Öyle büsbütün rahat, gamsız ve kendiliğinden de değildi. Bunalıyordu. Anne babası ne şanslıydılar; onların hiç tükenmeyecek bir ahmaklıkları ve İngilizceleri vardı. Birbirlerini de pek beğenirlerdi. Bu da kendini beğenmenin en şiddetli biçimiydi gel gör. Sıkıntı yoktu yani. Cansın'a bu yaşından sonra söylenen ise mutlu olmasıydı. "Mutlu ol Cansın, sofistike merakların olsun, gözlerin parlasın, gençsin, öyle ölük ölük durma, mutlu ol, bir kiraz sapı, taze ekmeğin tuşesi..."
Cansın'ın dünyaya gelişinden bu yana tam yirmi dört yıl geçti. Yirmi dördüncü yaşını daha geçenlerde kutladı. Ocak'ın 21'i miydi, 22'si miydi, her neyse, nasıl olsa pek tatsız tuzsuzdu. Bir şey beklememesi tevekkülden değil can sıkıntısından iken bir de bulamamak ve bu bulamamayı defalarca tekrarlamak, yanılmadığı tek şeyin hayal kırıklığına uğramak olması söylenegeldiği gibi bir iç zenginliği falan da getirmemişti. "Yok"tan bir zenginlik bulabilmek için önceleri çok başka şeylerle zengin olmuş olmak gerekliydi.
Hayatımda keşke gerçekten yorulsa ama yorulduğumun karşılığını almasa idim, beğenilecek biri olup beğenilmese idim, sevip sevilmeye, uğruna bir şeyler yapılmaya değer bulunmasa idim, çok çalışıp çok az kazansa idim, kendimden başka hiçbir şeyim olmasa idi, ne kadar mutlu olurdum aslında ve bunun farkına varamayacak kadar yorgun ve mahzun olurdum. Kendimi bilmezdim de bana bildirirlerdi ama anlamazdım. Bilinecek olan olurdum. Evet, bunun acı yanı da şu ki bu hayatın şimdi özlediğim, olmasını istediğim hayatın ölebilmenin yolu olduğunu gördüğüm bu hayatın bazı yönleriyle bana aslında pek de uzak olmadığı ama asla ve kata o olmadığım, olamayacağım, o hâlin terine hiç sahip olmadığım.
Yaş beni korkutuyor, hem de çok. Bu hâlde, hem de yaşlı olmak tüylerimi diken diken ediyor. Dünyamı arkamda bıraktığımı hissetmiyorum. Dünyayı görüp, içinden geçip, batmadan, bazen de batarak devam ettiğim bir yol değil, benimle yürüyen bir yol gibi görüyorum. Eskiden yaşlılara bakar; işin çoğunu halletmişler, sıkıntıysa çekmişler, bedelse ödemişler, kayıpsa yaşamışlar, hayal kırıklıkları ise bitmiş geçmiş, günahsa düşüne sıkıla, ezile ufalana, içten içe yıkanıp az çok temizlenmişler ne güzel, benimse tüm bunları yapmam, yaşamam, tüm bunlardan sağ çıkmam gerekir diye düşünür dertlenir, onlara imrenirdim. Meğer bu dediklerimi yapabilen kaç ihtiyar varmış?