Ve artık giderek daha açık biçimde görüyordu ki, bilgi özgürlük getirir ama güvenlik getirmez. Bilgi ne kadar derinse, o kadar çok soru ve belirsizlik doğurur; insan varoluşu o kadar askıda, koşullu görünür; yaşamla ölüm arasındaki fark ise gitgide önemsizleşir. Ve işte güç tam da burada gizlidir.
bilgi özgürlük getirir ama güvenlik getirmez. Bilgi ne kadar derinse, o kadar çok soru ve belirsizlik doğurur; insan varoluşu o kadar askıda, koşullu görünür; yaşamla ölüm arasındaki fark ise gitgide önemsizleşir. Ve işte güç tam da burada gizlidir.
Bilgi özgürlük getirir ama güvenlik getirmez. Bilgi ne kadar derinse o kadar çok soru ve belirsizlik doğurur insan varoluşu o kadar askıda, koşullu görünür.Yaşamla ölüm arasındaki fark ise gitgide önemsizleşir ve işte güç tam da burada gizlidir.
Seküler bilimsel yaklaşımlar, doğa yasalarının içkin dinamikleriyle işlediğini ve bu dinamiklerin herhangi bir aşkın nedene ihtiyaç duymadığını savunabilir. Ancak burada temel soru şudur: Bu yasaları ve sabitleri mümkün kılan ilk koşullar neden böylesi bir yapı arz etmektedir? Yani evrenin “neden tam da bu şekilde” var olduğu sorusu çoğu zaman ya cevapsız bırakılır ya da cevap, düzenin ontolojik temelini değil yalnızca işleyişini tanımlamakla sınırlı kalır. İnce ayarın kendiliğinden ya da rastlantısal süreçlerle oluştuğunu ileri süren yaklaşımlar, çoğu zaman bu düzenin mahiyetini gerçekten açıklamak yerine, açıklamayı epistemolojik düzeyde erteleyen bir konum alırlar.
Bu tür yaklaşımlar, karmaşık bir düzeni anlamaya yönelik soruları cevapsız bırakırken yalnızca biçimsel veya yüzeysel olasılıklara odaklanır. Böylece düzenin içsel tutarlılığına dair açıklayıcı bir çerçeve sunmaktan çok, meseleyi belirsizlik içinde askıda bırakırlar; bu da bir metnin sadece kapağına bakarak içeriği hakkında hüküm vermeye kalkışmakla kıyaslanabilecek kadar yetersiz bir tutumdur.