Ev Sahibesi - F.M.Dostoyevski
Puan vermedi·159 syf.··
2025 5. kitabı
Ev sahibiyle kiracı arasındaki gerilim, belki de insanın mülkiyet duygusuyla konuk olmanın naif çelişkisi arasında sıkışıp kalmasından doğar. Kim bir şeyin gerçek sahibi olabilir ki bu dünyada? Ve kim gönül rahatlığıyla, hiçbir şeye sahip olma kaygısı taşımadan, bir şeyin misafiri olmayı başarabilir? İşte bu çatışma, evin giriş kapısında başlar; merdiven boşluklarına düşer; oradan komşuların kulaklarına sızan binlerce hikâyenin gizli başlığı olur. Bazen bu hikâyeler birer fıkra olur bazen tragedya. Bazen sadece paslı bir musluğun gece damlayan sesiyle yankılanır bazen de havaya uçmuş bir apartmanın enkazında… Meşhur bir fıkradır anlatılır durur: Kiracı şikâyetçidir: “Evde sıçanlar cirit atıyor,” der ev sahibine. Ancak ev sahibi gülüp geçer: “Sıçan falan yoktur o evde,” diye de kestirip atar. Ama kiracı ısrarcıdır, “Gel, kendi gözlerinle gör.” der. Ve nihayet ev sahibi bu ısrara daha fazla direnemez, kiracının evine gelir. Kiracı peynir koyar ortaya; bir fare belirir, “Canım,” der ev sahibi, “Bir fareden ne çıkar?” Kiracı ikinci peyniri koyar, bu kez iki fare daha gelir. O sırada bir balık süzülür duvardaki rutubetli çatlağın içinden… Gözleri fal taşı gibi açılan ev sahibi,“Bu da ne şimdi!” diye haykırır. Kiracı tebessüm eder: “Hele şu sıçan sorununu çözelim, sonra rutubeti konuşuruz.” Bu fıkra, apartman hayatının küçük bir evrenden farksız olduğunu fısıldar bize. Sadece mimari bir birliktelik değil, psikolojik, kültürel ve varoluşsal bir gerilimin de sahnesidir. Sıçanlar yalnızca hayvan değil; bastırılmış şikâyetler, görmezden gelinen gerçekler, halının altına süpürülmüş çatışmalardır. Duvardan çıkan balık, gerçeklikle olan bağın absürt kopuşudur. Rutubet ise birlikte yaşamanın öğrenilememişliğidir: bir vicdan lekesi, sessizce yayılan bir küf
1000Kitap
Ev SahibesiFyodor Dostoyevski · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202413,7bin okunma
Puan vermedi·
Bir ulus fiziksel bir yenilgiyi deneyimlenebilir, ancak bu yenilgi onu hiçbir zaman yok etmez. Ulus “psikolojik bir yenilginin kurbanı olduğu zaman … bu onun sonuna işaret eder.” August Comte tarafından belirlenen 3 temel aşama vardır. Bunlar sırasıyla Teolojik Aşama, Metafizik Aşama ve Bilimsel Aşamadır. Fikrimce Türkiye bu noktada Teolojik ve Metafizik Aşama arasında sıkışmış Batı Medeniyetinin 1790-1850 yıllarında ki dönemini yaşamaktadır. Harriet Martineau özgürlük konusunda kendisiyle iftihar eden, ama kadınlara baskı uygulamayı sürdüren bir toplumun ikiyüzlülüğüne dikkat çekmiştir. Bu konudaki şahsi düşüncem Kürt Siyasal harekatının tabanında gördüğüm sömürü düzenini kendi sömürgecisinden kopyaladığı ve bunu toplumsal dengede ezberle siyasallaştırdığıdır. Yani şikayetçisi olduğu şeyi kendi hayatında da fırsat bulduğunda yaratır. Ferdinand Tönnies Wesenwille ve Kürwille kavramlarını geliştirmiştir. Gemeinschaft ve Gesselschaft olmak üzere sosyal düzeni tıpkı islamdaki gibi kader ve rasyonel seçimler olarak dile getirmiştir. Emile Durkheim toplumsal iş bölümünü tıpkı insan vücudu gibi birbiriyle bağlantılı parçalara, ihtiyaçlara ve işlevlere sahip olduğunu aktarmıştır. Max Weber “Demir Kafesi” benzetmesiyle Protestan Ahlakı ve Kapitalizmin Ruhu’nda Batının kabile geleneği ve dini yükümlülüklerinin hakim olduğu bir toplumdan, ekonomik kazanç hedefine dayanan gittikçe seküler bir organizasyona evrimleşmesini açıklar. Bu konuda 1936 tarihli Modern Zamanlar filmindeki başrol oyuncusu Charlie Chaplin ile geniş kitlelere aktarılmıştır. Ayrıca Weber modern teknolojik toplumun etkili bir bürokrasiye bel bağlayacağını ve problemlerin yapıyla değil yönetim ve yeterlilikle ilgili olacağını, fazla katı bir bürokrasinin paradoksal olarak verimliliği artırmak yerine
Sosyoloji KitabıKolektif · Alfa Yayıncılık · 2019152 okunma
Reklam
Önce Söyleyene Bakarım
Puan vermedi·59 syf.··
2025 25. kitabı
August Comte, insanlık dini adı altında Pozivitizmi kurduğunun iddiasında bir zattır. Bu din kapsamında maneviyat reddedilir ve bir şekilde dünya kurtarılmaya çalışılır. Nasıl mı? Bir sonraki formül ile: Bu dinin tanrısı insanlık, peygamberleri bilim adamları ve mucizeleri ise ilmi keşifler olacakmış. Bu muhtevayı kitaba tab etmelerine rağmen yayınevi her nasıl bunu başardıklarını açıklama zahmetine girmeden demişler ki: (Aziz, kıymetli ve değerli) August Comte İslam hakkında güzel görünen bir kaç şey de söylemiş; dolayısıyla kıymetli bir insandır hadi kulak verelim dediklerine. Kendisine şükranlarımızı sunalım ve İslam davası bir eser ile daha güç kazansın. Ek olarak bir de aklın sınırlarını en üstten mertebeden zorlayarak şunu da ekleyebilmişler: "Eğer İslam varoluşu itibari ile bir tehditle karşı karşıya kalsaydı, onun için pozitivizmden daha emin bir sığınak olmazdı". Kitap orijinalinde pozitivizm yerine insanlık dini diyor; ama anlam bağlamında pozitivizm olduğunu anlamalıyız buradaki kastın. August Comte'nin kim olduğunu bildikten sonra onu aklımızda uygun bir yere koyarız ve sonrasında da neler söylediğine bakabiliriz bunda herhangi bir sıkıntı yoktur. Ama biz Müslümanların bu örtücülerin İslam'a dair söylediği bir kaç hoş kelimeye tavlanmamızda ciddi sorunlar görüyorum. Başta itiraf edelim ki; kitap August Comte'nin eserlerine CTRL+F yapılarak İslam kelimelerinin bulunması ve oradaki bazı paragrafların CTRL+C and CTRL+V yapılması ile hazırlanmasından dolayı sadece entellektüel bir çaba olarak August Comte'nin çıkarım'ına nasıl vardığını anlayamıyoruz. Sonuç olarak; August Comte'nin şunu ifade ettiğini anlayabiliyoruz: Çoktantanrıcılık --> Katoliklik --> İslam --> Pozitivizm olarak tedrici bir ilerleme vardır, insanlık için. Yayınevinin kitabı basma nedeni
İslamiyet ve PozitivizmAuguste Comte · Dergah Yayınları · 2017104 okunma
Puan vermedi·88 syf.·
2024 607. kitabı
İnsanlığın utanç duyacağı bır konuyu, ele almayı düşünmüyordum, Gündemdeki narin olunca okumaya karar verdim içim acıyor Acıdan sus kalıyor insan. Emile Durkheim, Fransız sosyolog, sosyolojinin kurucularından sayılmaktadır. Sosyoloji adı her ne kadar August Comte tarafından verilmiş olsa da Fransız sosyolojisi 19. yüzyılın sonundaki güçlü etkisini ona ve onun kurmuş olduğu L'Année Sociologique isimli yayına borçludur. .Ensest yasağı… Belki de kökenleri insanlık tarihinin ilk devirlerine kadar giden bir yasak. Yasağın ihlalinin cezası, bazen kırbaçlanma bazen de ölüm olmuş. Peki ensest neden yasaklanmış? İlkel bir hukuk düzenlemesine bile sahip olmayan kabilelerin esas tabularından biri olan ensest, gelişmiş bir hukuk sistemine sahip modern toplumlarımızı hâlâ nasıl şekillendirebiliyor? Din, etik, psikoloji ve antropoloji gibi ana disiplinlerin temel konularından biri olan ensesti ve yasaklanmasını kurucu sosyologlardan Émile Durkheim inceliyor.. 0 Yasak, başlangıçta kapatıldığı tanımlı sınırların dışına bir kez çıkıverdiğinde , bir tür mantıksal bulaşma yoluyla derece derece yayılır gider. (S:33) Ailenin Karanlık Yüzü: Ensest
İnsan ve Toplum Sosyoloji
Ensest Yasağı ve KökenleriEmile Durkheim · Pinhan Yayıncılık · 2019152 okunma
Martin Eden İncelemesi
Puan vermedi·520 syf.··
2023 6. kitabı
·
48 günde okudu
·
Okunma: 16 Mart 2023 19:30
Martin Eden'ın ölümü Aydınlanma'dan bu yana ortaya konan felsefenin de tökezlemesidir. John Locke'un bireyi öne alan serbest girişimci özgürlük anlayışı, Adam Smith'in liberal ekonomik yapı vurgusu ya da August Comte'un pozitivizmi ele alınan romanda bireyci, pozitivist Martin'in okyanus yüzeyine gecenin karanlığında gönderdiği baloncuk nasıl usulca patladıysa gerçekler yani realizm karşısında da işte öylece patlayıp yok olmuştur. Walter Benjamin'in sonradan ele alacağı üzere evet, tekniğin olanaklarıyla sanat yapıtı yeniden üretilebilir duruma gelerek kültür, sanat eserleri herkese açılmıştır ancak piyasa koşulları nedeniyle benzer kaygı ve ticârî hesapların gölgesinde -tam da Adorno'nun kaygısını duyduğu biçimde- sanat yapıtı yok olup gitmiştir. Hangi eserin yayımlanıp yayımlanmayacağına bir avuç editörün karar verdiği, yazılanların değil de ne kadar satış yapılacağının önemli olduğu, edebî romanın bir sanat eseri değil de salt bir meta olduğu endüstride estetik de, kültürel kaygılar da yok olup gitmiştir. Jack London'ın eseri topluma ve sanatın piyasadaki durumuna mükemmel bir ayna tutuyor olsa da sonunda gerçeğin ne olduğunu anlayan kahramanını öldürmesi belki de devrimci sanatın, toplumcu gerçekçiliğin defalarca tartıştığı uygun roman tasavvuruna uymayabilir. Ancak London'ın bu tavrı Ernest Fischer'ın edebiyat algısına ters düşmemektedir. Nitekim Fischer'a göre: Toplumcu sanatçı, emekçi sınıfın tarihsel görüşünü benimser. Ama bu, sanatçının işinde, emekçi sınıfını temsil eden her partinin ya da kişinin alacağı kararı ya da davranışı doğru bulmakla görevli olduğu anlamına gelmez. Martin Eden işte bu gerçekliği kavrayamamış, roman boyunca her şeyi derinlemesine anlayıp, sorgulamış olmasına karşın gerçeklik söz konusu olduğunda en azından Don Kişot gibi ölümünden
Martin EdenJack London · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025135,1bin okunma
Puan vermedi
Ibn Haldun kendi döneminde büyük bir şeye imza atmıştır. Tarih biliminin yanında Sosyal Bilimi yani Sosyoloji'yi keşfetmiştir. Ama ne yazık ki Ibn haldun'dan sonraki kuşak Ibn Haldun'u gelecek nesillere taşımamış ve bu keşfettiği bilimi kaderine terk etmişlerdir. Şuan da Sosyoloji'nin kurucusu ve Sosyoloji'nin babası August Comte kabul ediliyor . lakin Ibn haldun Agust Comte'den 5 asır önce yaşayan birisi idi.
Din
İbn HaldunAhmet Üzümcüoğlu · Parola Yayınları · 201974 okunma