“Sabrın ve yalnızlığın karanlığında ruhum durmadan , yatağı zorla değiştirilmiş bir nehir gibi asi ve huzursuz , geçmişe, eskimiş sabah ve akşamlarıma doğru akıyor.”
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Ne zaman gamlansa mekan, aydınlatıp genişletiyor onu bakır bir Ay. Kendimin misafiriyim. Öyle mahcup edecek öyle sevindirecek ki beni bu misafirlik, sözle ışıldayacağını ve ışıldayacak asi gözyaşıyla kelimeler.
hekimler 20. yüzyıln başında, bugün büyük rahatsızlık yaratan tabirle insanlar üzerinde deneyler öngören bir programı hayata geçirmek arzusundaydılar. Hekimler bu programı güç sahibi olmak için istiyorlardı, gücü istismar etmek için değil, o kadar ki deneklerin rızasını almaya bile gerek görmüyorlardı. Doktorlar muhataplarının bedenleriyle baş başa, dışarıya kapalı toplantılarla örgütleniyor, gerek siyasi iktidara, gerekse bilim insanının özgürlüğüne saldırmakla suçladıkları, yaptıkları işin entelektüel ve insani sonuçların, anlayamayacağını varsaydıkları yargıçlara kafa tutuyorlardı. Deneyler bu şekilde büyük bir hızla ilerledi. Bedelini de genellikle yoksullar, azınlıklar, sömürgeleştirilmiş halklar, kadınlar, çocuklar, askerler, kısacası başkalarına en bağımlı olanlar ödedi. 1929'da Lübeck felaketi (BCG aşısı yapılan yüz çocuğun ölümü) hakkında yapılan soruşturma, aşı kampanyasını yürüten doktorların, burjuva aileler çekinceli davrandığı için yoksul ailelerden işe başladıklarını ortaya koymuştur. Küçük bir ücret, yoksul ailenin damara zerk edilen madde hakkındaki merakı bir nebze de olsa giderebilmekteydi.