Özge

İçimi türlü kasvet ayrı ayrı ya da birleşerek sarıyor. Yaş­lanmanın çok tuhaf bir ıstırabı var, değişmekle, değiştirebil­mekle ilgisiz. Bütün bir hayat hep gözümün önünde ve her yaptığımda ayrı bir sakillik, bir yanlışlık, bir yanlış anlama, bir doğru anladığımda da doğru davranamama görüyorum. Böyle bir yükle hâlâ yaşıyorum, başkalarına kendimi bel­li etmemeye çalışarak saklanıyorum.
Sayfa 68·Kitabı okudu
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Ortaya razı değildim, sadece şanslı olmaya razı değildim, sadece kendi hayatımın efendisi olmaya razı değildim. Bun­larda rıza gösterilecek bir şey, efendilik sayacak bir hâl gö­remedim. Evet, herkes elbet kendi hayatını yaşar ama efen­di mi, köle mi, sahici mi, kopyacı mı olduğuna başkaları­nın da hayatlarına, çabalarına, terlerine bakarak karar verilir herhâlde. Evet, evinin ve hayatının efendisi. Ama elbet o ev­den, o hayattan çıkılacağı gün gelecek, efendiliğin de senin­le gelecek mi, ben evde bir şey unuttum mu diyeceksin? Nasıl olsa çok var böyle efendilerden, varsın bir tane eksik kal­sın, ne fark eder?
Sayfa 68·Kitabı okudu
Fiyaka gerekliydi. Fiyakalı bir acısı olanın bunu fiyakalı bir şeye dönüştürebileceği umudu vardı. Yaş geçip, acı yerleşip, ithal­lerinden kurtulup sahicileşip, tat kekreyip, surat buruşunca bir şeye dönüşemeyen acı artık ancak, sadece, yalnızca gerçeğe dönüşüyor. Dünyada kimsenin, ama kimsenin aslını is­temediği, görmemek için her şeyi yapabileceği, kopyası en değerli şeye; gerçeğe.
Sayfa 67·Kitabı okudu
Çünkü ben kendime benzemeyen bir ömür sürdüm. Bu ömür aslında bana, benim olamayışıma benzedi.
Sayfa 65·Kitabı okudu
Solmak, kendiliğinden so­luvermek bazen ne güzel, koklanmaktansa unutulmak ne güzel, belki de hiç bilinmemek ne güzel, acaba hazine deni­len bu mu, olup da, hüküm sürüp de bilinememek mi?
Sayfa 65·Kitabı okudu