Yolunda gitmeyen şeyler var; mesela insanlar, işler, hatta hayvanlar börtü böcekler. Yol bile yolunda değil, dümdüz devam eden asfalt birden kıvrılıyor. Takla atan kirpi gördüm, yalan söyleyen erkek, suyun yandığını ve kurusun diye asılan çamaşırların güneşte terlediğini gördüm. Yolunda gitmiyor hiçbir şey.
"Cesedini parçalara ayırır, her parçayı şehrin farklı köşelerine gömerim. Bir elin ormanda, bir ayağın nehirde, kafan çöplükte olsun. Hiçbir zaman bütün olamasın, kimse seni bir arada bulamasın
Reklam
İçimdeki Çocuk Hâlâ Eve Dönmeyi Bekliyor..
İnsan büyüdüğünü ilk ne zaman anlıyordu gerçekten? Takvimler değişince mi? Sorumluluklar artınca mı? Yoksa bir gün ansızın çocukluğunu özlerken yakaladığında mı kendini? Bence insan en çok, içindeki çocuğun sesini daha az duymaya başladığında büyüyordu. Çünkü çocukluk dediğimiz şey yalnızca küçük yaşlar değildi aslında; dünyanın hâlâ mucizevi göründüğü, insanların can yakabileceğini tam bilmediğimiz, sevginin kaybedilebilecek bir şey olduğuna inanmadığımız o kırılgan dönemdi. Ve insan yıllar geçtikçe boyundan önce ruhunu büyütüyordu. Üstelik kimse ona bunun ne kadar yorucu olacağını söylemiyordu. Bir akşamüstüydü. Gökyüzü, yağmur yağacakmış gibi griydi ama henüz tek damla düşmemişti. Şehir her zamanki telaşının içindeydi; insanlar telefonlarına bakarak yürüyordu, kafeler doluydu, arabalar kırmızı ışıkta uzun kuyruklar oluşturmuştu. Hayat herkes için devam ediyor gibi görünüyordu. Ama bazı insanların içinde zaman aynı hızla ilerlemiyordu. Bazıları bir anın içinde yıllarca kalabiliyordu. O da öyle hissediyordu işte. Kalabalığın içinde yürürken sanki herkesten birkaç adım gerideydi. İnsanların yüzüne baktığında hepsinin bir yere ait olduğunu düşünüyor, kendisiniyse yanlışlıkla başka bir hayata bırakılmış biri gibi hissediyordu. İçinde tarif edemediği bir eksiklik vardı; ne sevgiyle tamamen doluyordu o boşluk, ne başarıyla, ne de zamanla. İnsan bazen tam olarak neyin eksik olduğunu bile bilmiyordu ama yine de onun yokluğunu her gün hissediyordu. Yağmur ilk damlasını kaldırıma düşürdüğünde eski mahallesinin sokağına girmişti bile. Bunu bilinçli yapmamıştı aslında. Ayakları onu düşünmeden buraya getirmişti. Çünkü insanın kalbi, unuttuğunu sandığı yerlere bedeninden önce dönüyordu bazen. Sokağın başında durdu. Bir zamanlar dünyanın merkezi gibi gelen o mahalle
Duygular
Yol uzundu; dağlar susuyor, yağmur yeni dinmişti. Islak asfalt göğe ayna olmuştu. Derviş yürüdü, ne bir menzil sordu ne de bir han aradı. Çünkü biliyordu ki arayan ayaklar değil, kalpti.” Bir ses yükseldi içinden: “Yol seni bir yere götürmez; eğer gönlün uyanmamışsa vardığın her yer sadece başka bir başlangıçtır.” Derviş başını semaya kaldırdı. Bulutların arasından süzülen mavilikte şu hakikati gördü: “İnsan Rabbine yürüdüğünü sanır; oysa her adımda Rabbinin kendisini çağırdığını fark ettiğinde yolculuk başlar.” Ve ardında yalnızca ayak izleri değil, nefsini de bırakarak yürümeye devam etti. Çünkü en güzel kavuşmalar, kendinden vazgeçebilenlerin nasibidir.
946
ne kadar adımlarsa adımlasın kontrollü kontrolsüz otoban asfalt toprak patika cılga bağlantı bağlantısız yan tali tek yön iki yön bölünmüş bölünmemiş şehirlerarası şehiriçi ne kadar giderse gitsin geçiş yolundan ana yola kendine kendi karanlığına karanlığından Hakikat'in aydınlığına varamıyorsa insan HİÇ Cevahir Sevil 📝3.6.2026/Ö.Ö.11.29 📸3.10.2025
Aşk
Kalk gidelim gezmemiz gereken şehirler var diyen biri lazım
Reklam
Reklam