Kar, yoksulluk, acemilik, devrim ve dahası…
Henüz mezun olmuş 25 yaşında bir doktorun, hiçbir staj almadan direkt köy hastanesine atanması ve bu gencin başta saydığım ve saymadığım birçok zorlukla mücadele ederek geçirdiği günleri anlatan bu kitabı çok sevdim.
Tüm bunlar olurken, bir taraftan doktor değişim geçirirken diğer taraftan Rus idaresinin değişimini de yandan yandan takip ediyoruz.
Okumayı sürdürdükçe eserin sayfalarını yaşıyor gibi hissettim, çok tatminkâr hislerle bitirdim. Çok hafif ve akıcı anlatımı olan, çok az insan ve yer adı geçen, dolayısıyla okunması kolay bu esere mutlaka şans vermeli.
Akıllı insanlar mutluluğun sağlığa benzediğini çok önceden fark etmiştir: Mutluyken fark etmezsiniz; ama yıllar geçtikçe, geçmişte kalan mutluluğunuza ilişkin anılar, ah, anılar!..
Fakat bir kez daha gelmişti. Bu kez elinde içinde yaklaşık iki libre tereyağı, yirmi tane yumurta olan bir bohça vardı. Büyük bir mücadeleden sonra ne yumurtayı ne yağı almıştım. Bu denli genç bir doktor olarak bu durum beni çok gururlandırmıştı. Ama sonradan devrim yıllarında açlıkla cebelleşmek zorunda kalınca gaz lambası, o siyah gözler, üzerinde parmak izleri ve aşağı dogru akan su damlacıkları olan altın sarısı tereyağı parçası az gelmedi aklıma.