Özge

Bazen sezdiğim; zaten insanın gerçeğe hayatta pek seyrek, pek uçucu hâller­ de ancak tesadüf edebilmesi ve bu hâlin de görüldüğünü an­lar anlamaz kayboluvermesi. Onun dışındaki uzun mu kısa mı olduğu belirsiz sürekli akış; sadece bir hayalin, boşluğun akışı, akışı, akışı. Yakalasanız, eliniz boş.
Sayfa 28·Kitabı okudu
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Hele cenazelerde, biz orgun olduğu üst tarafa çıkıp sessiz bir yas olmasa bile sükûnet yaşayanlara bu sesten yapıp yapıp göndermeye başladığımızda, ben hayatın tek gerçeğini yakalamış gibi olur, ilk defa vücu­dumun, zihnimin... ağırlığını, utancını duymadan dakikalar geçirirdim. Sükûnet, sessiz yaşanan taşlaşmış ıstırap, çıkış­ta başka, artık başka bir hayata dönüleceği bilindiği için ce­naze sahibinin sonsuz oyalanması, ne yapıp edip törenden ayrılmaması, bu hâle yukardan ağıt yakan sesler çok çok sa­hiciydi. Öyleydi de neden sadece oradaydı, gerçek bu kadar az görülür, yaşanır bir şey mi, bilmiyorum.
Sayfa 28·Kitabı okudu
"İnsanlar bir şey görmüyor, anla­mıyor," diye şikayet edene şaşarım. Kim görülmek, anlaşıl­mak ister ki; gördüğünü kucaklayabilecek kim var ki bir de görülmekten söz edilebiliyor. Böyle bir hayalet gibi, hiç ol­madığın şekillerde algılanıp geçip gitmek, içinde gizli, son­suz bir ağrıyla yaşamak... Başka çaresi var mı? Güneşin par­laması ya da hafif bir rüzgar acı verir, merdivenler ve gülüşen gençler, bir müzik sesi, bir ilaç şişesi, bir yiyecek koku­su, durmadan bu kalabalığa katılanlar ve ayrılanlar, katıla­nın çiğ şaşkınlığı ile ayrılanın bitmemiş şaşkınlığı, olgun­luk denilenin de incindiğini, kırıklık duyduğunu, haksızlı­ğa uğradığını belli etmemek, insanın erişeceği olgunluğun saklanabilmek, saklayabilmek olduğu yerde, kim görülmek ister ki, ben mi?
Sayfa 25·Kitabı okudu
Yeteneğimin olmadığını anladıktan sonra şizofren oldu­ğunu öğrenen bir kimse gibi şizofreniye mi, o ana kadarki hayata mı, anlaşıldıktan sonraki hayata mı inanayım, beni böyle büyüleyeni keşfe mi çalışayım, bütün hiçbir şeyi olmayanlar gibi kendime mi saplanayım, bilemedim. Bir yan­dan sevinmek gerekir ki insan dışarıdan bakınca görülmü­yor. İçindeki sürekli kramp, yüze bir nevroz ifadesi verse de ne olduğu anlaşılmıyor.
Sayfa 25·Kitabı okudu
Ne tuhaf, en yüksek eserleri çalabilen bi­rinin yüksekliğe dair fikrinin bile olmaması, en yüksek eser­leri çalabilen, dinleyen birinin kendi yaptıklarının utanıla­cak kadar düşük olması ama bunu sergilemekten hiç çekin­memesi, ne tuhaf gitarı eline alıp, piyanonun önüne oturup da kendi ağırlığını duymadan kuş gibi, tüy gibi hafif olmak, ne tuhaf kendinden bir tane daha yapıp, onu da ömür boyu kendini gözetlemeye vermemek ve onun önünde hep mah­cup, hep ikircikli, hep aksayan olmamak, ne tuhaf böyle saz­ları rahat, uçarak çalanların o sazların hammaddesinden ya­pılmışçasına kaburgası kalın olması, en ince sazı en kalının çalması, ne tuhaf gerçekten ne tuhaf.
Sayfa 25·Kitabı okudu