Necip Mahfuz , Midak Sokağı
Puan vermedi·304 syf.··
2026 27. kitabı
Necip Mahfuz , Midak Sokağı Nobel ödüllü (Nobel edebiyat ödülünü alan ilk ve tek Müslüman -Arap yazardır Mısırlı yazar Necip Mahfuz’un ikinci Dünya Savaşı sırasında Kahire’de Midak sokağı sakinleri arasında geçen toplumsal gerçeklik türünde yazdığı bir romandır. Necip Mahfuz ulusal solcu El-Akram gazetesinde 40 dile yakın yazı yazmıştır Romanlarında eserlerinde kahve kültürü önemli bir yer edinir Midak Sokağında da olaylar bir kahve etrafında şekillenir ki Necip mahfuzda sürekli gittiği iki kahve bulunmaktadır ve Necip mahfuz çok fazla gezmeyi sevmez kahire dışına da çıkmamıştır Kendisine Mısır’ın Balzac ı ve Mısır’ın Yaşar Kemal’i de denilmektedir Romanlarında genellikle sade bir dil kullanmıştır ağdalı dilden oldukça uzaktır Roman belli karakterleri odaklamak yerine sokakta yaşayan sokağın önde gelen tüm sakinlerine odaklanarak farklı bir deneyim sunar, bir nevi sokağı canlı bir organizmaya sokak sakin yerinde canlının uzuları gibi anlatmıştır. Kitabı okurken bir Kızılderili atasözü geldi aklıma” bir derede iki balık kavga ediyorsa oradan İngilizleri geçmiştir.” Savaş ve İngiliz askerlerinin varlığı babanın Oğla geçen geleneksel meslek anlayisini değersizleştirerek İngilizlere hizmet ederek daha iyi yaşam standartları sunarken onları köklerinden koparır İngilizlerin varlığı gençlerin batıya açılma isteği doğu batı çatışması beraberinde getirir yani gelenek ve medeniyetin çatışmasıdır, çünkü Midak sokağı sakinleri geleneksel yaşam biçimlerine bağlıdır ancak savaşın etkisiyle dış dünya sokan içine girer ve nüfuz eder bu da bir gerilime neden olur Kitapla işlenen diğer bir konuda sınıf atlama arzusudur kültürel uzlaşma karakterleri incelerken bunu daha net bir şekilde göreceğiz Kitap temel çatışmalar üzerinde kurulmuştur İnançlar ve kültürel uzlaşma Kanaat etme ve
Midak SokağıNecib Mahfuz · Kırmızı Kedi Yayınevi · 20201,764 okunma
Kültürel Dil
8/10
·410 syf.··
Beğendi
·
2026 14. kitabı
·
21 günde okudu
·
Okunma: 07 Haziran 2026 23:45
Yazarın okuduğum ikinci kitabı. İlk kitabı Bin Muhteşem Güneş, harika bir etki yaratmıştı bende. İnanılmaz çok sevmiştim. Bu kitabı da aynı beklenti ile okumaya başladım. Baştan ele alalım dersek; Kitap, harika bir dev hikayesi ile başlıyor. Her ne kadar harika olsa da romanın geneli ile çok bağlantı kuramadım. Sadece bana şu atasözü ile bağ kurabildi o da: Yeter ki sağ olsun, yel essin kokusu gelsin. Devamında ise asıl hikayeye giriş yapıyoruz. Baba, Abdullah ve küçük kız kardeşi Peri'nin doğup büyüdükleri küçük kasaba olan Şadbağ'dan yürüyerek Kabil'e gittikleri bir yolculuk ile başlıyor. Bu öyle neşe dolu bir yolculuk değil. Asla dillendirilmiyor ancak baba da Abdullah da durumdan hoşnut değil. Küçük Peri ise olayların farkında değil elbette. Yolculuk devam ederken kitabın geri kalanında da sıkça rastlayacağımız şekilde geçmişe dönük bilgiler, öyküler, aile ilişkileri, Abdullah ve Peri'nin ilişkisi, diyaloglarda devam ediyor. Mesela Peri'nin çok sevdiği köpeği gibi. İşte ilk kısım 1952 sonbaharında Kabil'de Peri'nin, şehrin zengin ve elit ailelerinden birisine evlatlık verilmesi ile başlıyor. Bu da çok dramatize edilmiyor ancak sonrasında Abdullah ve Baba'nın acılarını derinden hissedebileceğiniz cümleler yer ediniyor. Ve işte beni hazırlıksız yakalayan şeylerden birisi oluyor. Buna alışmam zaman alıyor, kitap bitti hala beni bir noktada rahatsız ediyor. Kendimi Abdullah ve Peri'nin öyküsüne o kadar odaklamıştım ki bir anda çocukların üvey dayısı Nebi'nin -aynı zamanda Peri'nin evlatlık verildiği ailenin aşçısı ve şoförü- hayat hikayesini ya da çocukların üvey annelerinin çocukluktan beri gelen hayat hikayesini, sonrasında Peri'nin onu evlat edinen, muhtemelen mental sağlık sorunları yaşayan -nitekim sonrasında intihar eden- annenin öyküsünü, bu arada Nila'nın
1000Kitap
Ve Dağlar YankılandıKhaled Hosseini · Everest Yayınları · 202241,9bin okunma
Reklam
10/10
·270 syf.·
Beğendi
·
2026 30. kitabı
İçerisinde sevgi, saygı, sorumluluk, yardımseverlik, vatanseverlik gibi pek çok kök değeri de barındıran ortaokul öğrencilerin severek okuyacağı, okuru içine çeken, romanın kahramanı gibi hissettiren çocuk romanı. Dil sade ve anlaşılır. Günümüz Türkçesi ile farklılıklar olan kelimelerin anlamları açıklanmış. Atasözü ve deyimler bakımından zengin bir kitap. Değerlendirmek ve öğrencilerime tavsiye edebilmek amacıyla okumuştum. Öğretmenler gönül rahatlığıyla öğrencilerine tavsiye edebilir
1000Kitap
Türk İkizleriCahit Uçuk · Bilge Kültür Sanat · 2002222 okunma
Puan vermedi·24 syf.··
2026 41. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 04 Haziran 2026 00:00
Aysun Kırca'dan 2. Kitabımız. İkisi de birbirinden güzel. Bulutlara Dokunmak kitabını 9 yaşındaki oğlumla birlikte okuduk. İkimiz de çok beğendik. Kayısı Agaclarinin Altında kitabını dün gece 5 yaşındaki oğluma okudum. Onu da çok beğendik. Oğlum, "Anne hızlı oku, gözüm kapanıyor ama kitap bitince uyumak istiyorum." dedi. Bittiği gibi de uyudu. Sabah kalktığında kitabı öptü ve kitabını kreşe götürdü. Arkadaşları da görsünmüş Kitapta ön planda kayısı bahçeleri varken arka planda şehrin büyük beton binaları var. Çocuklar bunu düşünür mü bilmiyorum ama ben kitabı okurken keşke hep bahçeler içinde büyüse bu çocuklar, dedim. İmece kültüründen bahsederken komşuluk , arkadaşlık ilişkilerini öne çıkarmasını ben çok sevdim. Kitabın " Birlikten kuvvet doğar." atasözü ile bitirilmesine ise kalbimi bırakıyorum. Dili hem çok günlük, sade, anlaşılır hem de iç uyaklarla kafiyeli cümleler birlikte kullanılmış. Bu da tekerleme gibi dil gelişimi açısından çok faydalı. Bu yüzden dilini de çok sevdim. Görseller, renklerin canlılığı ise ayrıca bir beğeni sebebim. Çocuk kitaplarının kağıdının kaliteli/ sağlam olması gerektigini ise ebeveynler çok iyi biliyor. Bu kitapta sağlamlık ve kaliteyi de gördüm. Emeğinize, yüreğinize, kaleminize sağlık @yazaraysunkirca . Daha nice kitaplarda buluşmak üzere. 🩵🩵🩵
Kayısı Ağaçlarının AltındaAysun Kırca · 2E Kitap · 20238 okunma
Yoksulların nefret ettikleri bir şey varsa, o diğer yoksullardır.
10/10
·304 syf.··
2021 1. kitabı
Muriel Barbery (28 Mayıs 1969, Kazablanka-Fas) Fransız roman yazarı ve felsefe profesörüdür. 2000 yılında ilk romanı Une Gourmandise yayınlandı. Bu kitap on iki dile çevrildi. 2006 yılında çıkan ikinci kitabı Kirpinin Zarafeti (L'Élégance du hérisson) Fransa'nın en çok satanlar listesinde 30 hafta boyunca ilk sırada yer aldı. Mayıs 2008'e kadar elli baskısı yapılan eserin bir milyondan fazla kopyası satılmıştı. 2008 yılında bir sanatçı rezidansı olan Villa Kujoyama'da yaşamaya hak kazanan Barbery, şu anda eşiyle birlikte Kyoto'da yaşamaktadır. Kitap konusundan ziyade içeride verdiği derin felsefik sorgulamalarla incelenmeli çok iyi pasajlar okuyoruz her biri ders niteliğinde. **"Hayatın bir anlamı vardır ve bunu da büyükler bilir" lafı herkesin inanmak zorunda kaldığı evrensel bir yalandır. Yetişkin olup da bunun yanlış olduğu anlaşıldığında artık vakit çok geçtir. Sır dokunulmadan kalır; ama kullanılabilecek bütün enerji de uzun süredir salakça faaliyetlerle saçılıp savrulmuştur. Geriye kalan ise kişinin kendi yaşamına hiç bir anlam bulamamasını maskelemeye çalışarak kendini uyuşturmasıdır. Üstelik kendini daha iyi ikna edebilmek için de kendi çocuklarını aldatır. (Syf.13) ** Baştan beri Colombe'la ben savaştık; çünkü Colombe'a göre yaşam, karşındakini yok ederek zafer kazanmak gereken sürekli bir mücadele. Rakibini ezmemişse ve onun alanını kıtı kıtına yaşayabileceği kadar daraltmamışsa kendini güvende hissedemez. Başkalarına yer olan bir dünya onun eftenpüften savaşçı ölçütleri ne göre tehlikeli bir dünyadır. Ama aynı zamanda, ufacık bir temel görev için onlara muhtaçtır: Onun gücünü birinin kabul etmesi gerekir. Dolayısıyla vaktini olası tüm imkanlarla beni ezmeye çalışmanın yanısıra, benim ona, kılıç çeneme dayalıyken, en iyi olduğunu ve onu sevdiğimi söylememi
Kirpinin ZarafetiMuriel Barbery · Kırmızı Kedi Yayınları · 20259,8bin okunma
Onuncu köyü arayanların romanı
8/10
·343 syf.··
Beğendi
·
2026 9. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 29 Mayıs 2026 01:23
Bugün size edebiyatımızın o güçlü, buram buram Anadolu kokan kalemlerinden birini getirdim: Fakir Baykurt ve onun kült eseri Onuncu Köy. Hani hepimizin bildiği o meşhur atasözü vardır ya: "Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar." İşte bu roman, tam olarak o kovulanların, yani onuncu köyü arayanların hikayesi. Hikayemiz, idealist, dürüst ve haksızlığa boyun eğmeyen bir öğretmenin tayininin ücra bir köye çıkmasıyla başlıyor. Öğretmenimiz gittiği yerde sadece çocuklara okuma yazma öğretmekle kalmıyor; köydeki sömürüye, ağalık düzenine ve yıllardır süregelen adaletsizliklere de "dur" demeye çalışıyor. Tabii ki sistemin tekerine çomak sokunca, yerel güç odakları hemen sesini kesmek istiyor. Peki bizimki pes ediyor mu? Asla! Köy köy sürülse de, doğrunun ve köylünün yanında durmaktan vazgeçmiyor. "Çünkü adalet, sadece şehirdeki mahkeme salonlarında değil, toprağı işleyen köylünün nasırlı ellerinde de filizlenmelidir." Onuncu KöyOnuncu Köy Fakir BaykurtFakir Baykurt
1000Kitap
Onuncu KöyFakir Baykurt · Literatür Yayıncılık · 20101,540 okunma
Reklam
Reklam