Ben konuşurken hani hep ayağını sallayan o çocuk vardı ya, sağa sola bakan, sözlerle aramı bozan, o sepet pastanın fiyatı vardı ya, hani tepedeki pastanede taneyle satılan, babamı gözümden düşürüp mesleğini değiştirten, hani dışarıda ne yemek istesem "Evde var," diyen vardı ya, evde vardı ama ben şükürsüzdüm, evdeki patates de çamurlu sokak kıyafetini çıkarıp sapsarı kaldı mıydı, yağa utanmadan daldı mıydı işte o değil miydi, köfte bu köftenin yanında neydi, işte helva da dolaptan çıkmıştı, tabii şimdi pek tadı olmazdı dur, azcık ısınsın, gevşesindi, hani bizim evden gelen bir kavurma kokusu vardı, bir aralık günü cumartesi sabahıydı, o kırmızı etekli kızı güldüren ve "Ne bu, ne bu," diye sordurup beni tüm benliğimle Yeniköy'e taşıtan, o salak oğlanın elinde taşıdığı yeşil ciltli English Literature kitabı vardı bana okulumdan tiksinti veren, o kızın içine giydiği mayo termosifonun atmış dereceye gelmesini beklerken beni yaşlandıran, akşamüstleri telaşsızca sokağa çıkanlar, ceplerini yoklamayanlar, her işi düzgün gidenler, ayağına hiç taş takılmayanlar... Bunları anlamıyor musunuz, beni anlamıyor musunuz?