasına gayet doğal geldi. Yazar eseri birincil kişinin ağzından anlatmış, bu konuda arada kaldım. Arada kalmamın sebebi birçok dile çevrilen ve günde yaklaşık 600 tane satışı olan kült bir kitabın daha edebi dili mi olmalı bilemedim. Aslında bu şekilde bir dil kullanması eseri çok rahat okumamızı sağlıyor, bence ergenliği konu alan bu tarz bir romanda daha edebi bir dilin yakışacağını zannetmiyorum. Bu kitapta beni yakalayan ve etkileyen şey küçük kız kardeşi Phoebe'ye ve ölen kardeşi Allie'ye olan sevgisiydi. Hatta Allie için şöyle söylüyor kız kardeşiyle konuşurken "Öldü, biliyorum! Bilmediğimi mi sanıyorsun? Ama, onu yine de sevebilirim, değil mi? Bir insan öldü diye onu sevmekten vazgeçmek zorunda mısın, Tanrı aşkına; özellikle de, hayatta olanlardan bin kez daha iyi kalpli bir insansa?" Kitabın ismi de kardeşiyle konuşmasından geliyor. Kardeşi Caulfield'e ne olmak isterdin diye soruyor. Caulfield ise, büyük bir çavdar tarlasında oyun oynayan çocuklar getirdiğini söylüyor gözlerinin önüne. Binlerce çocuk ve kendisi. Bir uçurum kenarında olduğunu ve uçuruma yaklaşan çocukları yakaladığını. İşte böyle olmak istiyor çavdar tarlasında çocukları uçurum kenarında yakalayan masumiyet işçisi.. Ben boş bir eser olarak görmedim açıkçası, sürekli tekrarladığı nefret söylemlerine de takılmadım hangimiz ergenken yaşantımızdan hayıflanmadık ki.
Edebiyat
Çavdar Tarlasında ÇocuklarJ. D. Salinger · Yapı Kredi Yayınları · 202171,3bin okunma