ZAFER BAHÇESİ
“Bir bahçenin vermek istediği en basit mesaj, minik tohumlardan yeşeren umuttur.”
Yazarımızın kalemi ile yeni tanıştım, diğer eserini de almış olmama rağmen ruhum bu eserini okumayı seçti ve kesinlikle mükemmel bir kitap olmuş. Okumayı bitirdim ama yüreğim buruk ve eksik kalmış gibi hissettim. Karakterleri özleyeceğim. Sanırım devam kitabı da olacak gibi geldi ve sabırsızlıkla bekleyeceğim.
Ana karakter Emily Bryce ile öyle bir hayat yaşadım ki, sanki kitabı bir senedir okuyorum gibi geldi. Karakterlerin duygularını, hislerini biz okurlara o kadar güzel yansıtmış ki etkilenmemek mümkün değil. 1918 I. Dünya savaşı sürecinde yaşanan sıkıntılar, zorluklar, erkeklerin savaşa gitmesiyle bütün işlerin kadınlara kalması ve bunlarla mücadele eden kadınlar ve kadın kara ordusunun kurulması ile Emily’nin başvuru yapıp ailesinin onay vermemesine rağmen gitmesi. Ülkeye faydalı olmayı istemesinin yanında Teğmen Kerr ile görüşmek için de gitmiş olması ve sonrasında ardı sıra gelen haberler... Bu arada annesinin eski kafalı olup kadınlar için fazla eğitimin iyi olmadığını söylemesi beni sinirlendirdi.
Kara kadın ordusunda farklı yerlerden üç arkadaşın birbirine sahip çıkması ve dostluğu ne kadar sıcacık duygular içeriyor. Aralarında kitap okuma ile ilgili sohbet harikaydı. Ve Leydinin kütüphanesini de hayal edince hayran kaldım. Keşke okuma oranı daha fazla olsa dedim. En son gittikleri yerden geri çağrıldıklarında gazetede okudukları haberi ben de okuyunca o kadar üzüldüm ki, o an Emily gibi kötü oldum... Kurulan hayallerin askıda kalması üzücüydü... ve sonrasında hayatı ile ilgili aldığı cesur kararlar, kendi ayaklarının üzerinde durmak istemesi, rahat bir yaşam imkanı varken bunu reddedip kendi yolunu çizmesi takdir edilecek türdendi. “Hepimiz çok şey