Bu konuyla ilgili çirkin konuşmalar duyabilirsin ama lütfen benim için şunu yap: Başını dik, yumruklarını aşağıda tut. Sana ne derlerse desinler, seni kızdırmalarına izin verme. Bir dahakine aklınla karşı koymayı dene... O aklın var ya? Öğrenmeye direniyor olsa bile iyi bir akıl."
"Atticus, bu davayı kazanacak mıyız?"
"Hayır, canım."
"O zaman, neden..."
"Çünkü daha başlamadan yüz yıl önce bu davayı kaybetmiş olmamız, bu uğurda çaba sarf etmeyeceğimiz anlamına gelmez."
"Zencileri savunuyor musun?" diye sordum Atticus'a o akşam.
"Elbette savunuyorum. Zenci sözcüğünü kullanma, Scout. Görgüsüz insanlar öyle derler."
"Okuldaki herkes öyle diyor."
"Şu andan itibaren öyle diyenlerden bir kişi eksilecek."
Atticus'un bir keresinde bana tavsiye ettiği gibi, kendimi onun yerine koymaya ve her şeyi onun gözünden görmeye çalıştım: Sabahın ikisinde tek başıma Radley'lerin Evi'ne gitmiş olsaydım, ertesi öğleden sonra evden cenazem çıkardı. O yüzden onu rahat bıraktım ve rahatsız etmemeye çalıştım.
"Ona haddini bildirdin," dedi Atticus. "Doğru olanı yaptın."
Kasten düşüncesiz olan Frack ve Frick dışında, köpeklerin çoğu Max ve Mecnun arasında geçenler karşısında şaşkına dönmüştü.Eskiden olsa, Mecnun'un açıkça kazandığı ve dolayısıyla statüsünü yükselttiği bir hâkimiyet mücadelesine tanık oldukları söylenebilirdi. Ama burada, mesele Prens'ti. Max'i sinirlendirmişti. Kelimeleri onu rahatsız etmişti. Peki, Max ve Mecnun kelimeler için mi yoksa statü için kavga mı etmişti? Köpekler kelimeler için ölümüne savaşabilir miydi?
“Scout,” dedi. “Bay Ewell kendi elindeki bıçağın üzerine düşmüş. Bunu anlaman mümkün mü?” Atticus'un morale gereksinimi vardı sanki. Koşup ona sarıldım, sıkı sıkı öptüm. “Evet, anlıyorum,” diyerek kuşkularını dağıttım. “Bay Tate haklıydı.”
Atticus kollarımın arasından kurtularak bana baktı. “Ne demek istiyorsun?” “Bu bülbülü öldürmek gibi bir şey olurdu, öyle değil mi?”