Bir Gün Ki - Edip Cansever
Belirsiz olan ne? Ölülerden Boşalan yeri doldurur doğa Yansır beyaz hayvan kemikleri, taşıllar Yok oluşun içinde İri bir yengecin sırtı arasıra. Ben ki yengeçleri bilirim daha çok. Birini Yıllar var unutamadım Dönüp duruyordu bir taşın etrafında Sanki bir hırçınlıktan damıtılmış ya da bir sıkıntıdan Ve geçer gibiydi tekrar bir başka sıkıntıya Gömüldü kumlara iyice, şöyle bakındı Gördüm kendi büyüsüyle keserken kıskacını O gün bugündür anladım ağrıyı, taşıdım da. Büyüdür ölüm, külrengi harcıdır sonsuzluğun Bir vahşet gibi yaratılır orda umut Gerer kayalar kaburgalarını Katırtırnakları arasında Arabalar biter, atlar birikir Bir tanrı gelir belli belirsiz, ne kadarlık bir tanrıysa Büyüdür çünkü ölüm Külrengi harcıdır sonsuzluğun. Gerçi kurnazdır doğa, alımlıdır da Her gün biraz olsun geri verir aldıklarını Sızar kentlere, evlere, dölyataklarına Bir gün ki ölü bulmuştum kendimi, korkmuştum Öyle bir yok olma saatinde, bir kuytuda Sanırım boynumdaki bu yara izi ondan
Benim hayranlığımdan inlerdi şehir ben atlara ve uzaklar hayrandım kendi ehramlarını bile tanımayan kadınlar ansızın patlak verirdi baharda. Dudaklarımda çürükler vardı dağ çiçeklerinden ötürü. Irmaklara salardım kendimi ruhumda kaynar adımlarla gezinen dünya bana hain sevgilimdi. İsmet Özel
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
peki sonunda, buna deger miydi? yuce tanrim!! hayatim nasilda onarilmaz şekilde degişti. herzaman yazin son gunu ve ben iceri girebilecegim hicbir kapi olmadan sogukta bekliyorum. keder adina ne var ise payima duşenden fazlasini aldim. cogu insan icin hayat buyuk planlar yaparken gecip gidiyor, hayatim boyunca kalbimin parcalarini bir orda, bir burda biraktim, artık neredeyse beni yaşatamayacak kadar az kaldi. ama bazen ihtiraslarimin yetenegimi fazlasiyla aştigini bilerek gulumsemeye calişiyorum. artık kapimda bekleyen beyaz atlar ya da guzel kadinlar yok.
Masal Masal Matıtas, Doğal Olanlar Neden Hep Bahtsız?
Geçen gün çizgi filmlerin o arkada dönen absürt dünyasını çekiştirmiştik ya, hani şu Tom'ların, Gargamel'lerin sadece kendi doğalarını yaşadıkları için nasıl günah keçisi ilan edildiklerini konuştuğumuz o masa... İşte o masaya bu sefer çocukken bizi uyutmak için anlatılan, ama büyüdükçe uykumuzu kaçıran o meşhur "masal kahramanlarını" davet ediyoruz..:) Ormanın Asıl Sahibi: Kırmızı Başlıklı Kurt Açılışı masal dünyasının en hakkı yenen, en yargısız infaza kurban giden misafiriyle yapalım: Kurt. Yahu bu adam ormanın yerlisi, kendi tapulu arazisinde, doğal yaşam alanında takılıyor. Bir kurdun doğasında ne vardır? Avlanmak. Sen elinde sepetle, kafanda kırmızı pelerinle (ki doğada avcı hayvanların dikkatini en çok çeken renktir) adamın bölgesine paldır küldür dalıyorsun. Kurt sadece doğasının gereğini yapıyor, biyolojik kodlarına sadık kalıyor diye hikayenin sonunda adamın karnına taşlar doldurup kuyuya atıyorlar! Soruyorum size; bir kere de o sepetten kurda bir dilim anneanne keki teklif edip orta yolu bulmaya çalıştınız mı? Hayır. Çünkü bu masal dünyası, kendi doğasını yaşayan dürüstleri sevmez; onları hemen "canavar" ilan eder. Kusura bakmayın ama bu hikayede kurt tamamen bir mülkiyet mağdurudur. Külkedisi: Doğal Seçilimin ve Pazarlamanın Zirvesi Gelelim o meşhur Sindirella’ya. Gece yarısı büyü bozulurken koca araba kabağa, atlar fareye, o şık elbise eski paçavralara dönüşüyor. Maddenin doğası gereği her şey aslına dönerken, ne hikmetse o cam ayakkabıya hiçbir şey olmuyor! Kusursuz bir illüzyon. O ayakkabı merdivende "kazara" düşmedi dostlar; Külkedisi o evden ve o üvey anne dırdırından kurtulmak için, insan doğasındaki o "statü atlama ve hayatta kalma" güdüsünü kullandı. Ayakkabıyı hedef odaklı bir şekilde oraya bıraktı. Prens de tüm krallığı elinde ayakkabayla kapı
Duygu ve Düşünce
Kurucu Miras, Kalıcı Yapı: CHP ve Türk Siyasetinin Döngüselliği Üzerine Bir Deneme I. Servetin Kaynağı, Yapının Şifresi CHP'nin bugünkü mali gücünün kökenlerine bakmak, sıradan bir kurumsal tarih meselesi değildir. Mübadele'den kalan gayrimenkuller, İttihat ve Terakki'den intikal eden varlıklar, 1942 Varlık Vergisi ile gerçekleşen sermaye transferi ve dönemin kişisel hibeleri—bunların hepsi, partiyi sıradan bir siyasi organizasyondan ayıran bir mirası temsil eder. Bu miras, salt maddi bir zenginlik birikimi değil, "devlet" ile "parti" arasındaki sınırın neredeyse hiç çizilmediği bir kuruluş döneminin izidir. Bu yazının iddiası şudur: söz konusu tarihsel-ekonomik temel, partinin bugünkü siyasi davranışını—iktidar olma konusundaki isteksizliğini, statükoyla kurduğu ilişkiyi ve sistem içindeki konumlanışını—büyük ölçüde açıklayan bir yapısal kod oluşturur. II. Kurucu İrade ile Ekonomik Gücün Kaynaşması Cumhuriyet'in kuruluş yıllarında parti ile devlet, kavramsal olarak ayrı şeyler değildi. Bu nedenle, dönemin büyük iktisadi hamleleri—Mübadele ile boşalan mülklerin tasfiyesi, Varlık Vergisi yoluyla gerçekleşen sermaye el değiştirmesi—resmî söylemde "millî bir ekonomi" inşa etme hedefine bağlanıyordu. Ancak bu sürecin pratik sonucu, siyasi erk ile ekonomik gücün birbirine geçmesi oldu. Bu kaynaşma, partiyi yalnızca bir siyasi aktör olmaktan çıkarıp, Cumhuriyet'in kurucu iradesinin "maddi temsilcisi" konumuna taşıdı. Buradan, partinin neden bugün "devleti yönetme" arzusundan ziyade "devleti koruma" refleksiyle hareket ettiğine dair bir açıklama çıkar: seçimle gelen, geçici bir iktidar olma fikri, kendisini "kurucu" bir özne olarak konumlandıran bir yapı için yapısal bir çatışma kaynağıdır. III. İktidardan Kaçış Değil, Merkezde Kalma Tercihi Eğer bir partinin temelinde
1000Kitap
..bir geçişin / geçemeyişin memuru olduğumu hatırlıyorum, insanlar da atlar gibi gelip geçerler, köprüden, yoldan, döngüden, kapılardan elbette, kimi olur, kimi olmaz, kimi bulur, kimi bulmaz! kimi bulur bulmaz geçer, kimi olur olmaz geçer! yazarın imtihanı geçememektir, asıl imtihan tanıklıktır, şahitliktir, olmanın ve olmamanın ortasında durmaktır. Anlam Çiçek Açtığında