Dün ne gördüm: Deli bir asker geldi yanımıza. Düşman askeri. Neredeyse çırılçıplaktı, bir hayvan gibi yara bere içindeydi ve açtı; saçı sakalı tıpkı bizim gibi birbirine karışmıştı, bir vahşiye, bir ilkele, bir maymuna benziyordu. Elini kolunu sallıyor, maymunluk ediyor, şarkı söylüyor, bağırıyor ve kavgaya tutuşuyordu. Karnını doyurup araziye geri saldık. Nereye götürebiliriz ki! Geceleri üstü başı yırtık, uğursuz hayaletler gibi tepeden tepeye, ileri geri, tüm istikametler­ de yol yokuş demeden, amaçsız ve korunaksız geziniyor­lar. Ellerini kollarını sallıyor, kahkaha atıyor, bağırıyor ve şarkı söylüyor, karşılaştıklarında bazen kavga ediyor, bazen de birbirlerini görmeden geçip gidiyorlar. Ne yiyip ne içiyorlar? Muhtemelen hiçbir şey, ya da yabani hayvanlarla, geceler boyu tepelerde dalaşıp uluyan şu semirmiş vahşi kö­ peklerle birlikte ceset yiyorlar belki de. Geceleri fırtınanın uyandırdığı kuşlar ya da çirkin pervaneler gibi ateşin etrafında toplanıyorlar, bir yerde soğuktan korunmak için ateş yakılmasıyla, yarım saat içinde etrafında soğuktan donmuş maymunlara benzeyen onlarca bağırtkan, üstü başı yırtık yabani siluetin bitivermesi bir oluyor. Anlamsız ve ürkütücü feryatları yüzünden çileden çıkanlar bazen yanlışlıkla, ba­zen de bilerek ateş ediyorlar Üzerlerine ... ... - ... Sayıları çok. Sağlıklı ve akıllı insanlar için hazırlan­mış kurt çukurlarında, uçurumlarda, dikenli tel ve kazıklar­ dan arta kalanlarda yüzer yüzer ölüyorlar; doğru dürüst ve düzenli çarpışmalara katılıp kahramanlar gibi dövüşüyor­lar: Her zaman en öndeler, her zaman korkusuzlar; ama sık sık kendi silah arkadaşlarını vuruyorlar. Seviyorum onları. Henüz tam delirmedim ve o nedenle oturup sizinle sohbet ediyorum, ama akıl beni kesinkes terk ettiğinde araziye çı­kacağım, araziye çıkıp bir
Sayfa 31·Kitabı okudu
Derin, mutlak ve yıllar süren bir sessizlik oldu. Bütün kainat bir fotoğraf karesi gibi dondu kaldı. Sonsuz bir kulak çınlaması büyüdü, büyüdü ve başı bir dönmedir tuttu. Özlem'in elindeki telefon sanki ısındı, kızdı, közlendi, bir ateş tuğlasına dönüştü. Tutamadı onu daha fazla elinde. Eli ayağı boşalınca yere düştü telefon, dağıldı. Etrafa yayılan parçalarına bakarak acı bir tebessümle, istemsizce, gül Özlem, gül diye mırıldandı. Gül Özlem gül.
Alıntı
Reklam
Ben seni aramak için, senden başlayan, sende nihâyetlenen bir yola girdim; girdiğim yol, insan ayağı ile fetholacak bir ülke değil... Onun için ben de başı ayağı bıraktım, senden ibâret bir vücutla yollara düştüm, seferdeyim.
Alıntı
acı hatıralar yağar göklerden zehirle yoğrulur gül geceleri. zamanın düğümü kopar bir yerden nereye koydunsa bul geceleri. yıldızlar kalp elmas, ay sahte gümüş çürümüş çürümüş, hepsi çürümüş… bir hayal, bir kabul, bir uyku, bir düş sev sevebilirsen gel geceleri başı karlı yaylalara çıkarım ardıç dallardan ateş yakarım otuz yıl geriye döner bakarım kuşatır çevremi çöl geceleri toprak döşeğimdir, gökyüzü yorgan yanar ta içimde dağ, bayır, orman yeter! tahammülüm kalmadı ey can al götür üstümden, al geceleri bulut ol, engine ağ ikram eyle yağmur ol, bağrıma yağ ikram eyle gel bir gün güneş ol, doğ ikram eyle sil gitsin ufkumdan, sil geceleri.
Her işin başı da bir isim değilmiydi ?
Sayfa 25·Kitabı okuyor
SPOİİ
| | "Baban geliyor," dedi annesi usulca. "Seni görmek istiyor ... her şey yoluna girecek... sıkı tut..." Geldi de ... önce başı, sonra bedeni ... uzun boylu ve Harry gi­bi dağınık saçlı bir adamın, James Potter'ın dumanlı, gölgeli be­deni Voldemort'un asasının ucundan tomurcuklandı, yere düştü ve karısı gibi doğruldu.
Alıntı
Reklam
Reklam