Bismillah...❤️
Aşkın Boyutları
İnsan, doğduğu günden beri bir boşluğu doldurmaya çalışır. O boşluk ki ne ekmekle dolar, ne suyla diner, ne de zamanla kendiliğinden kapanır. Adını koyamadığımız, koyduğumuzda eksilttiğimiz o his: aşk.
Onu tek bir çehreye sığdırmak, denizi bir kadehe doldurmaya benzer. Çünkü aşk, tek bir oda değil, birbirine açılan kapılarla dolu bir saraydır. Her kapının ardında başka bir iklim, başka bir ses, başka bir yara vardır.
Birinci Boyut: Tenin Eşiği – Arzu ve Kavuşma
Aşk evvela tende başlar. Bir bakışın omuzda bıraktığı sıcaklık, bir sesin kulak memesinde uyandırdığı titreşim, parmak uçlarının kazara değmesiyle başlayan o elektrik. Ten, aşkın en acemi ama en dürüst kapısıdır. Platon’un gölgeler mağarasında gördüğü ateş gibi, önce cismin suretine vurulur insan.
Arzu, sabırsız bir çocuktur; şimdi ister, hemen ister. Sevdiğinin saç telinde bir ülke kurmak, nefesinin ritmine göre saatini ayarlamak ister. Fakat tenin eşiği geçilmeden aşka varılmaz. Çünkü beden, ruhun yazıldığı ilk kâğıttır. Kokusu, dokunuşu, sesi… Bunlar olmadan aşk, okunmamış bir mektuptur.
Yine de ten tek başına aşk değildir. Ten doyar, arzu susar. Ve o zaman insan anlar ki, sarıldığı bedenin içinde başka bir memleket vardır. O memlekete pasaport sorulmaz, vize istenmez. Sadece geçmeye cesaret gerekir.
İkinci Boyut: Ruhun Avlusu – Yakınlık ve Anlaşılmak
İkinci kapı, ruhun avlusuna açılır. Orada kelimeler çıplak dolaşır. Maskeler duvarda asılıdır. İnsan, çocukken sakladığı korkularını, utandığı düşlerini, kimseye söylemediği dualarını orta yere serer. Aşk burada, “beni olduğum gibi gör” cümlesiyle başlar.
Yakınlık, aynı kitabı ayrı şehirlerde okuyup aynı satırın altını çizmektir. Gece üçte gelen “uyamadım” mesajına “anlat” diye cevap vermektir. Birinin suskunluğunu, en