Özge

Hani hastalıktan kalkanın nekahet hâlinin yaşama tutun­mak zannedilen bir hâli vardır ya, o aslında yaşamın tutuna­cak ve tutulacak bir yeri olmadığının anlaşıldığı hâldir. Ha­ni büyük dertlerin terbiyesinden geçenin sükûneti vardır, o aslında dert ne denli büyük olursa olsun sükûnetten baş­ka yapacak bir şey olmadığının anlaşıldığı hâldir. Hani benim indiğim kuyuda aklımı adeta bırakışım var ya, o da as­lında yanımda taşımaya değer bir şey olmadığını anlamanın ve ne taşıdığımı bilmenin seyahatidir. Kendini bir kez çıp­lak gözle görebilse insan, bir bakabilse, yapamadıklarına de­ğil bu hâli ile yapabildiklerine şaşar. Bir kez gerçekten göre­bilse olmuşu; verilmiş, olabilecek her şeyin aşinası olur ar­tık.
Sayfa 152·Kitabı okudu
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Anlatabildiğimi düşünmüyorum. En zor olan, insanın kendiyle ilgili gerçek ve anlaşılmaz hâlleridir. Anlat­mamak beni iyi yapacak değil, anlatmak belki diyebilirim ki benim anlamadığım bir şeyin zaten anlaşılmaz olduğunu or­taya koyacak. Ben sanki yanlış hazırlanmış bir soruyla kar­şılaşmış talebe gibi yüzüme şaşkın, haksızlığa uğramış ifa­desi vereceğim. Soru doğru olsa yine yapamayacağımı anla­yan yokmuş, öyle değilmiş gibi duracağım. "Yapardım, yapardım da şu kısmetime bakın," diyeceğim. Önceki hâlime, sonrama bakan bunun salt bir talihsizlik olmadığını anlaya­cak, anlayanlar olacak ama anlamayan da olacak. Ben her­kes gibi hayatımı anlamayan üzerine inşa edeceğim. Anlayışsızlar olmasa nasıl yaşanır? Saklayacakları olanı, yani çoğu­muzu ahmaklar, saflar, anlayışsızlar çevreliyor da bu nimet, bu büyük devlet, yaşamın bu büyük sırrı horgörüyle karşı­lanıyor. Sormak isterim niye iki akıllı daha yan yana gelebil­miş değil diye dünyada, sormak isterim. Ama cevabını da is­terim, var ise. Yok. Kendisi olanın cevabı olmaz.
Sayfa 151·Kitabı okudu
San­ki aklımı kaybederken kendimi buldum. Kaybettiğim de doğru, bulduğum da. Ama kaybın da bulunanın da ne oldu­ğu belli değil. Kaybım da büyük üzüntü değil, buluşum da bir şenlik değil. Bu hiçbir şeyin hiçbir şey olmaması, en büyüğün en küçüğe çarpıp olan kime olacaksa o olması ve her şeyin hep aynı kalması, bu seyir hâli var ya, bu bakış, bakış bakış, öleceksem bundan ölmek isterim. Öleceğim elbet ve beni o öldürecek. Baktıkça ve hareketsizlik hız kazandıkça işte yine altüst oluyorum, altüst, altüst ve altım, üstüm fark etmiyor.
Sayfa 150·Kitabı okudu
Bağırdığımı sanmıyorum ama bu, kimsenin bir şey yapama­yacağı sonsuz yalnızlığı ve inişi böyle kimse bilmeden yapa­yalnız yaşamak, sonradan beni çok şaşırttı.
Sayfa 147·Kitabı okudu
Hep bir Ekim günü olur, olan.
Hatırladığım her şeyi silik anlam­sız ve olmuş mu olmamış mı idrak edemediğim, olmasının da olmamasının da farkının olmadığı derin bir boşlukta bul­dum. Söyleyeceğim, aslında bu boşluğu birden görmek, kendimi birden kıyısında bulmak değil. Benliğimde biraz ilerinin boş olduğunu hep sezerdim; uzaklara gidemez, yolu bilmeden koşamazdım, uçurumdan düşeceğimi sanırdım. Ama böyle çepçevre boşlukta kaldığım ilkti. Belki de ilk de­ğildi de böyle devamlılığı ilkti. Zaman zaman bu boşluğu gö­rür, dibine bakmaya çalışır, başımı çevirince boşluk kaybo­lur, içimde bir duyu, bilgi ya da tecrübe olarak asılı kalırdı. Şimdi o ekim günü neden, ne oldu da beni tutup çepçevre oraya ne götürüp bıraktı bilmiyorum. Kendimi orada bul­dum.
Sayfa 146·Kitabı okudu