"Ne içindeyim zamanın,
Ne de büsbütün dışında;
Yekpare, geniş bir ânın
Parçalanmaz akışında."
Gururla söyleyebilirim: "Bu dünyadan bir Ahmet Hamdi Tanpınar geçti ve ben onu okuma şerefine nail oldum." Bazı yazarlar vardır, geç tanırsın. Bazıları da vardır ki, geç tanımanın daha kötüsü: yanlış tanımak...
Geçtiğimiz yıllarda çok sevdiğim, bana çok şey katan bir profesör ile konuşuyoruz. Söz Ahmet Hamdi'den açıldı. Dedim ki, bir kitabı ile başladım ve bir süre ara verme kararı aldım. Bana "Sen en olmayacak kitapla, Huzur ile başlamışsındır." dedi. Gerçekten de öyle yapmıştım. O muhabbetten sonra bir şans daha verdim kendisine -Ben kimim ki öylesi bir yazara şans tanıyorum, bir kere daha okuma kararı aldım diyelim.- Ve Saatleri Ayarlama Enstitüsü'nü okudum. Üslubu o kadar başkaydı ki yavaştan bir hayran olma duygusu uyandırdı bende. Ve şimdi Sahnenin Dışındakiler... Dili bu kadar güzel kullanan -tek kelimeyle muazzam buldum- olaylar arasında böylesi geçişler yapabilen çok az yazar tanımışımdır.
Sonradan öğrendim ki Yahya Kemal Beyatlı'nın öğrencisiymiş. Kelimelere olan titizliğini ondan almış olsa gerek.
"Hiç kendini denemeyecek misin? Ne olduğunu, kim olduğunu öğrenmeden mi öleceksin?" (s. 11)
#k:1074...
1920'li yılların İstanbul'u.
Düşman askerleri şehirde.
Asıl mücadele Anadolu'da yaşanıyor, İstanbul bir nevi sahnenin dışı.
Hani diyordu ya Ahmet Hamdi: "Ne içindeyim ne de büsbütün dışında" diye, tam olarak öyle bir hali var aslında.
"Orada mücadele var, muharebe var. Mukadderatımız orada halledilecek! Asıl sahne orası. Biz burada maalesef sadece seyirciyiz. Sahnenin dışındayız." (s. 142)
Bir tarafta İstiklal Harbi yaşanıyor diğer tarafta iç karışıklıklar, iç savaş... Çıkar ilişkileri, ayaklanmalar, ne dost belli ne de düşman. O dönemin İstanbul'unu o kadar başarılı sunmuş ki okura yazar.