"İnsanların tapındıkları suretleri,putlar değil, bunların temsil ettiği manalar. Bu devirde heykelden bir puta inanacak kadar saf kimse kalmadı. Asıl olan, gözle görünmeyen putlar. İnsanların ekseriyeti bu görünmez putlara kulluk eder, asri zamanlarda putlar da suret değiştirdi."
Kişi alemdeki adalet için insanların ancak bir aracı olduğunu kavradığı zaman, asıl adalet için bir üst merci, bir üst makam olduğunu anladığı zaman işin muhtevası değişiyor. Belki sorulan sorular değişmiyor ama cevaplar değişiyor.
Müslümanın kanını korumak farz olduğu gibi, onu korumak için yalan söylemek de farzdır. Ne zaman doğruyu konuşmakta, bir zalimin zulmünden gizlenen bir Müslümanın kanının akıtılması söz konusu ise, burada yalan söylemek farz olur. Ne zaman savaşın maksadı veya barışın tamamlanması veya mazlumun razı edilip anlaşmaya yanaştırılması, yalan söylemeden olmuyorsa, bu takdirde yalan söylemek mübahtır. Ancak şu var ki, mümkün olduğu kadar yalana ruhsat verildiği yerlerde bile yalandan kaçınmak uygundur. Çünkü kişi yalan kapısını bir defa açarsa, o açılan kapının onu yok yere ve zaruret hududunu aşan kısma sürüklemesinden korkulur. Yalan asıl (esas) olarak haramdır, ancak zaruret için mübah olur.
Jessica Caladan’ın sularını, pınarlardan göğe doğru fışkıran suları hatırladı... O gezegende su öyle boldu ki, insan kıymetini bilemiyordu. Suyun asıl varlığını değil yalnızca şeklini, üstündeki yansımaları veya yanında durduğunda sesini fark ediyordu.