Edebiyat araştırmacısı, yazar ve divan şiiri uzmanı İskender Pala’nın 2003 yılında yayımlanan ve Türk tarihi roman yazıcılığında çığır açan anıtsal eseri "Babil'de Ölüm İstanbul'da Aşk", Doğu’nun kadim mistisizmini, divan edebiyatının estetik derinliğini ve yüzyıllara meydan okuyan gizemli sırları odağına alan sarsıcı bir tarihi, felsefi ve lirik başyapıttır. Roman; Antik Babil’in görkemli saraylarından başlayıp Şah İsmail’in sarayına, Yavuz Sultan Selim’in seferlerine, Kanuni döneminin ihtişamına ve nihayetinde İstanbul’un o efsunlu sokaklarına kadar uzanan, merkezinde Fuzulî’nin ölümsüz eseri "Leylâ ile Mecnun" mesnevisinin kayıp el yazması nüshasının yer aldığı o soluk soluğa, çok katmanlı serüveni merkezine alır. İskender Pala; tarihsel gerçekliklerin paralelinde, yeryüzüne düşen ilk aşk kıvılcımının koruyucusu olan efsanevi bir mücevherin ve kutsal kelimelerin izini sürerken; aşkın ilahi ve beşeri boyutlarını, tasavvufi derinliğini cerrah titizliğiyle deşer. Yazar; kitabın kurgusuna dâhice yerleştirdiği şifreler, ebced hesapları ve edebi dehasıyla, okuyucuyu imparatorlukların iktidar savaşlarından şairlerin içsel sancılarına uzanan görkemli bir yolculuğa çıkarır. Pala’nın o Osmanlı Türkçesinin zenginliğini modern anlatıyla kusursuzca harmanlayan, her cümlesi bir nakış gibi işlenmiş, adeta divan şiirinin o asil ruhunu nesre döken görkemli dili; bu eseri basit bir tarihi roman olmaktan çıkarıp, insanlığın aşkla, kaderle, kelimelerin gücüyle ve ölümün mutlak sırrıyla olan ezeli imtihanını anlatan çok katmanlı edebi bir anıta dönüştürür.