Herkeste olan kimsenin olmaz oldu. Ah "bilgiyi çoğaltın, yayın" sözü füsus şerhlerini, psikiyatri kitaplarını, hadis kitaplarını basıp basıp etrafa, kaldırımlara döke saça yaymak olarak anlaşılırsa, kaldırımlar da şeyhler, şeyhalar, fakihler, psikanalistlerle dolar elbet. Dinsiz kalmadı, hepsi mutasavvıf oldu, güldeste okuyan müctehid oldu, bunları lüzumsuz bulan postnişin oldu, deli kalmadı hafif nevrozlu, psikoz ipini elinde tutan sanatkâr oldu. Olan, oldu bitti doğru yolda olana oldu. Herkesin hikâyesini dinlemeye, herkese ayrı ayrı hayran kalmaya mecbur oldu, kendini onların yanında yavan bulmaya, sonradan olmanın sonraki her hâlinde bir kıymet bulmaya, nasıl keşfedildiği, lütfa mazhar olunan hâllere hasret duymaya mecbur oldu. Elli yaşlarında ezan duyana, buna yeni dikkat edene "Hay mübarek," demeye, bu sese piyanoda hicaz makamından eşlik edene "Zaten deniyor ki, çoğu öncekilerden, az bir kısmı sonraki kuşaklardan olacakmış, demek bu piyanolular sonraya dahil," demek zorunda kaldı. Aslında demedi de bu son kuşak kendi ağzıyla bunu deyip, "Böyle diyorlar," diye diye sözü anonimleştirdi. Ezanın hicazını, dilkeşhaveranını bilmeyen ama çağrıya uyan şaştı kaldı. Ömür boyu azan, büyük günahkar olmadan aziz olunamayacağını hep düz yolda gidene öyle bir iğneyle batırdı ki günahkar olunamayan geçmiş peki neye yarar oldu?