Özge

Nasıl dayanılır ki? Tanıdığınız bildiğiniz herkes tek tek bu dünyaya binip onun o dehşetli ağırlığını ha bire artırdıkça, siz tek, tekliğe hep bir anlam eşlik ettirme çabasında, açık­lamalı olması zorunlu bir teklikte, dünyayı itelemeye çalış­tıkça, o, binenlerle şişmanladıkça, teklik arttıkça, o döndük­çe, baş döndürücü bir teklikle çevirdikçe dünyayı, bu hâl ile, hep bu hâl ile onun uzaklaşıp, hızlanmasını, içine daha derinlerine yerleşildiğini gördükçe, nasıl dayanılır ki? Hep tuhaf, hep kaçamak, hep ikircikli, ömründe hiç kendinden emin olmadan, hiç sere serpe açmadan, açılmadan, neyi var neyi yok bilmeden, hep suçlu. Kendinden dolayı suçlu, hep anlar görünerek, anlar görünen bile görmeden uzun günle­ri, yılları, yılları geçirmek... nasıl dayanılır ki? Bana tek ol­madığımı, başka yerlerde dünyayı böyle tek başına eliyle çe­vire çevire iteleyenler, kendinden uzaklaştıranlar olduğunu, bana kimse söylemedi ki.
Sayfa 46·Kitabı okudu
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Okuduğum her şiiri, dinle­diğim her şeyi sahi sandığım, ağrısını, aha şuramda duydu­ğum zamanlar ki bu zamanlar benim bütün ömrümdü, dün­yayı kalın ve ağır, çok ağır hareketli, sisli bir perdenin arka­sından gördüğüm ve onun hiçbir hareketine karışmadığım zamanlar, ben ve duygularım varken sadece ve benden ve duygularımdan habersiz ağır ağır kımıldayan dünyanın için­de sallandıkça ve bu sallanışta ben sonsuzluğu ve onun son­suz kederini hep çepçevre dışımda duydukça, bazen kolla­rımın altındaki havanın ağırlığı, bazen gözlerimin önündeki süresiz boşluklar başıma bir uğultu verse ve ben bu uğultu­yu gizleyerek hiç ses yokmuş, çıt çıkmıyormuş gibi davran­sam da, seslerin, kıpırdanışların, inceden gülmelerin, bağır­maların içinde her şeye lakayt dursam da, yaşadığımı ve bu iniltili şeyin benim yaşantım olduğunu duyduğum, sezdi­ğim, küçüldüğüm, azarlandığını her şeyin aslında gerçek ol­duğunu biliyordum; biliyordum da buna dayanamıyordum.
Sayfa 45·Kitabı okudu
Kendimi ifade diye bir derdim yok artık. Niye zaten bu zehir herke­se belli dozda da olsa aşılanmış, "kendini ifade etmek" diye bir şey artık anlamıyorum. Kendi olmak yok ama ifade et­mek var; bu da bu durumda varmış gibi yapmak olmuyor mu? Yine hastalık, maraz, olmayanın, değersizin illa ortaya karnabahar kökü gibi fırlatılması, ifade edilmeye layık gör­mesi. Bıktım artık.
Sayfa 44·Kitabı okudu
Makam öğrenmeye başladım. İçim öyle dolu ki artık en et­kileyici şey bile bana pek tesir etmiyor. Öyle kırığım ki keş­ke bir yol olsa da dünyaya geldiğimi inkâr etsem, yaşamamış gibi yapabilsem diye son bir gizli umut içindeyim.
Sayfa 43·Kitabı okudu
O, bu hâlinden öy­le memnun ki, başka şeylerden öyle habersiz ki, kısacık boyu, dar alnı, boyunsuz, ebu cehil karpuzu gibi gövdesine bi­tişik sonsuz karnıyla bir yatışık ki, ah senin aklın bende olsa da bir gece rahat uyusam dedirtiyor.
Sayfa 42·Kitabı okudu