Özge

Gerçi hayat belki, kendiminki bile sanki bir tahminden, vehimden ibaret. Şöyle böyle biri oldu­ğumu tahmin ettim, değilmiş, yatkın olduğumu tahmin et­tim, değilmiş, dayanıklı olduğumu tahmin ettim, değilmiş, anlayabildiklerimi kaldırabilirim zannettim, hiç değilmiş, başkalarını idare edebileceğimi kendime bakınca tahmin et­tim, bu da değilmiş. İstememek zordur dedim, istemek de değilmiş, durmak da, kalmak da, hareket etmek de tahmin­lerim gibi değilmiş. "Zan gerçekten bir şey ifade etmez," di­yorlar. Evet, etmiyor ama zannetmemek de etmiyor; sadece kötü zanla günaha girilmiyor, kendini de başkalarını da aldatmıyorsun, tamam, bu da bu hâle göre iyi de, insana dü­şen bu kadar mı, ben neyi bilebilirim, neyi, tahmin edebili­rim, ne zannedebilirim, bütün bunların yanlış çıkması beni karaya çıkarmıyor da hangi denizin ortasına atıyor? "Cehalet denizi engindir ama cahil de bir türlü boğulmaz," diyor­lar. Ne diyeyim, iyi diyorlar da biraz da başka taraftan ko­nuşsalar. Yani bu diyenlerin korosuna dahil olsam, ben de böyle suzinaktan bağırır, söylerim ama tüm sesler bu kadar mı?
Sayfa 61·Kitabı okudu
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Ne kolay kendinle baş etmek yerine dünyayla ve ötekilerle baş etmeye çalışmak, ne oyalanma. Şimdi düşünüyorum da on sekiz yaşında olsam, yüzümde bir parıltı ve daha her şeyi kaldıracak bir tazelikle, uykusuzluğun, sigaranın, somurtmanın, anlayışsızlığın ya­kıştığı yaşımda, anlayışsızlığıma en anlayışlının hayran olup kölelik ettiği yaşımda, ben bunu artırdıkça artan çekiciliğimle, nereye yürüyeceğini bilir gibi emin yürüyüşümle, ne­ye güldüğünü bilirmiş gibi gülüşümle, o uzun öğleden son­raları sokaklarda evinden daha rahat eden insanların hafif­liğinde yürüseydim, büyük şairleri hiç tanımasaydım, fazla müzik dinlemeseydim, bir sürü arkadaşım olsaydı ve onlar­dan sıkılmasaydım, utanmayı zaten pek bilmeseydim, şöyle hani içim sızlamadan bir sabah hayatta olmayı sezerek, ama tatlılıkla sezerek Harbiye'den Tünel'e kadar yürüseydim. Et­raftan gelen sesler, dükkanların açılış hazırlıkları, konuşma­lar, itişmeler bana da ait olsaydı. Bunlara hep komşu çocu­ğun oyuncakları gibi göz ucu ile imrenerek bakmasaydım, bana da aynı rahatlıkla seslenilebilseydi, acaba ne duyar­dım?
Sayfa 60·Kitabı okudu
O kadar belli ki ne yapılırsa ne olacağı, o kadar belli ki bu bencillik beni deli ediyor. Beğenilmek ama yanlış kişi tara­fından, yanlış yerimden beğenilmek o kadar kolay ki. Ne ka­dar kolay kendilerini ele veriyorlar, ne kadar kolay dökülüveriyorlar, ne kadar hızla akideleşiyorlar, ne kadar gevşekçe tespih gibi çekiliveriyorlar. Ben peki bunca kolaylığın için­de bu kadar güçlüğü nasıl buldum da onun kendisi oldum? Bu kadar, eğlenmenin de, üzülmenin de, yapışmanın da bu kadar yakınındaki milyonlarca insandan benim nasıl habe­rim olmadı? Ben yaşarken bunlar neredeydi? Şimdi öldüm de mezarlık sakam bunlar mı oldu? Ben dünyanın neresini tut­muşum, neresinden bakmış da korkmuşum, bu kadar bana gözyaşı döktüren ve yirmi beş yaşımda gözlerimin çevresi­ni kırıştıran o ışıklar, o bana uzak olan ışıklar nerede? Ben, dışarıyı görmeden içine bakan ben, bu kopkoyu dehlizim­de elimi kendi duvarlarıma çarpa çarpa kendi içimde git­tim, geldim. Neden şöyle bilmenin, tanımanın uçucu, uçu­rucu hafifliğini bir türlü edinemedim?
Sayfa 59·Kitabı okudu
Neden, neden başkalarının evinde in­tihar bile soysuzlaşır, neden bu insanlar her biri keskin bir silah olup dokunanı, bakanı yok eden bu teçhizat içinde yaralanmadan yaşarlar?
Sayfa 57·Kitabı okudu
Benim göz koyduklarım elbet daha iyice­ler, tam da tahmin edildiği gibi onlardan da bana fayda yok. Şöyle böyle az çok bir gayrette oluyorum ama uzun mesafem yok, tıknefesim, variyetsiz, hülyasızım, kendimi sev­direceğime inancım yok, bunun için tonla atıp tutmam la­zım, sevmeye de sanki bitâbım.
Sayfa 56·Kitabı okudu