Özge

Dünyada belanın başarı ile satın alınan bir illet olduğunu elbet bildim. Belki bunu çoğu insan bilir de başarıdan, artık o ne ise, nasıl bir şeyse, bir türlü feragat edemediği için yanında bir de belası olur. Az bir başarısı, iki üç de orta karar bela­sı olur.
Sayfa 171·Kitabı okudu
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Bazı kaçışlarımdan ba­zen acı duyar, zoraki uzaklaşırdım. Bu da beni güçlü vazgeçişleri olan, müdanasız adam yapar, biraz daha mertebe atlatırdı. lnsan mertebe atlarken onunla uğraşan şeytan da mertebe atlar ya, ben de böyle yaparken biraz da yaptığım­dan olurdum. Kaçarken gerçekten de kaçabilecek bir adam olurdum. Ama gerçekten kaçabilecek olsam herhâlde kaç­maz, kaçabilecek ama kaçamayan adam olurdum. Demek ki gerçekten adam gibi bir şey de olunmuyor. Bunların hiçbi­ri tam, yekpare şeyler değiller. Benim hâlim, gerçek bilin­medikçe en güzeli duruyor. Sırf bunun uğruna bile gerçek saklanır. Gerçek zaten neyi güzelleştirmiştir ki? Neyin üstü açılınca bir korku ve bir aldanmışlıktan başka görülen olmuştur ki? Gerçek, olsa olsa göreni gün gelip nasıl olduğu belirsiz bir güzelliğe büründürebilir: Çok çirkin şeyler görmüş ve bunları kendine saklamış insan güzelliği. Geride bir şey yoktur.
Sayfa 169·Kitabı okudu
Sonraları, bir şey yapmak, yapma yolunda olmakla bunu elde etmenin ta­dı ve havasının aynı olmadığını fark ettim. Elde etmek, ay­nı zamanda elde edilmek istenenin tatsız karakterine de bü­rünmek demekti ki. Elde edenlerde artık sevilip beğenile­cek hâl bırakmıyordu. Ben hep aynı dinç, tatlı, mütevazı hâlimle, dünyaları devirmiş olmayı beğeniyordum. O da yok­tu. Elde etme süreci çok uzun sürdüğünden hiç uçarı, ha­vai bir sevinç de vermiyor, zor iyileşen bir yara gibi hep, her hâli takip edilerek, kabuklar kalktıktan sonraki kırmı­zı lekeye mahzunlukla bakılıyordu. Bu bakışın adı sabırdı, çalışkanlıktı, tevekküldü... Böyle bir sürü adı vardı, yarası­na göre değişiyordu.
Sayfa 168·Kitabı okudu
Ben konu­şurken hani hep ayağını sallayan o çocuk vardı ya, sağa sola bakan, sözlerle aramı bozan, o sepet pastanın fiyatı vardı ya, hani tepedeki pastanede taneyle satılan, babamı gözümden düşürüp mesleğini değiştirten, hani dışarıda ne yemek iste­sem "Evde var," diyen vardı ya, evde vardı ama ben şükür­süzdüm, evdeki patates de çamurlu sokak kıyafetini çıkarıp sapsarı kaldı mıydı, yağa utanmadan daldı mıydı işte o değil miydi, köfte bu köftenin yanında neydi, işte helva da dolap­tan çıkmıştı, tabii şimdi pek tadı olmazdı dur, azcık ısınsın, gevşesindi, hani bizim evden gelen bir kavurma kokusu var­dı, bir aralık günü cumartesi sabahıydı, o kırmızı etekli kızı güldüren ve "Ne bu, ne bu," diye sordurup beni tüm benli­ğimle Yeniköy'e taşıtan, o salak oğlanın elinde taşıdığı yeşil ciltli English Literature kitabı vardı bana okulumdan tiksinti veren, o kızın içine giydiği mayo termosifonun atmış derece­ye gelmesini beklerken beni yaşlandıran, akşamüstleri telaş­sızca sokağa çıkanlar, ceplerini yoklamayanlar, her işi düz­gün gidenler, ayağına hiç taş takılmayanlar... Bunları anla­mıyor musunuz, beni anlamıyor musunuz?
Sayfa 167·Kitabı okudu
Metin Altıok, Bir Acıya Kiracı Görsel: @citedeperadergi