Ölürken mutsuzdum ama dönsem de başka türlü çeviremeyeceğim bir kör topaçtı bu. Dönerdim, hem de hemen ama değil mi ki ben benim, yine yapacağım, olacağım bundan fazla olmazdı. Rüşveti elbet almazdım da, şimdi söyleyemeyeceğim, yakalanmadan, yüzüme vurulmadan yaptığım pek çok şey bunun yerine geçer, ben gene olacağımı olurdum; kusurlu insan.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Konuşurken ve yazarken hep kesinliği ve netliği öne aldım. Ama bu kesinlik beni hiç kuşatmadı. Öyle yapılması ve davranılması gerektiğini, insanlara bunun gerektiğini biliyordum. İşlerden ve her şeyden emin olamayınca inanamayan, yaşayamayan, sevemeyen, katlanamayan, fedakarlık yapamayanlara net bilgiler, net imanlar, net kurallar sunulmalıydı; sunduk. Sonra da bunlara tabi olanları övdük. Bu övgüler ne kadar samimi olabilirdi? Bunlarla övülen insan, bunlarsız dağılan ve her yola çıkmaya hazır hâle gelen insan, taşı eline alan insan, insanların muhakkak en zayıfıydı, en tembeli ve en rahat arayanı, ötekini en beğenmeyeni de oydu.
Böyle dinlenenin gün gelip yorulacağı da belliydi, ama nihai bir dinlenme değil. Çünkü biliyordum ki çabam nihai dinlenmenin yorgunluğu değildi. Ama işte yaşamak da biraz böyleydi. Bizim gibilere bakıp, hayatı sonsuz saydığımızı düşünmeleri de safçaydı. Sonsuz değildi, ne o ne ben. Sonsuz olan başkaydı, ama ben Francis Bacon bir sonlunun sonsuz ahmaklığını, sonsuz yanılmalarını, sonsuz aşağılanmalarını, sonsuz hırslarını, sonsuz isteklerini şehvetle, sanki sonsuza kadar benimle olacaklarmış gibi yaşamayı bir sonsuzluk alameti sayarak yaşadım. İşte bu duygum sonsuzluk alametiydi ve ben bir ona hayrandım. Karlar da yağdı, hayallerim de altüst oldu, kendi toprağım da kurudu, ufaldım da, yüreksiz de kaldım. Ne hapse girerken, ne aşağılanırken, ne o zaman, ne bu zaman, derim ki: Tanrı'dan çok ama çok utandım ama yapıp ettikten sonra hiç ama hiç korkmadım. Bunun sonsuzluğa ait olduğunu bildim.
İnsan kendine çepçevre aşina iken yandan, bir anlık, bir zaman, bir ömür süresince bir kez bakanın gözüne, değerlendirişine kendini nasıl teslim edebilir ki? Benim bundan evvel binlerce başka hâllerim oldu, onları kim gördü?