… Suç işleyerek para kazanan kişilerin durumunda, Atlantic Monthly dergisinin bir yazarının tanımını doğru kabul edersek, profesyonel suçlular arasında da bir grup bilinci olmasıyla sorunun niteliği belirlenir: Profesyonel suçlu çok yoğun bir duygusal hayat yaşamasından dolayı ilginçtir. Toplum içinde yalıtılmıştır. Toplumun içindedir ama bir parçası değildir. Sosyal hayati-zira bütün insanlar sosyaldir- kısıtlıdır ve tam olarak da kısıtlı olduğu için çok gergindir. Bir savaş hayatı yaşamaktadır ve bir savaşçının psikolojisine sahiptir. Bütün toplumla savaştadır. Suç dünyasındaki birkaç arkadaşı dışında hiç kimseye güvenmez ve herkesten korkar. Şüphe, korku, nefret, tehlike, umutsuzluk ve tutku hayatında ortalama bir bireyinkinden daha gergin bir biçimde bulunur. Huzursuz, rahatsızdır, kolaylıkla kızar ve şüphecidir. Derin bir uçurumun eşiğinde yaşar. Bu, tutkulu nefretini, vahşiliğini, korkusunu açıklamaya yardımcı olur ve ölü adamların masal anlatmadığı iddiasına dikkat çekici bir önem verir. Az sayıdaki arkadaşına, daha normal yaşayan insanlar arasında nadir bulunan bir güç ve tutku ile sarılır. Arkadaşları kendisiyle ifşaatı arasında dururlar. Hayata tutunma yöntemi, güvenliğinin temelidirler. Yeraltı dünyasında gruba olan sadakat en temel kanundur. Sadakatsizlik ise ihanettir ve ölümle cezalandırılabilir: Zira sadakatsizlik aynı zamanda kişinin arkadaşlarının da yok edilmesi anlamına gelebilir, suçlunun bütün hayatı boyunca inşa ettiği uçuruma atılması anlamına gelebilir. Suçlu topluma karşı saldırgandır. Suçluya göre hayatı öncelikli olarak savunmadır. Enerjisinin, umutlarının ve başarılarının büyük bir kısmı; kaçışların, başarılı ortadan kaybolmaların, izini doğru bir şekilde kapatmaların ve aktivitelerine katılıp onlardan bahsetmeyerek toplumu dışarida
Sayfa 73·Kitabı okudu
1000k
TÜRK'E SAVAŞ AÇAN PİŞMAN ÖLÜR Atatürk'ün askeri olmak demek ille de orduda olmak demek değildir. Bu mahşer tufanı ve canlı ölü ibretinin beyin savaşları komutanının askeri olmak böyle bir sırdır. Türk ordusu içinde kurmay eğitimi almış hiçbir komutan son yıllarda yaşanacak olanları ve yaşananları okuma ve yorumlama açısından ileri görüşlü bir öngörü ortaya koyamamışlardır. Bırakın onu ordumuzun neferleri haksız yere hapse atıldığı halde sahip olma iradesi gösterilmediği gibi kozmik oda da saklı sır planları düşmana kaptırmış ve genel kurmay başkanı terörist olarak hapse atılmış sonrada aklanmış olsa bile bu unutulmaz bir ibret olmuştur. Askerimizin başına çuval geçirilmesi yanıtsız kalmıştır. 11 Eylül 2001 tarihinde İslam dünyası adı altında aslında batı çetesi bize adeta savaş açmıştır. Aynı gün tanklardan sonra kullandıkları bankalar aracılığıyla bir gecede Türk ulusunun büyük bir serveti sermaye tarafından çalınmıştır. Bunun ihbarını şahidi olduğum için yaptım. Adalet mekanizmasında hala belirsizlik hakimdir. Suç ve suçlu suç sayılmadı, sucsuza suç atmak suç olmaktan çıktı. Böyle adalet nerede görüldü? Adaletin olmadığı yerde ipin ucu kaçar. İlahi adalet canlı ölüler ibreti ile zalimlerin insanlık önünde yargılanması için mahkeme kurmuştur. Bu ibretin bir sırrı da budur.
Reklam
Masonluk, Nostradamus, Kanlı Kontes...
(Kara Büyücü, İblis’in Peygamber'i Crowley'in ilhamları)_ _Abrahadabra; Ra-Horus’un Peygamberi. _Ölüm, köpekler içindir. _Düşkünleri ve mutsuzları ezin. Bu aptal insanların dertlerine azıcık bile endişelenme sakın. _Bir dilenci sefaletini asla gizleyemez. _Lütuf yok. Suçluluk yok. Tek kanun: İstediğini Yap. _Hayvan gibi olma, zevkini incelt. _Her insan bir Tanrı’dır. _Başarı kanıtınızdır, cesaret ise kalkanınız. _Ben sükunetin ve gücün şahin başlı efendisiyim. Benim Nefesim gece mavisi gökyüzünü kaplar. _Işığın kanatlı yılanı Hadit, senin ışığındır! Ben savaşın ve intikamın Tanrısıyım. Ateş ve kan ile kılıçlar ve mızraklarla onurlandır beni. Dövülmüş bir yılan gibi çevik ol ve saldır. Hainleri bulup yok etmelisin. Merhameti bir kenara bırakın; merhamet duyanları lanetleyin! Öldürün ve eziyet çektirin, sakınmayın! Bırak benim adıma kan dökülsün. Kafirleri ezin, onların üzerinde ol, ey savaşçı ben sana onların etini yemeğe vereceğim! Ben onlara sert davranacağım. Ben size bir savaş makinesi vereceğim. Onunla halkı dağıtacaksınız ve hiç kimse size dayanamayacaktır. Pusuda bekleyin! Geriye! Üzerlerine! Bu galibiyet mücadelenin kanunudur. Böyle gelsin benim gizli evime olan hürriyet. Ra-Hoor-Khu seninle. _Fazla da konuşma! Seni aldatacak ve üstüne çıkmaya çalışacak olanları da hiç acımadan ve merhamet etmeden yok et. Onlardan daha ölümcül ol! Onların ruhlarını çek aşağıya korkunç azaplar için, korkularına gül ve tükür onlara _Hiçbir şeyden korkmayın, ne insanlardan ne kaderden ne de tanrılardan, herhangi bir şeyden korkmayın. Paradan korkmayın ne aptal halkın gülüşlerinden, ne de gökyüzünde, yerde veya yerin altında olan herhangi bir güçten. Nu sizin sığınağınızdır, Hadit’in ışığınız olduğu gibi ve ben kollarınızın kuvveti, gücü ve kudretiyim. _Tüm tanrılara ve insanlara
Din
XIV. yy'da Yaşanan Veba Salgını Sonrasında
... 1348 yılında İtalyan şehirlerini harap etti, aynı yılın Haziran ayında ise İngiltere'ye girdi. Veba, 1350 kışında İzlanda'nın içinden Faeroe Adaları'na oradan Kuzey Atlantik'e geçmişti. İzlanda halkının %60'ının ölümüne yol açmıştı ve belki de Grönland'daki Viking kolonisinin yok olmasının en önemli sebebi vebaydı. Aynı Hesaplara göre 1340 yılından 1400 yılına kadar geçen 60 yıl içinde, Afrika'da nüfus 80 milyondan 68 milyona, Asya'da 238 milyondan 201 milyona düşmüştü. Veba hastalığının sonraki iki yüzyıl boyunca vurmadığı Amerika da dahil olmak üzere, toplam dünya nüfusu yaklaşık olarak 450 milyondan 350-375 milyona düşmüştü, bu en az 75 milyon kayıp demekti. Daha fazla delil toplandıkça, bilimsel araştırmalar kayıpların daha yüksek olduğunu göstermektedir. Avrupa'nın nüfusu 75 milyondan 52 milyona düşmüştü.
Sayfa 321 - Kronik Kitap·Kitabı okudu
Sağlık
NATO'ya giriş ve TKP tevkifatı Cem Eroğul, 1950'ler Türkiye'sinde NATO üyeliğinin milli bir mesele olarak görüldüğünü ve üyeliğe kabulün ne kadar büyük bir sevinçle karşılandığını şöyle anlatır: Bürokrasiden basına, siyaset adamlarından şartlanmış kamuoyuna kadar, memleketin belli başlı çevreleri ve onların ideolojisini güdenler misli görülmemiş bir sevinç içindeydiler. Davetten iki gün sonra toplanan Büyük Millet Meclisi, muhalif, muvafık bütün milletvekillerinin oybirliği ile memleketimizin Atlantik Paktı'na katılmasını kabul etti. Sınıf çıkarının böylesine ağırlık kazandığı bir meselede ve o devirdeki tek yönlü demokraside, bu karara bir muhalefet olmayacağı besbelliydi. Nitekim muhalifler de, "bu eser milli politikanın sağladığı milli bir eserdir" diyerek hükümeti kutladılar. (Eroğul, 2014: 105) Türkiye yönetici sınıfı ve gerek DP gerek CHP, NATO üyeliğini bir beka sorunu olarak görmüş ve NATO'ya giriş için çok yoğun çaba göstermiştir. Çok geçmeden bu çabalara ABD' den olumlu yanıt gelecek ve Ottawa'daki NATO konferansında ABD, Türkiye ve Yunanistan'ı üyeliğe aday olarak gösterecekti. Ne tesadüftür ki Ottawa toplantısının üzerinden çok geçmeden ve Türkiye'nin üyeliği müzakere aşamasındayken, 26 Ekim 1951'de, Türkiye Komünist Partisi'ne (TKP) yönelik bir operasyona girişildi. Tarihe "1951 tevkifatı" olarak geçen bu operasyon, sonradan cezaevinde evlendiği Mihri Belli'nin soyadını alacak ve Sevim Belli olarak tanınacak olan Sevim Tarı adlı genç bir kadının İstanbul' dan Marsilya'ya gitmek için bindiği gemide gözaltına alınmasıyla başladı. Aslında bu operasyon ilk değildi. 1921 yılının başlarında Mustafa Suphi ve TKF'nin (Türkiye Komünist Fırkası) önde gelen 14 yöneticisi Trabzon açıklarında katledilirken, Ankara' da Türkiye Halk İştirakiyun Fırkası ve Yeşil Ordu