İstanbul üzgündü, küskündü; cünkü bir buçuk yıla yakın bir süredir düşman ayakları altında inliyordu. Geçen kışın ilk günlerinde baslamisti her şey. Savaşın tüm felaketini sessizce bağrına basmis olan İstanbul, soğuk bir kasım sabahı Galata Rihtimina yanaşan İtilaf gemisi Arian'dan karaya çıkan ve Beyoğlu'ndaki ilk kez böylesine kirlenmiş ve ardından azınlıkların 'Yaşa!', 'Zito!" sefaretlerine yaya olarak giden dört Fransız subayının çizmeleriyle 'Viva!' çığlıkları arasında tüm felaketler sökün etmişti.
Yine de rotalar, kavşaklar ve merkezler mutlak biçimde birbirinden bağımsız kavramlar değildir. Kısmi olarak örtüşmektedirler. Bir rota bir yığın toplanma yeri tesis eden dikkat çekici noktalardan geçebilir; belirli pazarlar işaretledikleri bir rota üzerindeki sabit noktaları tesis etmektedir; pazar kendi içinde bir cazibe merkezi olsa da kurulduğu meydan başka bir toplumsal mekânın merkezini simgeleyen bir anıtı barındırabilir(bir tanrının sunağı, bir egemenin sarayı). Mekânların birleştirilmesine belirli bir kurumsal karmaşıklık tekabül etmektedir: Büyük pazarlar belirli siyasal denetim biçimlerini icap ettirmektedir; sadece, riayet edilmesinin muhtelif dini veya hukuki usuller tarafindan güvence altına alındığı bir sözleşme sayesinde mevcut olmaktadırlar: Onlar örneğin ateşkes yerleridir. Rotalara gelince, onlar işlev görmelerinin kendiliğinden olmadığını iyi bildiğimiz ve örneğin belirli iktisadi veya ritüellerle ilgili bedelleri içeren belirli sayıdaki huduttan ve sınırdan geçmektedir.
Çünkü bu kadın güldüğünde, dünya üzerindeki tüm savaşlar bir anlığına ateşkes ilan ediyor, ruhumdaki o bitmek bilmeyen fırtına dinip yerini tekinsiz ama eşsiz bir dinginliğe bırakıyordu. Bazı kadınlar vardı, varlıklarıyla hayatı sadece doldururlardı ama Hisar güldüğünde, hayat sadece yaşanılabilir değil, uğruna ölünebilir bir hâle geliyordu.
"Tanrı'nın da insanı annesinden,babasından, dedesinden ninesinden, böylece geriye doğru uzayıp giden bir zincirden; o zincirin artıklarından uydurduğunu fısıldadı."