Özge

Ben doğrusu toprak moprak bilmem. Hani doğduğun, di­kildiğin yer, iklim falan derler, bana nüfuz etmez. Kabur­gam mı kalın, başka dertlerim mi var, arasam bin tanesi sö­kün eder. Hangi biri ile uğraşıp hangisini iyi edeceksin, ko­lay mı? Değil. Bildiğim bir şey var, bir şey nasıl bozulmuş­sa tersi ile düzeliyor. Ben kendimi dinleye dinleye böyle ol­dum. Kendimde bu kadar dinleyecek ne vardı, şeytanın ta­limatı ile mi böyle hafız kesilip gece gündüz kulağıma üfle­dim, sonra duyduklarımla, belki uydurduklarımla sağır, dil­siz ve taş kesildim, bilmiyorum. Dedim ya buraya nasıl ge­lindiği belli, ama dönüş yolu artık bana hem her tür aşina­lıktan uzak, hem tarifsizce yorgun ve kırgınım, hem bilme­diğim, ifşası yasak bir hastalığı senelerdir çekmeye o kadar alışmışım ki yaşamak aslen nerelidir, nasıldır, kimlerle geçi­nir bilmiyorum. Herhalde ona aldırmayanlarla ya da, neyse.
Sayfa 31·Kitabı okudu
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Kendini ıslah edemedikten, baş edeme­dikten, başkasının başına bela olmaktan geri durduramadık­tan, kıvrım kıvrım kıvranıp rahat edemedikten sonra haya­tın orta yerine ne mana verilebilir ki?
Sayfa 31·Kitabı okudu
Müthiş
Oldum olası yumuşak, sarmalayıcı, teselli edici, taham­mülü öğütleyici değil de tam aksine kendi gücümle karşı du­ramayacaklarımı çarpıştıran ve beni her hâlde yerden yere vuran bir müzik, edebiyat yakınlığı içindeydim. Yaşayıp da yarar ummak bana yakın bir duygu değildi; ama böyle dö­vülmüş ete dönmek de insanı lezzetsiz yapıp, kayışa çeviri­yordu. Müzikten duyduğum ıstırap acaba onu anlamamak ya da yanlış anlamaktan mı diye çok düşündüm. Zira yaşamaktan duyduğum ıstırap da sanki biraz yaşayamamaktan gibiydi. Ya da onu görememekten, dışarıda kalmaktan, ayrı olmaktan ve onun mevcudiyetini hep hissedip kabul görme­mekten.
Sayfa 30·Kitabı okudu
Yalan söyleme gereği bile duymuyor, gerçeğin eşiği yalanın altı­na inmiş.
Sayfa 30·Kitabı okudu
Başkasına kıymet vermek (vermeye, verir görünmeye razı olmak da denebilir) için önce bir doymak, taltif edilmek, şu diken diken tüylerin yatıştırılması gerek ki dönüp başkasına da "Eh fena değil," diyebileyim. Bunu diyebilenler bir ağız birliği etmişçesine cehennem çukurundan bir vesile uzaklaşmış, kısmen de ol­sa rahata ermiş, şimdi tüm bunlardan sonra her şeye kar­şı müsamahakâr, olmuş, durmuş oturmuş hâlin tatlısını ye­meye geçmiş, aslında başka da hiçbir şeyi değişmemiş insan­lardır. Buna da olgunluk deniyor. Neden hep boynuzu kula­ğı düzen olgunlaşıyor da işi rast gitmeyen, teslim olmayan, beceremeyen, becerebildiğine muhatap bulamayan; diken di­ken hâliyle aslında olgunluğa daha yakınken en uzak kalan oluyor, bir de ayıplanıyor?
Sayfa 29·Kitabı okudu