Özge

İnsan nedir, neye denir, iyi midir, kötü müdür, gerekli midir, kim bir hayrını görüp bin şerrinde muaf olabilmiştir, bilemiyo­rum. Şunu diyebilirim; en iyisi en perişanıdır, en hakkı ye­neni, en olup da yere düşenidir. Bunlar insanın değil de dün­yanın nasıl bir yer olduğunu anlatıyor galiba. Ama anlatıla­nı anlıyor muyum, onu da bilemiyorum. Ne kendimden, ne başkasından bir umudum var. Umut için zaten kimse bize, yani insana yaklaşmasın vallahi perişan olur, ama tatlı adam olur. Böyle bir şey işte.
Sayfa 185·Kitabı okudu
Reklam
Benim kalbim temiz Müslümanları
Ömrüm boyu sabah namazına kalkmak istedim, kalkamadım. Hep çok erken okunuyor. Bazı üzüntülü, hasta ya da uyku tutmayan günlerimde de ezanı bitene kadar dinledim ve yine kalkıp kılmadım. Öm­rüm boyu kıldıklarım dördü, beşi geçmez. Akşam, yatsı fa­lan, hayır. Öğleni ve ikindiyi zaten ruhani bulmam, elimde değil. Ama namazdan çıkanlara bakmayı, sabah erken cami avlularında gezmeyi, kedilerin mezhebini tahmin etmeyi ve her şey hakkında düşünmeyi severim. Ben Aslan Bey, ken­dimi dindar değil ama çok inançlı sayarım. Her gün tonla yalan söylerim, tembel ve başka şeylerim ama bunlar genel kurallara aykırıdır bilirim, dizlerimde ve alnımda secde izi bulunmayacak evet ama ben her zaman Allah'ı düşünürüm.
Sayfa 184·Kitabı okudu
Kendi kendine konuşan, ömrünün bütün didinmesini kendiyle yapan, bu nedenle de bir türlü galip gelemeyen herkes gibi ben de Tanrı ile konuşur dururum. Pek de kötü olmadığım hâlde bana acısın diye bir perişanlık örtüsünden konuşurum. İnsan hasta, zorda, iyi bir şey duymaya taham­mül edemeyecek hâlde birine, hemen nasıl kendinin aslında pek de ilgilendirmeyen dertlerinden hayati önemdelermiş gibi bahsederek dinleyenin ancak başka dertler duyunca hafifleyecek ya da kabarmayacak acısını teskin etmeye çalı­şırsa Tanrı ile de konuşurken "Çok şükür iyiyim, sağlığım yerinde, yediğim önümde yemediğim arkamda sebepsiz ye­re atıp tutuyorum," diyemiyor. Hemen bu hâlini belli etmeden "Allahım, bu insanı şose silindiri gibi ezip geçen ha­yatın içinde ben de fark etmeden kim bilir neleri ezip geçi­yorum ama gücüm ölçüsünce sana verdiğim söz üzerinde­yim, yaptıklarımın şerrinden sana sığınırım, üzerimdeki nimetini itiraf ederim, günahımı da itiraf ederim, sen mağfiret edersin." diyerek ona da dert yanar ya da kendimi yukarı­ya göstermeye çalışırken hava attığımı fark ediyorum. Ona yakarışımda sesim başka bir ton alıyor (iyice, gerçekten perişan, feveran hâlimde olduğum anlar hariç), beni yalvaran cahillerden ayırt etsin istiyorum.
Sayfa 183·Kitabı okudu
Bravo, arı satıp namusu tellala vermişsiniz.
Sayfa 182·Kitabı okudu
Mut­lu da olmadım mutsuz da, madem yalan dünya, ben bu ya­lanın sahici bir parçası oldum. Ama çok ve uzun baksam fikrimi değiştiririm, hiç bakmasam fikrim kalmaz, kendi­liğinden değişir. Eskiden kocakarılar dilek kuyularındaki simsiyah suya bakar bakar da en sonunda fazla bakmaktan şekiller, kıpırtılar görmeye başlar, bunları da görmek iste­dikleri şeylere yorarlarmış. Kendine uzun uzun bakmak da bence biraz böyledir. Üstelik nasıl her resminde insan fark­lı çıkıyorsa kendi içine her bakışında da başka bir şey gö­rüp şaşabilir. Uzun uğraşlardan sonra bir an durup bakma­lı o kadar.
Sayfa 181·Kitabı okudu
Reklam