Filtresiz hayat yaşayamanlara gelsin.
Yüzünde o kadar çok makyaj var ki sanki suratına asfalt dökülmüş gibi görünüyor.
Ben beraber gezdiğimiz yerleri tekrardan dolaştım. Surlarının önündeki asfalt yol, boğaz vapuru, Büyükdere. İçimde hiçbir sıkıntı duymadı. Sen de aynı cesareti gösterebildin mi?.. Ben Portakal Çiçeği Vadisi, Ankara Kalesi, Cebeci kaldırımları, 50 yıl Parkı'nı gezdim.
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Orozkul kendini pek mutsuz hissediyordu. Her şey haksızlık, adaletsizlik üzerine kurulmuş görünüyordu ona. Dağlar bunu nereden bileceklerdi? Onlar bir şey hissetmez, bir şeyden şikâyet etmez, öylece dururlardı yalnız. Sonbahar gelmiş, kış gelmiş umurlarında mı! Ne sıcağı duyarlar, ne soğuğu. Kargalar ise canlarının istediği yana uçup giderler, canlarının istediği kadar bağrışırlar. Marallar ise -eğer gerçekten maral iseler- geçidin öbür tarafından gelmişlerdi ve ormanda istedikleri yerde zıplar, gezer, oynarlardı. Şehirlerde yaşayanlar asfalt yollarda gamsız-kedersiz dolaşıyor, taksilere biniyor, lokantalara giriyor, keyif sürüyorlardı. Oysa kendisi çok mutsuzdu. Kader onu bu dağlara atıp bırakmıştı. Hatta Kıvrak Mümin, şu onun beş para etmez kaynatası bile kendisinden daha mutluydu. Çünkü marallara inanırdı o. Aptalın tekiydi. Zaten aptallar her zaman kaderlerine razı olurlardı. Ama Orozkul, kendi hayatından, kendi kaderinden nefret ediyordu. Ona göre değildi bu tür yaşamak. Ancak Kıvrak Müminler içindi böyle hayat. Ömür boyunca durup dinlenmeden çalışıyor- du o. Bir gün olsun emrinde bir adam çalıştırmamış, her zaman herkesin kulu olmuş, yaşlı karısının emrinden bile çıkmamıştı. Zavallı! Bir maral onu mutlu etmeye yetiyor- du. Ormanda maralları gördüğü zaman nerdeyse ağlaya- caktı sevinçten. Sanki yüz yıldan beri bütün dünyayı dolaşıp aradığı kardeşlerine kavuşmuştu.
Sayfa 80 - Ötüken·Kitabı okudu
Söyleşip durdular her gün Sabahtan akşamlara dek Akşamdan sabahlara Sonunda bir iki sözle Sonunda bir iki sesle konuşur oldular Asfalt bir yolun gidip gelişi gibi O kadar benzediler ki birbirlerine Bir kişi olup çıktılar Karlı ve çiçekli bir günde Karlı ve güneşli bir günde Karkı ve karlı bir günde
GEYİKLİ GECE Halbuki korkulacak hiçbir şey yoktu ortalıkta Her şey naylondandı o kadar Ve ölünce beş on bin birden ölüyorduk güneşe karşı Ama geyikli geceyi bulmadan önce Hepimiz çocuklar gibi korkuyorduk Geyikli geceyi hep bilmelisiniz Yeşil ve yabanî uzak ormanlarda Güneşin asfalt sonlarında batmasile ağırdan Hepimizi vakitten kurtaracak Bir yandan toprağı sürdük Bir yandan kaybolduk Gladyatörlerden ve dişlilerden Ve büyük şehirlerden Gizleyerek yahut döğüşerek Geyikli geceyi kurtardık Evet kimsesizdik ama umudumuz vardı Üç ev görsek bir şehir sanıyorduk Üç güvercin görsek Meksika geliyordu aklımıza Caddelerde gezmekten hoşlanıyorduk akşamları Kadınların kocalarını aramasını seviyorduk Sonra şarap içiyorduk kırmızı yahut beyaz Bilir bilmez geyikli gece yüzünden
Şiir
hazırlandın diyelim bir yolculuğa “bu, yalnızlığa da olabilir” diyor birisi dayanıklı mısın bakalım silahın nedir ilkin asfalt ve beton bir bakarsın önün ardın su kesilir yüzmede bilmezsin ayrıca
Sayfa 76·Kitabı okudu