Dün ne gördüm: Deli bir asker geldi yanımıza. Düşman askeri.
Neredeyse çırılçıplaktı, bir hayvan gibi yara bere içindeydi ve açtı; saçı sakalı tıpkı bizim gibi birbirine karışmıştı, bir vahşiye, bir ilkele, bir maymuna benziyordu. Elini kolunu sallıyor, maymunluk ediyor, şarkı söylüyor, bağırıyor ve kavgaya tutuşuyordu. Karnını doyurup araziye geri saldık.
Nereye götürebiliriz ki! Geceleri üstü başı yırtık, uğursuz hayaletler gibi tepeden tepeye, ileri geri, tüm istikametler de yol yokuş demeden, amaçsız ve korunaksız geziniyorlar. Ellerini kollarını sallıyor, kahkaha atıyor, bağırıyor ve şarkı söylüyor, karşılaştıklarında bazen kavga ediyor, bazen de birbirlerini görmeden geçip gidiyorlar. Ne yiyip ne içiyorlar? Muhtemelen hiçbir şey, ya da yabani hayvanlarla, geceler boyu tepelerde dalaşıp uluyan şu semirmiş vahşi kö peklerle birlikte ceset yiyorlar belki de. Geceleri fırtınanın uyandırdığı kuşlar ya da çirkin pervaneler gibi ateşin etrafında toplanıyorlar, bir yerde soğuktan korunmak için ateş yakılmasıyla, yarım saat içinde etrafında soğuktan donmuş maymunlara benzeyen onlarca bağırtkan, üstü başı yırtık yabani siluetin bitivermesi bir oluyor. Anlamsız ve ürkütücü feryatları yüzünden çileden çıkanlar bazen yanlışlıkla, bazen de bilerek ateş ediyorlar Üzerlerine ...
...
- ... Sayıları çok. Sağlıklı ve akıllı insanlar için hazırlanmış kurt çukurlarında, uçurumlarda, dikenli tel ve kazıklar dan arta kalanlarda yüzer yüzer ölüyorlar; doğru dürüst ve düzenli çarpışmalara katılıp kahramanlar gibi dövüşüyorlar: Her zaman en öndeler, her zaman korkusuzlar; ama sık sık kendi silah arkadaşlarını vuruyorlar. Seviyorum onları.
Henüz tam delirmedim ve o nedenle oturup sizinle sohbet ediyorum, ama akıl beni kesinkes terk ettiğinde araziye çıkacağım, araziye çıkıp bir