Özge

Öyle büsbütün rahat, gamsız ve ken­diliğinden de değildi. Bunalıyordu. Anne babası ne şanslıy­dılar; onların hiç tükenmeyecek bir ahmaklıkları ve İngiliz­celeri vardı. Birbirlerini de pek beğenirlerdi. Bu da kendini beğenmenin en şiddetli biçimiydi gel gör. Sıkıntı yoktu ya­ni. Cansın'a bu yaşından sonra söylenen ise mutlu olmasıy­dı. "Mutlu ol Cansın, sofistike merakların olsun, gözlerin parlasın, gençsin, öyle ölük ölük durma, mutlu ol, bir kiraz sapı, taze ekmeğin tuşesi..."
Sayfa 79·Kitabı okudu
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Öyküyle zamansal denk geliş :)
Cansın'ın dünyaya gelişinden bu yana tam yirmi dört yıl geçti. Yirmi dördüncü yaşını daha geçenlerde kutladı. Oca­k'ın 21'i miydi, 22'si miydi, her neyse, nasıl olsa pek tatsız tuzsuzdu. Bir şey beklememesi tevekkülden değil can sıkıntısından iken bir de bulamamak ve bu bulamamayı defalar­ca tekrarlamak, yanılmadığı tek şeyin hayal kırıklığına uğra­mak olması söylenegeldiği gibi bir iç zenginliği falan da ge­tirmemişti. "Yok"tan bir zenginlik bulabilmek için öncele­ri çok başka şeylerle zengin olmuş olmak gerekliydi.
Sayfa 75·Kitabı okudu
Hayatımda keş­ke gerçekten yorulsa ama yorulduğumun karşılığını almasa idim, beğenilecek biri olup beğenilmese idim, sevip sevilme­ye, uğruna bir şeyler yapılmaya değer bulunmasa idim, çok çalışıp çok az kazansa idim, kendimden başka hiçbir şeyim olmasa idi, ne kadar mutlu olurdum aslında ve bunun farkı­na varamayacak kadar yorgun ve mahzun olurdum. Kendi­mi bilmezdim de bana bildirirlerdi ama anlamazdım. Biline­cek olan olurdum. Evet, bunun acı yanı da şu ki bu hayatın şimdi özlediğim, olmasını istediğim hayatın ölebilmenin yo­lu olduğunu gördüğüm bu hayatın bazı yönleriyle bana as­lında pek de uzak olmadığı ama asla ve kata o olmadığım, olamayacağım, o hâlin terine hiç sahip olmadığım.
Sayfa 72·Kitabı okudu
Yaş beni korkutuyor, hem de çok. Bu hâlde, hem de yaşlı olmak tüylerimi diken diken ediyor. Dünyamı arkamda bı­raktığımı hissetmiyorum. Dünyayı görüp, içinden geçip, bat­madan, bazen de batarak devam ettiğim bir yol değil, benim­le yürüyen bir yol gibi görüyorum. Eskiden yaşlılara bakar; işin çoğunu halletmişler, sıkıntıysa çekmişler, bedelse öde­mişler, kayıpsa yaşamışlar, hayal kırıklıkları ise bitmiş geç­miş, günahsa düşüne sıkıla, ezile ufalana, içten içe yıkanıp az çok temizlenmişler ne güzel, benimse tüm bunları yap­mam, yaşamam, tüm bunlardan sağ çıkmam gerekir diye düşünür dertlenir, onlara imrenirdim. Meğer bu dediklerimi yapabilen kaç ihtiyar varmış?
Sayfa 71·Kitabı okudu
Yine malum, vasat tat için ya­şar; tadı kaçtı, kekredi, soğudu, hatta ılıdı mıydı dünya ba­şına yıkılır, bunu ıstıraptan sayar.
Sayfa 70·Kitabı okudu