Bizler ironik hayatlar yaşıyoruz. Böyle bir gerçeğin altında ezilmiş bir adamın kendini zorlayarak gösterdiği sabırlı duruştur bu. Eğer ki bunu anlayamıyorsan, sen ve ben sonsuza dek yabancı kalacağız demektir.
İşte Başkan’ın konuşmasının ikilemi buydu. Biz normaller, hiç kuşkusuz kandırılma isteğimizin de katkısıyla, gerçekten adamakıllı kandırılmıştık ("Populus vult decipi, ergo decipiatur."*) Yanıltıcı sözcükler aldatıcı ses tonuyla birlikte öylesine kurnazca kullanılmıştı ki, sadece beyin hasarı olan bu hastalar kanmamayı başarabilmişti.
* İnsanlar kandırılmak isterler, o halde bırakın kandırılsınlar.
Kısmi de olsa ciddi noropatisi olan hastalarda ilgili organı az da olsa kullanmak gerçekten hayati önem taşır ve bir "sepet" olmakla makul ölçüde işlevsel olmak arasındaki farkı belirler. (Şayet ilgili organ aşırı kullanılırsa, o zaman sınırlı sinirsel işlevde bir bitkinlik yaşanabilir ve gerçeğe yabancılaşmaya ansızın yeniden dönülebilir.)
Yapabileceği bir şeyi tutkuyla aradığı gün gibi ortadaydı. Bir şey yapmak, bir şey olmak, bir şey hissetmek istiyordu ama yapamıyordu; bir anlam, bir amaç peşindeydi. Freud’un deyişiyle “çalışmak ve sevmek” istiyordu.