Ekim 2024 itibarıyla Hece Yayınlarından çıkan Muhacir Kuşlar, Mahir Nakip’in hikâye türünde kaleme aldığı ilk eseri. Kerkük doğumlu yazarın, tercüme ettiği eserler ile mesleki kitaplarının yanı sıra Türkmenlerle ilgili hazırladığı birçok yayını da bulunmakta. Bu kitabında ise DEAŞ, El-Kaide gibi terör örgütlerinin faaliyetleri sebebiyle Telafer’den göç etmek zorunda kalan Türkmenlerin acı dolu biyografik hikâyelerini okurla buluşturuyor. Kitabın hazırlık sürecinde elliden fazla aileyi dinleyen yazar, bu görüşmelerde alınan ses kayıtlarının titiz deşifreleri sonucunda, yaşananları edebî birikimiyle harmanlayarak okurun dikkatine sunuyor. Kişilerin mahremiyetini korumak amacıyla isimleri değiştiren ve hikâye formatına uyması için kurmacanın imkânlarına başvuran Mahir Nakip; çok yakın bir coğrafyaya gözümüzü çevirmemizi, olan bitene kulak vermemizi sağlıyor. Kitabın sonlarına yaklaşırken şu düşüncelerin zihninizde yankılandığını duyabilirsiniz: Bir ateş topu, yıllardır elden ele... Tutan el değişse de yakıp yıktıkları değişmiyor.
Kitapta bizi karşılayan dokuz hikâyeden ilki olan “Asılı Kundak”ta 2014 yılında DEAŞ yüzünden memleketleri Telafer’i terk etmek zorunda kalan ve Suriye üzerinden Türkiye’ye göç etmeye çalışan bir ailenin zorlu yolculuğu anlatılıyor. Geniş ailesinin sorumluluğunu üstlenen Samet ile yolculuk esnasında doğurduğu yavrusunu geride bırakmak zorunda kalan çaresiz eşinin hikâyesi. Çarpıcı bir sonla biten hikâyede PYD ile PKK’nın doğrudan ilişkisine, El-Kaide ve DEAŞ gibi terör örgütlerinin halkı, köklü aile bağlarını ve sosyal yaşamı nasıl tahrip ettiğine de değiniliyor.
Kitabın ikinci öyküsü “Şiiriyle Yaşayan Şair: Vaad Havdi”de, Doğu’nun mazlum ve kimsesiz şairlerini hatırlatıyor yazar. İran Savaşı’nın ardından Irak’a uygulanan ambargonun halkı nasıl
Kendimi karşılaştırdığım birçok akranıma göre daha iyi şartlarda, tatmini yüksek bir hayat yaşadığımı düşünüyordum ama bir türlü kendimi hayatta anlamlı bir yere yerleştiremiyordum. Evet birçok şeyi başarmıştım fakat dışardan bakıldığında başarı olarak görülen bu şeyler benim için anlamlı bir hikâyeye denk gelmiyordu. Başarısızlıklarıma odaklanarak bir şeyleri kaçırıyordum ve bunu her fark ettiğimde daha dibe çöküyordum.
Zaman bir şeyleri anlama mesafesi ise anladıkça fark ediyorum ki yaklaşıyorum, ama her anladığımla da mesafe açılıp erişilmez bir uzaklığa kaçıyor ve bana bir yakınlık duyurup uzaklığı veriyor. Ama zamanın ve mesafelerin farkına varacakken benden aniden uzaklaşmaları, beni fırlatıp atmaları, önce yakınlığı bulmamı öğütlüyor biliyorum, bu kadarını biliyorum, fazlasını da biliyorum ama yapamıyorum. Hiçbir şey yapamıyorum.