Felsefe ve siyasi yazılar' a
10/10
·115 syf.··
Beğendi
·
2026 9. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 21 Haziran 2026 01:12
Bu kitap, Einstein'ın fizik dehasından çok insan tarafını tanımak isteyenler için yazılmış bir metin. Sayfaları ilerledikçe karşınıza formüller değil, savaş, özgürlük, din, eğitim, bilim ve insanlık üzerine düşünen bir zihin çıkıyor. En etkileyici yanı ise kesin cevaplar vermekten çok okuru düşünmeye zorlaması. Einstein'ın birçok konuda kendi fikirlerini sorgulayabilen biri olduğunu görmek, onu yalnızca büyük bir bilim insanı değil, aynı zamanda güçlü bir entelektüel olarak da gösteriyor. Kitabı okurken her düşüncesine katılmak zorunda değilsiniz, katılamayabilirsiniz de. Hatta bazı görüşleri bugün bile tartışmaya açık. Fakat tam da bu yüzden değerli. Çünkü iyi kitaplar, okurların inançlarını doğrulayan değil, onları sınayan kitaplardır. Benim Gözümden Dünya da bunu başarıyor. Bu kitabı bitirdiğimde aklımda kalan şey Einstein'ın zekasından çok düşünme biçimi oldu. O dünyaya cevap vermeye çalışan biri değil, önce doğru soruları sormaya çalışan biri. Belki de onu sıra dışı yapan asıl özellik buydu kim bilir.
Benim Gözümden DünyaAlbert Einstein · Alfa Yayıncılık · 20201,783 okunma
Puan vermedi·536 syf.··
2026 44. kitabı
Kinyas ve Kayra, hayattan kaçmayı yolculuk sanan iki insanın karanlıkta birbirine çarpma hâli gibi başlar. Afrika’dan Amerika’ya, uyuşturucudan şiddete, boşluktan daha büyük boşluklara savrulurlar; ama asıl gidilen yer harita üstünde değildir. İkisinin de derdi dünyayı gezmek değil, kendi içlerinden mümkün olduğunca uzağa düşmektir. Ne var ki insan nereye giderse gitsin içindeki çürük bavulu da yanında taşır. Daha ciddi bakınca, bu anlatı bir “isyan güzellemesi” değil; isyanın da nasıl kokuşabileceğini gösteren kirli bir ayna. Kinyas ve Kayra düzenin dışına çıkınca özgürleşmiş olmazlar, sadece başka bir hapishanenin kapısını açarlar. Toplumun ahlakına tükürürler ama yerine koydukları şey de tertemiz bir hakikat değildir. Bazen başkaldırı, insanın kendi kendini yüceltmek için kullandığı havalı bir zehire dönüşür. Buradaki mesele budur biraz: çürümüş dünyadan nefret ederken, o çürümenin başka bir biçimine dönüşmek. İkisinin ilişkisi dostluk gibi görünür ama daha çok birbirini besleyen iki karanlık damar. Biri düşerse öteki de düşsün ister gibi, biri susarsa diğeri içindeki gürültüyü onun üstüne boca eder. Aralarında sevgi var mı, var belki ama sıcak değil; daha çok gece yarısı soğuk duvara yaslanmak gibi bir yakınlık. Birbirlerini anladıkları için mi yan yanalar, yoksa yalnız delirmek daha korkunç olduğu için mi, işte orası bilerek bulanık bırakılmış sanki. Dili en çok burada çalışıyor: cümleler bazen yumruk gibi, bazen kusmuk gibi, bazen de insanın alnına yapışan ateşli bir bez gibi geliyor. Temiz, parlatılmış, uslu bir anlatım yok; aksine kirini saklamayan bir akış var. Bu yüzden okurken yalnızca olaylara bakmıyorsun, kelimelerin nefesi de üstüne siniyor. Bazı satırlar “beni anla” demiyor, “dayanabilirsen bak” diyor. Güzel olan da biraz bu hoyratlık zaten; süslenmiş
Alıntı
Kinyas ve KayraHakan Günday · Doğan Kitap · 202535,4bin okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Puan vermedi·272 syf.··
2026 43. kitabı
Henry Chinaski denen çocuk, Amerikan rüyasının arka bahçesinde unutulmuş paslı bir bisiklet gibi duruyor; kimse binmiyor, kimse tamir etmiyor, üstüne yağmur yağıyor sadece. Ev dediğin yer sığınak olması gerekirken burada tokadın yankı yaptığı dar bir kutu, baba sevgisi falan değil bildiğin disiplin kılığında dolaşan öfke, anne ise sessizliğini yemek masasına koyup herkes yesin diye bekleyen biri gibi. Henry büyümüyor aslında, kabuk bağlıyor; yüzündeki sivilceler bile yalnız bir ergenlik detayı değil, içeride kaynayan çirkinliğin dışarı taşmış küçük volkanları sanki. Okulda ait değil, sokakta ait değil, evde hiç değil; insan kalabalığının arasında gezerken hep yanlış odaya girmiş biri gibi, hani herkes şifreyi biliyor da ona söylememişler. Asıl acı da fakirlikten ya da dayaktan ibaret kalmıyor, daha sinsisi var: sevilmeye layık olup olmadığını çocuğun kendi kendine tartması, daha yaşının başında iç mahkemesini kurması. Mizah burada şeker değil, yaranın üstüne basılan kirli bez; gülüyorsun ama gülüşün ağzında pas tadı bırakıyor. Chinaski’nin kabalığı da öyle kolayca “serserilik” diye kenara atılacak şey değil, adam daha küçücükken dünyanın ona uzattığı kirli eli ısırmayı öğrenmiş, sonra da bunu karakter sanmış belki. En fena tarafı şu: dışarıdan bakınca başarısız bir gençlik hikâyesi gibi görünen şey, aslında incelmiş bir hayatta kalma kılavuzu. Sevgi gelmeyince alay geliyor, şefkat gelmeyince bira gölgesi, umut gelmeyince yazma isteği... ekmek arası konmuş et gibi sıkışmış bir ruh var ortada; iki dilim arasında çocukluk ve öfke, ortasında da çiğnenmeden yutulmaya çalışan koca bir yalnızlık.
Edebiyat
Ekmek ArasıCharles Bukowski · Metis Yayınları · 20228,3bin okunma
10/10
·226 syf.··
Beğendi
·
2026 20. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 21 Haziran 2026 00:10
Katherine vaktinin çoğunu başkaları için Yeni Yıl mektupları yazarak geçiren, bir yandan da tamzamanlı iş arayan bir kadındır. Çocuk psikoloğu Wynn'dan Yeni Yıl geleneklerinin çocukları kandıran saçmalıklardan ibaret olduğunu savunduğu için hoşlanmamaktadır. İkisinin yolları devamlı gittikleri mekanda kesişir. Onları yakınlaştıran asıl sebep birbirine zıt iki insan oluşlarıdır. Bunu anladıklarında aşk çoktan başlamıştır.
Kar Tanelerinin Bir Bildiği VarDebbie Macomber · Novella Yayınları · 20141,818 okunma
Puan vermedi·370 syf.··
2026 39. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 26 Mayıs 2026 00:00
Cem Mumcu, psikiyatrist kimliğinin getirdiği o keskin gözlem yeteneğini, bu kitapta okurun savunma mekanizmalarını yıkmak için kullanıyor. Başkalarına danışmanlık yaparken, eğitimler verip kitlelere yol gösterirken dışarıyı ve "ötekini" analiz etmek her zaman çok daha kolaydır; asıl zor ve ürkütücü olan, kişinin bizzat kendi zihnindeki karanlık odalara ve kör noktalara bakabilme cesaretini göstermesidir. İşte bu kitap, o cesareti talep eden, okuru kendi yalanlarıyla yüzleştiren sarsıcı bir psikolojik rehberdir. Yaşadığınız o "büyük" hayal kırıklıklarının ve tekrarlayan sorunların mimarı aslında sadece sizsiniz. Kitabın sonunda, kendinize acımayı ve başkalarını suçlamayı bıraktığınız an, o büyük bir omuz çöküntüsü yaşarsınız. Ancak yazar, bu acımasız yüzleşmenin (otopsinin) ardından gelen o tuhaf özgürlük hissini size hediye eder. Maskeler düştüğünde ve kendi karanlığınızla barıştığınızda, artık kimseye bir şey kanıtlamak zorunda kalmadığınızı fark edersiniz..
Kendine Bakma KitabıCem Mumcu · Okuyan Us Yayınları · 2020317 okunma
Puan vermedi·384 syf.··
2026 37. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 21 Mayıs 2026 00:00
Araf (Puhdistus / Purge), Estonya’nın karanlık yakın tarihini, Sovyet işgalini ve hayatta kalmak için ödenen o korkunç bedelleri iki kadının kesişen yolları üzerinden anlatır. Roman, 1992 yılında, Estonya’nın Sovyetler Birliği’nden bağımsızlığını yeni kazandığı o kaotik günlerde başlar. Estonya kırsalında, dış dünyadan kendini soyutlamış, kendi halinde yaşlı bir kadın olan Aliide Truu, bir sabah bahçesinde baygın halde, hırpani görünümlü genç bir kadın bulur. Bu genç kadının adı Zara'dır. Zara, Rus mafyası tarafından pasaportuna el konulup Batı'ya seks işçisi olarak satılan ve kendisine eziyet eden satıcıların elinden kaçarak Aliide’nin bahçesine sığınan bir kurbandır. ​Kitap, bu iki kadının mutfaktaki sessiz gerilimiyle başlar, ancak sayfalar ilerledikçe kurgu bizi 1940'lara, İkinci Dünya Savaşı ve sonrasındaki Sovyet işgali yıllarına, Estonya'nın en karanlık dönemine götürür. İki farklı zaman dilimi iç içe geçer. Genç Zara'nın 90'larda bedeninin sömürülmesi ile yaşlı Aliide'nin 40'larda KGB askerleri tarafından uğradığı tecavüz ve şiddet arasında kan dondurucu bir paralellik kurulur. ​Zamanla ortaya çıkan asıl sarsıcı gerçek ise şudur: Zara rastgele bir yabancı değildir. O, Aliide'nin yıllar önce Sibirya'ya sürgüne gönderilmesine neden olduğu öz kız kardeşi Ingel'in torunudur. Geçmişin hayaletleri, Aliide’nin mutfağında ete kemiğe bürünmüştür..
ArafSofi Oksanen · Pegasus Yayınları · 2011519 okunma