Türk dilinin geçen asırlarını itham eden Dil Kurumu Don Kişotvari bir budama işine girişti. Ona karşı duran Edebiyat Fakültesi ise, yine sosyoloji kültürüne vukufsuzluk yüzünden, geçen asrın güzel Türkçesini Osmanlıca diye adlandırdı. Bu isimle kürsü ve kitap ortaya koydu. Sanki dil denen uzví varlığın yaşayış çağlarından birisi, başka bir varlığa aitmiş gibi, Türkçe ve Osmanlıca ikiliği halinde, farkında olmadan ilmî bir nifak yaratıldı. Bu, dünyada benzeri görülmeyen bir hâdisedir. “Eski Türkçe” veya “...yüzyılların Türkçesi” diyecek yerde, koca bir milletin dilini koparıp, özel bir lehçe halinde ayırmak Üniversite üstadlarından başkasının kârı olamazdı. Böylelikle dilimizin geçen asırlarını kendi varlığından kopararak Osmanlıca diye adlandıran Edebiyat Fakültesi, geçen yüzyılların Türkçesini millî dilimizden ayrı gibi gösteren, dilimizi kendi köklerinden koparma davasını güden Dil Kurumu ile prensipte birleşmiş bulunuyor. Ancak Dil Kurumu, ırkın kaynaklarına dönmek isteyen irticai temsil ettiği halde Edebiyat Fakültesi böyle bir irticadan kendini korumak iddiasındadır.
Sayfa 115 - Dergâh Yayınları